Kur’ân-ı Kerim biz müminler için yanıltmaz bir kılavuz olduğuna göre, yolumuzu kaybettiğimizde ve fikren çıkmaza girdiğimizde, çözümü onda aramak durumundayız. Allah’a ve Resûlüne iman eden müminler olarak başımıza gelen bela ve musibetler karşısında duruşumuz nasıl olmalıdır?

Musibetlerin Sebep ve Hikmetleri

Allah musibetlerle imtihan eder. Bu konuda Bakara sûresinin 155–157. âyetleri bizi aydınlatır: “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz’ derler. İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Hidayete erenler de ancak onlardır.”

Allah musibetlerle manevî bağışıklığımızı güçlendirir. Sabredenlerin musibet gelip çarptığı anda söyledikleri söz dikkat çekicidir. “Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz.” Bu ifadeyi ancak kendisinin bir yolcu olduğunu düşünen söyleyebilir. Sabredenler bu testi başarıyla geçenlerdir. Evet, “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” demek, Yüce Yaratıcının gösterdiği yere dönme iradesinin sesi ve soluğudur. Ancak Müslümanlar arasında bu söz, “istirca” adıyla maruf olup sadece biri vefat ettiğinde söylenen bir ifadeye dönüşmüştür.

Musibetler Allah’ın çizdiği sınırın dışına çıkanları ikaz eder. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri, musibetleri kendisi için belirlenen sınırı aşarak başkasının tarlasına giren canlılara atılan taşlara benzetir. Canlılar taş atıldığını anlayınca, kendi alanlarına geri dönerler. Bu teşbih, âyetin mefhumuyla son derece uyumludur. Musibete maruz kalan birisi önce şunu düşünmelidir: “Ben Allah’ın çizdiği sınırın dışına çıkmışım!” Sonra muhasebesini inceden inceye yaparak fikir, inanç ve amel noktasında yeniden O’na dönmelidir.[i]

[i] Bkz. “Kötülüklerden dönüş yaparlar diye onları gâh nimetler gâh musibetlerle imtihan ettik.” A’râf, 7/168.