Mikrop Yuvası mı, Şifa Vesilesi mi?

1981 yılının yaz aylarında, Erzincan’da askerlik yaparken önceki dönemdeki askerlerden ayağı mantarlı birisinin kullandığı eski postalların içinde, sıcaktan ve havasızlıktan, ayak parmaklarımın arası mantar enfeksiyonu olmuştu. Mantarların arasına bakterilerin de yerleştiği, kanamalı çatlak ve yaralar yüzünden ayaklarım çok kötü bir vaziyetteydi. Öğle molasında abdest alıp mescidin gölgesinde namazı beklerken hem ayaklarım kurusun hem de belki ultraviyole ışınları enfeksiyona iyi gelir diye ayaklarımı güneşe doğru uzatarak beklemeye başlamıştım. Kısa sürede parmaklarımın arası sineklerle doldu. Çok şiddetli kaşıntıya dayanamayıp elimle sineklere vurup öldürmeye başlayınca, yanımda oturan arkadaşım Mehmet Bey, “Hocam niye öldürüyorsun? Üstad Hazretleri sinekler hakkında çok güzel şeyler söylüyor; onları temizlik işçileri olarak görüyor.” diyerek daha önce benim de okuduğum Lem’alar isimli eserindeki mevzuyu hatırlattı. Ardından 1979 yılında Sızıntı dergisi yayımlanmaya başladığında, yazılacak konular hakkında istişare edilirken Hocaefendi’nin yazdırdığı 33 hadisten bir tanesinin sineklerle ilgili olduğu aklıma geldi. Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem), Üstadımıza ve Hocamıza itimat ederek, sineklerin verdiği rahatsızlığa karşı dişimi sıktım. Ertesi gün yine aynı işlemi tekrar ettim. Üç veya dört gün sonra ayaklarım tertemiz olmuş, mantarlar geçmiş, yaralarım Hazreti Şafi’nin ihsanıyla iyileşmişti.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Sizden birinizin yiyecek ve içeceğine karasinek düştüğü zaman onu tamamen batırsın! Sonra çıkarıp atsın, çünkü sineğin kanadının birinde zehir, diğerinde şifa vardır. Hâlbuki o zehir taşıyan kanadını batırarak kendini korumak ister, işte bu sebeple sineğin tamamını batırınız.”[1]buyurmuştur. Sineğe dair bu hadis şimdiye kadar çok ciddi tartışmalara sebep olduğu için Müslüman hekimler genellikle bu konuya girmemiş, modern tıp anlayışının saldırılarına boy hedefi olmaktan çekinmişlerdir.

İmam İbn Hacer (1372–1449), bir âlimin “Sineğin sol kanadıyla kendini koruduğunu gözlemlediğini, böylece sağ kanatta şifayı veya panzehiri taşıdığı sonucuna varılabileceğini,” bazı âlimlerin de buradan hareketle “Bir sinek içinde yiyecek veya içecek bulunan bir kaba düştüğünde, kendini savunmak için refleks olarak mikrobu taşıyan kanadı öne çıkarır.” dediğini aktarmıştır. Sineğin bir kanadında hastalığa sebep olacak (toksin, bakteri veya virüs), diğerinde ise hastalığın tedavi olmasına tesir edecek maddeler taşıdığı şeklindeki yorumlardan hareketle “Sinek düştüğü kabın içine daldırılırsa, sahip olduğu panzehir ile zehri veya mikrobu yok edecektir.” şeklindeki bir bilgi bugüne kadar gelmiştir.

Mikroskobun henüz keşfedilmediği Orta Çağ’da, ne mikropları tanımlamak ne de sinek anatomisi ve mikrobiyolojisi hakkında bir şey söylemek mümkündü. Ancak Rönesans’la birlikte bilimde “deney ve gözlem” gibi çok önemli bir metodun temel olarak uygulamaya konulması, Batı’nın bilimdeki inkılabında dönüm noktası olmuştur. Böylece günümüzün tıp anlayışı için de söz konusu olan deney ve gözlem yoluyla “ispata dayalı tıp” düşüncesi öne çıkmıştır. İnsan aklının ikna olmasında maddî dünyaya ait sebeplere dayandırılan algıların önemi reddedilemez. Beş duyumuza hitap edecek müşahhas neticeler gösterilmedikçe insanın inanması zorlaşmaktadır. Hiçbir araştırma yapmadan, sadece peşin hükümlerimize ve geçmiş bilgilerimize dayanarak herhangi bir iddiayı hemen reddetmemek; deney ve gözlemden geçirip öyle hüküm vermek gerekir.

Bazı insanlar, bir kişinin yemeğine veya içeceğine bir sinek düştüğünde, bu mikrop dolu böceği tamamen batırınca hastalık yapmayacağı fikrini otomatik olarak reddedebilirler. Çünkü insana ilk anda tiksindirici gelen, her türlü pisliğe konup kalkan bir böcekten ancak hastalık bulaşacağını düşünmek mantıklı gelebilir. Eğer suyunuz veya yemeğiniz bolsa ve mideniz de kaldırmıyorsa, tabiî ki içmekten veya yemekten vazgeçebilirsiniz. Ancak çölde veya kıtlık zamanında, çok az suyu ve yiyeceği kalan birisinden, bir sinek yüzünden yemeğini veya suyunu dökmesini istemek çok zordur. Bu durumdaki bir kişinin Peygamberimizin tavsiyesine uyması gereklidir. Aksi takdirde susuzluktan veya açlıktan ölebilir. Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarındaki hikmete itimat eden birisinin bu hadisin doğruluğuna inanma hakkı vardır. Buhari Hazretlerinin rivayet ettiği bu hadis sahihtir.

O zaman yapılması gereken nedir? Deney ve gözlem dediğimiz metotla sineği laboratuvara sokarak incelemektir. Her şeyden önce, bir kimsenin yemeğine düşen sineği tamamen batırmasına rağmen hastalığa yakalandığını söylemek ve ispatlamak çok zordur. Yemeğe düşen sinekten dolayı birisinin hasta olduğu ispatlanırsa, ancak o zaman ciddi bir şekilde karşı çıkılabilir. Ayrıca birisi sineklerin taşıdığı birçok hastalık olduğunu söylerse, tabiî ki buna kimse itiraz etmez. Mesele sineğin mikrop taşıyıp taşımaması değil, sineğin taşıdığı mikroptan dolayı hasta olmamak için, hastalıktan korunma adına yapılacak bu davranışın doğru olup olmadığıdır. Zaten Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) tavsiyesinin hikmeti, kişiyi sineklerin taşıdığı mikropların sebep olabileceği hastalıktan korumaktır. Her şeyi yaratan ve yarattıklarının özelliklerini bilen Allah’ın (celle celâluhu), bu bilgiyi Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmeyeceğini kim iddia edebilir? Kullarına karşı nihayetsiz şefkatli ve merhametli olan ve her şeyi bilen Rabbimiz, onları korumak için böyle bir bilgiyi Resulüne niçin bildirmesin?

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Lem’alar isimli eserinde ve Latif Nükteler kitabındaki sineklere dair düşüncesini şöyle özetleyebiliriz: Sinekler gibi çok sayıda üreyip yayılan türlerin önemli vazifeleri ve değerleri vardır. Nasıl ki bir kitap kıymeti ölçüsünde çoğaltılıp yeni baskılar yapılır, sineklerin de ehemmiyeti ve kıymeti olması gerekir ki çok sayıda ürüyorlar.

Ayrıca yeryüzündeki hayvan cesetleriyle beslenen, temizlik işçileri hükmündeki diğer hayvanlardan da bahsettikten sonra, “Aynen onlardan daha mühim, sinekler dahi, insanın gözüne görünmeyen, hastalıkların mikroplarını ve zehirli maddeleri temizlemekle vazifelendirilmişlerdir. Mikropların taşıyıcıları değil, bilâkis zararlı mikropları emmek ve yemekle o mikropları imhâ ederek ve zehirli maddeyi bozarak zararsız hale getirirler. Böylece çok bulaşıcı hastalıkların önünü alırlar. Hem sıhhiye askerleri hem temizlik memurları hem kimyager olduklarına ve geniş bir hikmete mazhar bulunduklarına delil ise, onların gayet çokluğudur.” şeklindeki sadeleştirerek aktardığımız beyanları, sineklerin önemine dikkat çekmektedir.

Sinekler yeryüzünde çok yaygındır. Yaklaşık 125.000 türü bilinmekte olan bu büyük böcek takımının bizi ilgilendiren, evlerde yaşayan 10 kadar türü olup çok sayıda bakteri, mantar ve virüs gibi çeşitli mikropların bol bulunduğu ve kolay ürediği yerlerde, çöp ve atık organik maddelerle beslenirler. Dişi sinek, bazı hayvan dışkılarına veya çöplere bir kerede yüzden fazla yumurta bırakır. Bir gün sonra larva (kurtçuk) çıkar ve çevresindeki organik maddelerle beslenir. İki hafta sonra, tam ergin sinekler olurlar. Bu şekilde, dört nesil sonra, bir dişi sinek 1,5 milyon yumurta bırakır. Ancak bunların çoğu, hava şartları sebebiyle ölür veya kuşlar, sürüngenler, amfibiler ve diğer böcekler için yiyecek haline gelirler. Bir sinek en fazla 60 gün yaşayabilir.

Tabiattaki ekolojik dengeyi düşününce, aslında her türlü organik atık, çöp, ölü hayvan ve bitki, aklınıza ne gelirse, hepsini yiyerek temizleyecek türlerin mevcut olması gerektiğini görürüz. Karasinek, organik atık olan, çürümeye başlamış leşleri yerken at sineğinin dişisi, kan emerek beslenir. Dünyamızı temizlemekle vazifeli sinekler, bu kadar bol ve çeşitli atıkları acaba nasıl sindirebiliyor?

Sineklerin beslenmesi diğer hayvanların beslenmesinden çok farklıdır. Diğer hayvanların sindirim borusu içinde yaptıkları işlemi, sinekler vücut dışında yaparlar. Alınacak gıda sıvı ise iş daha kolaydır; sineğin ağız kısmı sıvı yiyecekleri sünger gibi emecek tarzda yaratılmış olduğundan hemen emerek mideye gönderir. Ancak kurumuş şeker gibi katı gıdaları çiğnemek için ağızlarında diş gibi yapılar olmadığı için, katı yiyecekleri sıvıya dönüştürmek veya en azından 0,45 milimetre veya daha küçük parçacıklara ayırmak zorundadır. Sinek, bunu yapmak için enzimler ve asitlerle hazırlanmış tükürük diyebileceğimiz bir sıvıyı midesinden kusarak çıkarır ve katı yiyeceği birkaç saniyede sindirilebilir hâle gelecek kadar çözer. Bu sırada o gıda atığında bulunan mikropların bir kısmı parçalanabilir, kalanlar da sıvılaştırılmış yiyecekle beraber hortumuyla emilerek midesine gönderilir.

İşte bu esnada kusmuk olarak alınan yiyecekler ve mikroplar, mideye giden sindirim borusundan geçecek kadar parçalanmamışsa, sinek bu yiyeceği kursak adı verilen diğer bir torbaya gönderir. Düzenli olarak çıkardığı taze tükürük, kursak ile ağız arasında yiyeceklerin geliş ve gidişine sebep olur. Sonunda sıvılaştırılmış yemek, mideye gönderilir. Bunun içinde enzimler ve asitli mide muhteviyatı ile kısmen parçalanmış mikroorganizmalar vardır.

İlmî Araştırmalar Ne Söylüyor?

Avustralya’daki Macquarie Üniversitesine bağlı Biyolojik Bilimler Bölümündeki bir ekip, sineklerin çürüyen gübre, et ve meyvelerle beslenirken bunların üzerinde üremiş olan bakterilerden kurtulmak için güçlü bir antimikrobiyal savunmaya ve bir dirence sahip olmaları gerektiği konusunda bir hipotez kurarak ne gibi antibakteriyel özellikleri olabileceğini araştırdı.

Bu hususta elde edilen ilk bilgileri Melbourne’daki Avustralya Mikrobiyoloji Derneği Konferansında sunan Joanne Clarke, “Yeni antibiyotikler için küresel bir araştırma gayretinin küçük bir parçası olarak daha önce hiç kimsenin bakmayı düşünmediği bir yere bakıyoruz.” diyerek sinekler üzerine yoğunlaştıklarını belirtti.

Sineklerin kendi antibiyotiklerini ürettiğini gösteren Clarke’ın araştırması, dört farklı sinek türünün çeşitli safhaları için sürdürülmüştür. Escherichia coli ve diğer hastalık yapma potansiyeli taşıyan bakterilerden, hatta belki de Staphylococcus aureus’tan kaynaklanan enfeksiyonlar için bile daha iyi tedaviler bulmak mümkün olacaktır.

İlk veriler geldikten sonra, sineklerden toplanan materyalden antibiyotik bileşiklerini izole etme safhasında, küresel bir ilaç şirketi bu çalışmayı altı yıl boyunca destekleme kararı vermiştir. Araştırma ekibi, spesifik antibakteriyel bileşikleri tanımlamaya çalışmaktadır. Neticede bunlar kimyevî olarak sentezlenecek ve bulunacak yeni antibiyotikler, başka mantar ve bakterilerden değil de sineğin vücut yüzeyinden elde edildiğinden, mikroplara direnç kazandıran herhangi bir genin patojenlere çok kolay aktarılmayacağı düşünülmekte, yeni antibiyotik formunun daha uzun ve tesirli bir tedavi ömrüne sahip olacağı umulmaktadır.[2]

Daha sonra Rus doktorlar da bu konuya merak sardılar ve sineklerin geleneksel ilaçlardan daha tesirli olabilecek birçok madde taşıdığını, bazı sinek kurtçuklarının çok güçlü tedavi edici tesirleri olduğunu gözlemlediler.[3]

Tokyo Üniversitesi’nden Profesör Juan Alvarez Bravo, sineklerin hastanelerden uzak tutulması gerektiğine dikkat çektikten sonra, “Ancak çok yakında sineklerden elde edilen özütlerden oluşan ilaçlarla birçok hastalığın hızlı tedavisine şahit olacağız.” diyerek, bu araştırmaları desteklediğini belirtmiştir.[4]

ABD’de bulunan Auburn Üniversitesi araştırmacıları, sineklerin tükürüğünde cerrahi kesiklerin ve kronik cilt yaralarının iyileşmesini hızlandıran bir protein keşfettiler. Entomolog (böcekbilimci) Ed ve Mary Cupp, karasineklerin kurbanlarının derisindeki kan akışını artırmak için avlarına enjekte ettiği proteini izole ettiler. Mary Cupp ve cerrah Swaim, antibiyotik tedavisinde bu proteini de birlikte kullandıklarında; cerrahi yaralar, deri ülserleri ve diyabetik ayak lezyonları gibi kronik yaraların çok hızlı iyileştiğini gösterdiler.[5],[6]

Başka bir çalışmada, sineğin ön ve arka bağırsak bölgelerinin iç tabakasını döşeyen epitel hücrelerinin, özel bir tabaka olan kütiküler bir astar ile yutulan bakterilerden korunduğu, bakterilerin hiçbir zaman bağırsak epiteline doğrudan temas etmediği ve sineğin bağırsağına zarar vermediği gösterildi. Çalışmada sineklere geçmişte çok radikal yaklaşıldığı ve insan sağlığı için sinek kontrolünün istismar edildiği düşüncesi paylaşılmakta, sineklerin sindirim enzimleri, lizozim ve antimikrobiyal peptitler gibi savunma silahlarından istifade ederek henüz kullanılmamış, mikrop öldürücü bir kaynak olabileceği ifade edilmektedir.[7]

Virüsler sığır, koyun ve kuşlarda birçok hastalığa sebep olur. Bu hastalıklardan bazıları, enfekte hayvan yoluyla insana geçebilen ensefalit, aftöz ateş (ayak ve ağız hastalıkları) ve ördek vebasıdır. Patates, domates, muz ve şeker kamışı gibi bazı mahsuller de viral enfeksiyonlarla tahrip olabilir.

Gerçekten sinek, birçok hastalığın virüslerini taşır ve sonuç olarak bu virüsler insanın yemeğine, içeceğine ve vücuduna geçer. Bu viral hastalıklar arasında yaygın olarak grip, kızamık, kabakulak, suçiçeği, siğiller, sarı humma, bulaşıcı karaciğer hastalıkları, bazı felç vakaları ve merkezî sinir sisteminin bazı kronik hastalıkları yer alır.

Mısırlı Zağlul en-Neccar hastalık yapıcı virüslerin bazıları doğrudan bir canlıya bulaşarak hücrelerinin içinde tahribat yaparken “bakteriyofaj” adı verilen bazı virüslerin ise bakterilere bulaşarak onların içine girdiğini söyler. İçine girdiği bakteriyi kısa sürede öldüren virüsler “virülan bakteriyofaj” olarak isimlendirilir. İşgal ettiği bakteri hücresini öldürmeyenlere ise “ılıman bakteriyofaj” denir.[8]

Virülan bakteriyofajların bulaştığı bir bakteri hücresinden 100’den fazla virüs serbest kalabilir ve bunların her biri yeni bir bakteri hücresine bulaşabilir. Enfeksiyonun yayılma devresi, bütün hassas bakteri hücreleri ölene kadar devam edebilir. Bakterilerin paraziti olan bakteriyofajlar keşfedildikten sonra bakterilerden kaynaklanan hastalıklara karşı tedavide kullanılmaya başlanmış, ancak antibiyotiklerin keşfiyle bu ilgi zayıflamışken günümüzde antibiyotiklere karşı bakteri direnci oluşmaya başlayınca, faj tedavisi yeniden ele alınmaya başlanmıştır.[9]

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, sinek içinde insanın bağışıklık sistemini iyileştirebilecek bir madde bulduklarını açıklamışlardır.[10]

Kahire’de Milli Araştırma Merkezi Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Bölümünden Rehab Muhammed Atta’nın çalışması da çok dikkat çekicidir.[11] Bu çalışmada, laboratuvardaki besleyici “agar” ortamında yetiştirilen bakteri ve mantarlara karşı, sineklerin sol ve sağ taraflarından ayrı ayrı alınan ekstrasyonlar (özütler) kullanılmıştır. Sineğin sol tarafından alınan özütlerin uygulandığı agar plaklarında hem bakteri hem de mantarlar üremişken sağ tarafından alınan özütün tatbik edildiği besleyici ortamda bakteri ve mantar büyümesi olmamıştır.

Sineğin hayatını sürdürdüğü çöpler ve leşler arasında vücudunun dışında çok sayıda zararlı bakteri barındırması ve bu yüzden hayatına devam edebilmesi için antibakteriyel malzeme taşıması sebebiyle bu durum gayet mantıklıdır. Hem sineğin ihtiyacını hem de insanların arasında salgın hastalıkların yayılmaması için gerekli antibiyotik malzemeyi bilen Kudreti Sonsuz Rabbimiz, sinek gibi küçük bir canlıyı bu işler için yaratmış olabilir.

Suudi Arabistan’daki Qassim Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Bölümünden Aj-Taili ve arkadaşları; farklı kaplara su, bal ve değişik meyve suları doldurarak yaptıkları deneylerde, içeceklerin içine sinek tamamen batırıldığında antibiyotiklerin bulunması sebebiyle mikrop üremediğini, tek tarafının batırıldığında ise mikropların varlığını tespit etmiştir.[12]

Özetle, her çeşit mikropla iç içe olan sineklerin vücudunda üretilen antibiyotik maddelerin, bakteri ve virüslere karşı sineği koruduğunu, insanlar arasında da salgınların yayılmasını önlemeye vesile olduğunu, en azından bu konuda araştırmalar yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. M. Atta’nın çalışmasında, “Bu hayatî panzehiri serbest bırakmanın en iyi yolunun, sineği bir sıvıya daldırmak olduğu gösterilmiştir, çünkü bu maddeler, sineğin gövdesi ve kanadın dış yüzeyinde yoğunlaşmıştır.” denilerek, hadis-i şerifin doğruluğu tasdik edilmiştir. Bu araştırmadan bahseden bir internet sitesinde meselenin hikmeti açıklanırken “Sineğin vücudunun dışında çok fazla zararlı bakteri ve virüs vardır, dolayısıyla hayatına devam edebilmesi için antibakteriyel malzeme taşıması gerekir. Bu malzemeler onu virüslerden ve hastalıklardan korumak için Allah tarafından sağlanmıştır.” denilmektedir.[13] Bütün bu çalışmalar ışığında, sineğin sağ kanadından antibiyotik elde etmek için daha fazla araştırma yapılması gerektiği görülmektedir.

Dipnotlar

[1] Ebû Dâvud, Et’ime, 49. Ayrıca bkz. Buhârî, Tıb, 57, Bed’ü’l-Halk 17; İbn Mâce, Tıb, 31, Nesâî, Fer’, 11.

[2] Danny Kingsley, ABC Science Online, 1 October 2002, The new buzz on antibiotics. Clarke, J., Gillings, M. ve Beattie, A. (2002). Hypothesis-driven drug discovery. Microbiology Australia, s. 8–10.

[3] Petersburg State University, (2006). The fly effect: Russian Scientists Invent new medicine with the help of flies.

[4] Bravo, J. A. (1994). The ointment in the fly: antibiotics. New antibiotic derived from a common fly. The Economist (US).

[5] Ed ve Mary Cupp (2005). Protein in Fly Saliva Speeds Healing of Incisions Wounds. Auburn University. R Am Ex Ars Medica, Inc., 7:23.

[6] Protein in Fly Saliva Speeds Healing of Incisions, Wounds 20-Jan-2005. www.newswise.com/articles/protein-in-fly-saliva-speeds-healing-of-incisions-wounds

[7] Nayduch, D. ve Burrus, R.G. (2017). Flourishing in Filth: House Fly–Microbe Interactions Across Life History. Special Collection: Filth Fly–Microbe Interactions. Annals of the Entomological Society of America, 2017, Vol. 110, No. 1.

[8] El-Neccar, Zağlul (2010). Housefly Falls into One’s Drink! 09 September 2010. www.quranandscience.com/quran-science/sunnah-science/204-housefly-falls-into-ones-drink-274

[9] Aydoğan, D.Y., Hadımlı, H.H. (2016). Bakteriyofaj Tedavisi, Etlik Vet. Mikrobiyol. Derg.; 27 (1): 38–47.

[10] Stanford University Medical Center, 2007. Fruit Fly Insight Could Lead to New Vaccines. Science Daily.

www.sciencedaily.com/releases/2007/03/070308220904.htm

[11] Atta, R. M. (2014): Microbiological Studies on Fly Wings (Musca domestica) Where Disease and Treat. World Journal of Medical Sciences 11 (4): 486–489.

[12] Aj-Taili, S.I., A.A.R. Al-Misnid ve K.D. Al-Uteybi, (2002). Wing One and the Other Disease Carrying the Cure. Qassim University. Danny Kingsley.

[13] Abduldaem al-Kaheel, 1995. New facts: fly have a cure, www.kaheel7.com/eng.

Bu yazıyı paylaş