Anadolu’nun her köşesi güzeldi benim için, ama Mevlana’nın diyarının ayrı bir kıymeti vardı gönlümde. Çiçeği burnunda uzman doktor olarak ilk tayin yerimin Konya’nın şirin bir ilçesi olması, Kerim-i Mutlak’ın sürpriz bir hediyesiydi benim için. Kerpiç evler, uçsuz bucaksız tarlalar, yüzleri yanık, elleri nasır tutmuş, güleç yüzlü insanlara gönlüm hemen ısınıverdi.

Yazın mevsimlik tarla işçileri gelip de ilçenin etrafındaki kuyuların yakınlarında çadırlarını kurunca, daha da şenleniyordu bu bereketli topraklar. Hasta sayımız da göçle birlikte artıyordu yazları.

Sıcak bir öğleden sonraydı. Muayene odasının kapısı çalındı. Çekingen bir hanım girdi içeri. Simli desenli, koyu mor kadife şalvarı ve eflatun yazması tarla işçisi olduğunu ele veriyordu. Yaşı genç olmasına rağmen, nasırlaşmış elleri, sıcağın altında çalışmaktan çatlamış dudakları, alnındaki çizgiler ve derin kahverengi gözleri onu yaşlı gösteriyordu. Geliş sebebini sorduğumda nereden başlasam der gibi ellerini yana açtı. “Her yanım ağrıyor, en çok da karnım.” dedi. Şikâyetlerini doğrulayacak herhangi bir muayene bulgusu olmayınca kalbini bir yoklayayım dedim. “Sen neden üzüldün ki?” diye sordum. Gözleri doldu, ellerini titreyen dudaklarına götürdü: “Üç kızım var. Benim adam üstüme kuma getirdi.” dedi. “Ne oldu sonra, o oğlan doğurdu mu?” diye sordum. “O da bir kız doğurdu; bir tane daha kız doğuracak.” dedi. Çağır bakalım şu adamı, bir görelim dedim.

45 yaşlarında, dinç bir adamdı. Omuzlarına attığı açık eflatun şal sebebiyle yanık yüzü daha da esmer görünüyordu. Bir hanımla karşılaşmayı beklemiyor olsa gerek ki beni görünce biraz şaşırdı. Kepini eline aldı. “Bu hanımın kalbi kırılmış.” dedim. Yutkundu, önüne baktı. Zeki adam hemen meseleyi anladı, diye düşündüm.

“Biliyor musun, bir münasebette 120 milyon tohum aktarılır. Bunların yarısı erkeklik, yarısı kadınlık aşısı içerir. Buna göre erkek veya kız çocuk dünyaya gelir.” dedim.

“Suç bendedir, he?” dedi.

“Hangi suç? Kız doğurmak suç mu?” dedim.

Önüne baktı, yutkundu, elindeki kepi biraz daha buruşturdu.

“O milyonlarca tohumdan sadece en hızlı olanı döllüyor o yumurtayı. En hızlının hangisi olacağına da Rabbimiz karar veriyor.” dedim.

“He ya, takdir-i İlahî.” dedi, rahat bir nefes alır gibi…

Adam önden, eşi arkadan odadan çıkarken sekreterim Hale’ye ilişti gözüm. Üç yıldır bebek sahibi olabilmek için tedavi görüyordu. Gözleri kızarmıştı. Üzgün ve kızgın görünüyordu. Bir kız çocuğu için bütün servetini verebilecek yüzlerce insandan birisiydi o.

Uzun ve Zorlu Yolculuk

Bir kadının yumurtalıklarındaki 400.000 yumurtadan, atıldığında yaklaşık 150–200 mikrometre olan bir tanesinin, sayıları 100 milyonu aşabilen, boyları 25–350 mikrometre arasında değişebilen spermlerden sadece bir tanesi ile döllenmesi neticesinde, yani milyonlarca ihtimalden birisinin gerçekleşmesiyle, dünya sahnesine sevk ediliyoruz.[1]

Özellikle erkek üreme hücreleri, varlık sahnesinde boy gösterebilmek için ciddi gayret gösteriyor. İnsan denen mucizenin yaratılması için yola çıkan milyonlarca spermi, zorlu ve uzun bir yolculuk bekliyor. Hedeflenen mahalde onları bekleyen yumurtaya ulaşmak için kendi cüsselerine nispetle oldukça uzun bir mesafeyi kat etmeleri, engelleri aşmaları gerekiyor. Yola koyulur koyulmaz kendilerini bir asit kuyusunda buluyorlar. Bu asit kuyusunu aşmak için güçlü bir hücre zarı ve iyi bir yüzme kabiliyeti gerekiyor.

Ön elemede başarılı olanların; dar, karanlık ve içinde yoğunluğu sudan çok daha fazla olan bir sıvının yüksek debi ile akmakta olduğu bir tüneli, akımın ve yer çekiminin tersine doğru geçmeleri lazım. Tıbbî adı “serviks” olan bu tünel, kadın rahminin boynu olup yaklaşık 4 cm uzunluğundadır ve yoğun içerikli salgı salgılayan guddelerle donatılmıştır. Bu mesafe, spermin boyunun yaklaşık 400 katıdır. Burada da milyonlarca yarışçının elendiği görülür. Canlı kalanların bir kısmı, yumurtlamanın biraz daha geç olma ihtimaline binaen, rahim boynunun derinliklerinde bulunan ve “kripta” denilen yarıklarda bir süre konaklar. Kendileri için donatılmış bu konforlu mekânda, dokuz güne kadar misafir edilirler. Bu sayede yumurta günler sonra atılsa bile hamilelik gerçekleşebilir.

Diğer spermler kendilerini rahim boşluğunda bulur. Âzâ ve cihazlarını bu çetin şartlara en uygun biçimde yaratan El-Bari’ye şükrederek yola devam ederler. Asit kuyusu ve yüksek debili akımı geçen spermler, rahim mağarasının sağ ve sol üst köşesine açılan tüp ağızlarına doğru yönelir. Yaklaşık 6–7 cm olan bu mesafe de onlar için çok uzundur. Burada da derin vadiler, engebeli araziler ve sarp sıradağlara benzeyen engeller onları bekler.

Bütün bu mâniaları aşıp tüplerin rahim boşluğuna açılan ağızlarına ulaştıklarında, birlikte yola çıktıkları arkadaşlarının çoğunun cansız bedenlerini, rahmin bereketli topraklarına emanet etmiş olurlar. Bu çileler, ulvî bir gaye uğruna çekilir.

Tüplerin uzunluğu 8–10 cm’dir. İç yüzeyi salgı hücreleri ve hareketli yüzey çıkıntılarına (silia) sahip hücrelerle döşeli olan bu borucukta kahraman spermler, hedefe biraz daha yaklaşır. Silialı hücrelerin hareketli yüzey çıkıntıları, şiddetli rüzgârın buğday tarlasındaki başakları savurduğu gibi, onları savurur. Bütün güçlerini toparlayıp yeniden yola koyulurlar. Bu esnada yumurtlama gerçekleştiyse, yumurta silialar tarafından rahim boşluğu istikametine, yani spermlere doğru nazikçe taşınır.

Yolcuların geleceği kendilerine önceden bildirilen tüp epitel hücreleri, günler öncesinden hummalı bir hazırlığa başlar. Hormonal değişikliklerle silia ve hücre katmanı sayısı artar. Epiteli döşeyen salgı hücreleri, salgı miktarını artırır, böylelikle muhtevanın ayarlanmasında istihdam edilirler.[2] Siliaların hareket sıklığı artar ve tüpleri çevreleyen kas tabakasının kasılma sıklığı değişir.[3]

Yumurtlama olmadıysa, spermlerden bir kısmı, tüpleri döşeyen epitel hücrelere yapışarak göreve hazır bir hâlde bekler. Bu bağlanma, spermlerin dölleme kabiliyetinin devam etmesini sağlar ve onların erken aktifleşmesini önler.[4]

Önlerinde hâlâ uzun bir mesafe olsa da sperm hücreleri hedefe biraz daha yaklaşmıştır.

Gözü, kulağı, elleri ve ayakları olmayan bu minik memurlara yumurtanın yerini bildiren ve onları bu hedefe doğru sevk eden kim diye düşünmeden edemiyor insan.

Yumurta ile sperm arasındaki kimyevî iletişim, özel bir haberleşme diliyle gerçekleşir. Spermlerin yumurtaya ulaşmak için ilerledikleri, cüsselerine göre epey uzun olan bu yolda, sperm davranışlarını belirleyen sinyaller, yumurta hücresinden ve kadın üreme sistemini meydana getiren dokulardan gönderilmektedir. Sperm hücresinin yüzeyinde, normalde burnumuzda bulunan ve kokuyu algılayan olfaktör reseptörlerin bulunması da çok şaşırtıcıdır. Spermler yumurtanın kokusunu, burunları olmadığı halde almaktadır âdeta.

Şimdiye kadar hızın, bu yarışta kritik bir rol oynadığını düşünüyorduk, ama yeni keşifler, meselenin çok daha karmaşık olduğuna işaret ediyor.4 Başlangıçta yola koyulan milyonlarca sperm hücresinden yaklaşık 250 tanesi döllenme mahalline ulaşabiliyor. Hedeflenen coğrafyaya sağ salim ulaşabilmiş bu gazilerden sadece onda biri dölleme kabiliyetine ulaşıp yumurtadan salgılanan kimyevi çekime sahip maddelere cevap verebilecek olgunluğa erişiyor.[5] Geriye kalan 20–25 sağlam savaşçıdan sadece bir tanesi içeriye kabul ediliyor.

Yumurtanın etrafına yerleştirilen, ince, geçirgen ve jelimsi tabakanın (zona pellusida) yapısı, ilk (ve son) sperm içeri girince değişiyor. Son derece yumuşak olan bu katman, çelik gibi sertleşip geçit vermez hâle geliyor. Bu harikulade reaksiyon sayesinde insan türü ve gen sayısı korunuyor. Âdeta yumurta diğer spermlere, “Beyhude yorulmayın, kapı kapalıdır.” diyor.

Yumurtanın, sperm hücresini seçtiğine dair gözlemler de yapılmıştır. Her erkek gamet hücresi farklı DNA dizilimine sahiptir. Bu farklılık onun yüzeyinde taşıdığı antijen çeşitliliğine de yansır. Belki de bu sebeple, İlahî bir emre itaat eden yumurta hücresi, kendisine en uygun DNA dizilimine sahip spermi içeri buyur eder.[6] Bu olağanüstü mekanizmanın kendi kendine çalışması mümkün müdür?

Kuzeybatı Pasifik Araştırma Enstitüsü başkanı Joe Nadeau’nun da dediği gibi, ” Döllenme asla tesadüfî değildir.”[7] Hayatımızdaki hiç bir şeyin tesadüfî olmadığı gibi…

Dipnotlar

[1] Baker Bellis, Number of Sperm in Human Ejaculates Varies in Accordance with Sperm Competition Theory. Animal Behaviour, 37/5, May 1989, s. 867–869.

[2] Türkiye Klinikleri J Med Sci. 2000;20(6):347–355.

[3] J Assist Reprod Genet. 2014 Oct; 31 (10): 1337–47. doi: 10.1007/s10815-014-0309-x.

[4] RBMOnline – 4/2. 160–169 Reproductive BioMedicine Online; www.rbmonline.com/Article/228.

[5] royalsocietypublishing.org/pb-assets/journals-logos/rspb-1540911457617.svg; Chemische Signale von Eiern erleichtern die kryptische weibliche Wahl beim Menschen; John L. Fitzpatrick ve ark., Veröffentlicht: 10. Juni 2020, doi.org/10.1098/rspb.2020.0805.

[6] Bellis, a.g.e.

[7] www.quantamagazine.org/choosy-eggs-may-pick-sperm-for-their-genes-defying-mendels-law-20171115/

Paylaş
Önceki İçerikEsas Hedef
Sonraki İçerikSevgiliden Mektup Var