İnsanlık var olduğundan beri hayatın mânâsını sorgulamaktadır. İnsan kimdir? Nereden gelmiş, nereye gitmektedir? Hayatın ve ölümün anlamı nedir? İnsan bazen bu soruların doğru cevabını bulmuş bazen de yanlışın ve batılın cenderesine düşmüş, zulüm derelerine yuvarlanmıştır. Neticede bu cevaplara göre ya adaletle veya zulümle yönetilmiştir.

Çevresini dikkatle seyreden bir insan, zıtların iç içe bulunduğunu görür. Gece-gündüz, soğuk-sıcak, alçaklık-yükseklik, karanlık-aydınlık, beden-ruh, mücerret-müşahhas, kötülük-iyilik, yokluk-varlık gibi…

Bu girift münasebetler, birçok farklı seviyede görülebilir. Bunlardan biri de biyolojik ölçeklerdeki zıtlıklardır. Mesela bir karaciğer veya böbrek hücresinin içinde, her an devam etmekte olan kimyevî reaksiyonlar, farklı sıcaklıklarda gerçekleşmektedir. Aynı anda bir yandan yapım (anabolik), bir yandan da yıkım (katobolik) faaliyetleri, aynı hücre içinde olmaktadır. Hücrenin farklı bölümlerinde, farklı sıcaklıklarda, değişik faaliyetler yürütülmektedir. Bir hücreciğin içindeki zıtlıklar, her yerde benzer kanunların icra edildiğini, bütün kâinatın bir elden yönetildiğini fısıldamaktadır.

Biyoloji, genetik, biyokimya, fizyoloji, anatomi, histoloji, fizyopatoloji, farmakoloji, mikrobiyoloji, biyoinformatik, psikiyatri, psikoloji, sosyoloji gibi birçok bilim; insanın mükemmel bir yaratılışa sahip ve hayatın “saf iyilik” olduğunu, varlığın mükemmellik sergilediğini, ibret ve ölüme perde olması için yaratılan bazı zahirî kusurların bile farklı hikmetlerle bezenmiş olduğunu söylemektedir.

Vücudumuzda binlerce enzimden bir tanesinde eksiklik söz konusu olsa veya eksik görev yapsa kendisini “hastalık” olarak göstermektedir. Mesela bir damla kanda ortalama beş milyon alyuvar bulunmaktadır. Bir alyuvarın içinde, oksijen taşıyan, “hemoglobin” isimli demir molekülüyle bağlanmış proteinlerden 300 milyon kadar bulunmaktadır. Hemoglobin fazla olsa ayrı bir hastalık, eksik olsa ayrı bir patoloji olacaktır. Mesela kan hemoglobin seviyesi ile kemik dayanıklılığı arasındaki münasebeti araştıran Chuang M. H. ve arkadaşları, hemoglobin azaldıkça kemik yoğunluğunun da azaldığını, bu yüzden anemi hastalarının kemiklerinin kırılma riskinin daha yüksek olduğunu belirtmişlerdir.[1] Her bir hemoglobin molekülü dört peptid zincirine sahiptir. Bu zincirler de yüzlerce aminoasitten meydana gelmektedir. Sadece bir peptid zincirinde, 6. pozisyonundaki aminoasitin (glutamik asit ve valin) değişikliği sonucu, kanda oksijen taşımakla görevli hemoglobinler, yapıları bozulduğu için görevlerini tam olarak yapamaz hâle gelmektedirler. Sonuçta alyuvarlar orak şeklini alır ve tıpta “orak hücre anemisi” adıyla bilinen genetik hastalık ortaya çıkar. Orak hücre anemisinde dokular ve organlar, yeterli oksijen alamadığından hasar görür ve vücut enfeksiyonlara açık hâle gelir. Bu hastalarda gerekli önlemler alınmazsa (hatta bazen tedaviye rağmen) ağrı krizleri, felçler, organ hasarları ve kemik ağrıları ortaya çıkmaktadır.

Başka bir örnek olarak, eritrositlerde (alyuvarlarda) bulunan Glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzimi, hücreyi zararlı (kanserojen) saldırılara karşı korumakla görevli bir enzimdir. Bu enzim eksikliği, bütün dünyada yaklaşık 400 milyon kişide görüldüğünden en sık rastlanılan alyuvar enzim eksikliği hastalığı (Favizm, bakla bitkisinin ilmî isminden dolayı) olarak bilinir.[2] Bu enzimi eksik olan kişilerde, bakla yedikten 5 ile 24 saat sonra, ağır bir kansızlık ve böbrek yetersizliği ortaya çıkabilir.[3] Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İnsanı mükemmel olarak yaratan Allah, hastalıklar şeklinde bir kusurun nelere mâl olabileceğini de gözler önüne serer.

Mesnevi-i Nuriye isimli eserinde Bediüzzaman Hazretleri, kâinatta mutlak çirkinliğin olmadığını, çirkin (kusurlu) zannettiğimiz şeylerin de güzellerin güzelliğini gösteren bir kıyas unsuru olduğunu enfes bir örnekle anlatır. Tabiatları lâtif, ince ve hassas sanatlara meftun bazı insanlar, bilhassa has bahçelerinde pek güzel hendesevârî (geometrik) bir şekilde, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler ve o letafetin, o güzelliğin derecesini göstermek için bazı çirkin kaya, kaba ve gayrimuntazam heykelleri de ilave ediyorlar ki onların çirkinliği ve intizamsızlığı ile bahçenin güzelliği ve letafeti fazlaca parlasın. Dikkatli bir kimse baktığında anlar ki o kaba taşlar kasten bahçeye dikilmiştir. Güzellerin güzelliğini artıran, çirkinin çirkinliğidir.”[4]

Dünya bahçesindeki bitki, hayvan, insan, hatta cansız şeyler arasında, düzgün görünmeyen şeyler de yeryüzünün güzelliğine ve intizamına hizmet etmek üzere Yüce Yaratıcı tarafından yaratılır. Makro âlemlere bakışımızı yönlendirdiğimizde, kâinatın milyarlarca yıldır muazzam bir denge ve nizam içinde devam ettiği fark edilir. Güneş bir saniye görevini yapmasaydı, dünya ay üzerindeki çekim gücünü bir saniye kaybetseydi, dünya frenlenmiş gibi birden dursaydı, okyanusların karalara hücum edip dağların üzerini aşması gibi birçok karışıklık ortaya çıkardı. İnsan bedeninde olduğu gibi kâinatta da zıtlıkların bir arada bulunduğu ve muntazam bir şekilde devam ettiği görülür.

İyi bir niyetle ve düzgün bir bakış açısıyla varlığa, insana, dünyaya ve kâinata bakıldığında zıtlıklarla kurulan bir denge fark edilecektir. Her şey ya bizzat veya neticeleri itibariyle güzeldir. Bu hikmetten nasibi olmayan, zahirî kusur ve çirkinliklere aldanan, niyeti ve nazarı bozuk kimseler, kâinatı ve hayatı doğru yorumlayamazlar.

İnsanın benliğinde de çeşitli zıt duygular bir arada bulunur. Hiç kimse ne tamamen iyi ne de tamamen kötüdür. Kimi zaman iyiliğe yönelir seviniriz, kimi zaman kötülüğe yönelir üzülürüz. Hayat ne tamamen sevinçli ne de tamamen üzüntülü yaşanır. Zıtlıklar arasında mükemmel bir âhenk söz konusudur. Zıtlıklar; birbirlerini dengeleyen, hikmetli yaratılmış, ibretlerin sergilendiği tablolardır.

Gıda olarak aldığımız mis kokulu, güzel görünümlü meyve ve sebzeler, sindirim sisteminden geçtikten sonra, bakılamayacak kadar kötü bir görüntüye bürünür ve pis kokulu bir hâle gelir. Resmin sadece bu kısmına bakarsak, çirkin bir manzarayla karşılaşırız. Hâlbuki vazifeli bakteriler ve böcekler bu atıkları tekrar toprağa dönüştürmede istihdam edilir. Yediğimiz bir portakaldaki zerreler, belki birkaç sene sonra, elma olarak bize ikram edilir. Kendisini tanıttırmak ve sevdirmek isteyen Zât’a şükretmeye ve O’nun (celle celâluhu) iltifatını hissetmeye vesile olur. Resmin tamamına bakabilen selim bir kalb, hiçbir kusur görmez.

Dipnotlar

[1] M. H. Chuang ve ark. Low Hemoglobin Is Associated with Low Bone Mineral Density and High Risk of Bone Fracture in Male Adults: A Retrospective Medical Record Review Study. Am J Mens Health. 2019, May-Jun.

[2] Rati Devendra ve ark. G6PD A- is the major cause of G6PD deficiency among the Siddis of Karnataka, India. Annals of Human Biology, 2020, 47/1.

[3] D. C. Rees ve ark. Sickle-cell disease. Lancet 2010, 376, 2018–2031.

[4] Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 196.