Fotosenteze ışığın gücü ile üretim diyebiliriz. Güneşten gelen ışığı, yeryüzünü aydınlatan, sadece dev bir lambadan yayılan hüzmeler demeti olarak göremeyiz. Güneş ışığı aynı zamanda, Yaratıcımızın dünyadaki hayata sebep olması için perde olarak koyduğu dört temel unsurdan birisidir (diğerleri, toprak, hava ve su). Diğer unsurları bir yemeğin içindeki malzemeler olarak görebiliriz, fakat yemeği pişirmek için bir enerji gerekir. İşte hava, su ve topraktaki elementlerin pişirilerek önce şeker, sonra yağ ve protein olarak gıda paketlerine dönüştürülmesi için gerekli enerji Güneş ışığıdır.

Güneş ışığını teşkil eden ve hem parçacık hem de dalga özelliği gösteren fotonlar belirli bir enerjiye sahiptir. Güneşte kaldığımızda nasıl yandığımızı biliriz; derimiz kavrulur ve bazen bu kansere bile dönüşür. Bizi yakan Güneş ışığı, nasıl oluyor da bitkileri yakmıyor ve üstelik onların birer kimya laboratuvarı gibi olan bünyelerindeki faaliyetler için enerji kaynağı oluyor? Bir fabrikada, modern cihazlar bulunsa bile elektrik kesilirse üretim yapılamaz. Benzer şekilde, bitkilerin mükemmel hücre fabrikalarının üretim yapmaları için Güneş enerjisi şarttır.

Peki, bu Güneş enerjisi nasıl oluyor da şeker haline geliyor? Bitkilerin yapraklarının yaratılmasının bir hikmeti de budur. Sonbaharda kuruyup toprağa düşen ve ilkbaharda yeniden ortaya çıkan yemyeşil yaprakların her biri, aslında birer Güneş pili veya kolektörü gibi çalışır. Yapraklara ulaşan Güneş ışınları, tesadüfen ortaya çıkması katiyen mümkün olmayacak bir şekilde, elektron transfer zinciri gibi çalışan biyokimyevî süreçlerin işlediği kloroplast isimli organeller vasıtasıyla işleme tabi tutulur. Kloroplastlar, bitkiye yeşil rengini veren klorofil isimli bir pigment molekülü ile dolu makineler gibi çalışır. Kanımıza kırmızı rengini veren hemoglobinin yapısına benzer klorofil molekülünde, kanımızdaki demirin yerine bitkilerde magnezyum atomu yerleştirilmiştir.

Fotosenteze yüklenmiş birinci vazife, ışık enerjisini karbon atomlarının kimyevî bağları vasıtasıyla şekere dönüştürmektir. İkinci ve belki daha önemli bir vazifesi ise insanların ve hayvanların nefesle havaya verdiği veya yangınlar vasıtasıyla havaya karışan ve boğucu bir gaz olan karbondioksiti (CO2) parçalayarak karbon atomunu şeker molekülünde kullanmak, oksijen atomunu da havaya vererek kirli havayı temizlemektir. Böylece atmosferimizdeki oksijen yoğunluğu %21 nispetinde tutulur. Bütün ormanlar, çayırlar ve meralar, denizlerdeki yeşil alglerin hepsi, havamızı temizlemek için seferber olmuşlardır. Fotosentez için gerekli diğer önemli madde ise su olup toprakta zaten bol miktarda bulunur.

Paylaş
Önceki İçerikRecâ
Sonraki İçerikZıtların Âhengi