Kardeşim Midhat Cemâl’e
Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd,
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd!
Diyor ecdâdımız makberlerinden: “Ey sefîl ahfâd,
Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd,
Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?

Otuz milyon ahâlî, üç şakînin böyle mahkûmu
Olup çeksin hükûmet nâmına bir bâr-ı meş’ûmu!
Utanmaz mıydınız bir, saysalar zâlimle mazlûmu?
Siz, ey insanlık isti’dâdının dünyâda mahrûmu,
Semâlardan da yüksek tuttunuz bir zıll-i mevhûmu!”

O birkaç hayme halkından cihangîrâne bir devlet
Çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;
Zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,
Otuz üç yıl devâm etsin, başından gitmesin nekbet…
Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!

—–
mülevves: Kirli, iğrenç.
ahfâd: Torunlar, gelecek nesiller.
hurûş: Coşma, gürleme.
mezbûhâne: Boğazlanırcasına.
bâr: Yük.
meş’ûm: Uğursuz.
zıll: Gölge.
hayme: Çadır.
lerzân eylemek: Titretmek.
nekbet: Talihsizlik.

Safahat, İstanbul: Sütun Yayınları, 2007, s. 73.