Ayna, edebiyat, kelam ve tasavvuf metinlerinde sık kullanılan bir metafordur. İnsan ve latifeleri, kâinat ve içindeki küçük büyük her şey, Allah’ın (celle celâluhu) isim ve sıfatlarını yansıttığı için aynaya benzetilmiştir. Bundan dolayı birçok ilim ehli, ayna (mir’at) kelimesine derin mânâlar yüklemiştir.

Aynanın iki tarafı vardır. Arka kısmı, yani siyah olan tarafı, insanın nefsanî veçhesini temsil eder. Ön ciheti ise kalbî, ruhî ve nuranî tarafını yansıtır. Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının tecelli merkezi ve imanın yeri olmasından dolayı manevî kalb, ayna gibi görülmüştür.

Divan şiirinde “ayna” ve “mir’at” mazmunları önemli bir yer tutar. Fatih Sultan Mehmed bir şiirinde, “Hüsn-i yâr âyine-i dilde görinmezse eger.” (Eğer o sonsuz güzellik sahibi olan Hazreti Cemil’in güzelliği kalb âyinesinde tecelli etmez ise)[1] der. Şeyh Galib’in şiirlerinde de bu kavrama rastlanır. O bir şiirinde, “Yârin âyînesi dildir”, başka bir yerde “mir’ât-ı kalbdir” ifadelerini kullanır.[2]

Aynalar Aynası

Bu kelime, Batılı İslam araştırmacılarının da ilgisini çekmiştir. İslam edebiyatı uzmanı, İngiliz oryantalist Reynold Alleyne Nicholson, kalbin cilalı bir ayna hâlini almasına değinir. Nicholson, kalbin günah ve kötü düşüncelerden arınınca, yakîn nuruna mazhar olacağını ve parlak bir ayna hâline geleceğini ifade eder.[3]

Aynanın faniliği sembolize eden yönü de vardır. Ayna, kendinden olmayanı yansıttığı için kalb, geçici olan mevcudat aynalarına gönlünü kaptırma riskiyle karşı karşıyadır. Üstad Bediüzzaman Said Nursi, insanın kalb, hüviyet ve mahiyetinin bir ayna hükmünde olduğunu söyler: “Senin fıtratında ve kalbinde bulunan şedid bir muhabbet-i beka, o âyine için değil ve o kalbin ve mahiyetin için değil; belki o âyinede istidada göre cilvesi bulunan Bâki-i Zülcelal’in cilvesine karşı muhabbetindir ki belâhet yüzünden o muhabbetin yüzü başka yere dönmüş. Madem öyledir. ‘Yâ Bâki, Ente-l Bâki!’ de. Yani madem Sen varsın ve bâkisin; fena ve adem ne isterse bize yapsın, ehemmiyeti yok!”[4]

Suad el-Hakim’in “mir’at” kelimesine yüklediği mânâ, düşünce ufkumuza farklı anlam kapıları aralar. Ona göre bu kelime, “göz veya basiretle görmek” anlamına gelir.[5] Hazreti Bediüzzaman İşaratü’l-İ’caz adlı eserinde, kalblerdeki sırları gösterdiği için gözün, kalbin aynası hükmünde olduğunu söyler.[6] Basiret, “kalbî görüş” mânâsına gelir. İnsan bu latifeyle, derecesine göre eşyanın perde önü ve arkasındaki cilve, nur, hakikat ve mânâları görerek iman iklimine açılır, tevhide ulaşır. Ayna hükmündeki mevcudatın gerçek sahibinin Allah (celle celâluhu) olduğu iz’anına varır. Aksi taktirde, sadece gözleriyle baktığında, mevcudat aynalarına âşık olup onların kalıcı olduğunu zannedebilir.

Birçok Hak dostu, aynayı Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) irtibatlandırmıştır. İbn-i Arabî, aynaların en üstün, en düzgün ve pürüzsüzünün, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) aynası olduğunu söyler. Cenab-ı Hakk’ın o aynaya, en kâmil mânâda tecelli ettiğini belirtir.[7] Fethullah Gülen Hocaefendi ise şu tespitte bulunur: “Server-i Enbiyâ (aleyhissalâtu vesselâm), bir mir’at-i mücellâ olarak bütün tecellîlere aynaların aynası olmuştur. Eğer o aynada tecellîler aksetmeseydi her yer ve her mevcut zifiri karanlıkta kalırdı.”[8]

Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) aynaya baktığı esnada yaptığı dua, tevhid adına çok önemli bir talim niteliğindedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), aynada mübarek yüzünü gördüğünde, şu duayı yapardı: “Allah’a hamd olsun. Allahım, bedenimi güzel yarattın, ahlâkımı da güzelleştir ve yüzümü Cehennem’e haram kıl.”[9] Hadis-i şerifte geçen “halk” kelimesi, bir şeyin cismanî yönü için kullanılır. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), mübarek yüzüne bakar bakmaz hamd etmesi, meseleyi aslına irca adına hayatî bir önem arz eder. Duada geçen “huluk” kelimesi ise, ahlak ve iç güzelliği mânâsına gelir. Böylelikle O (sallallâhu aleyhi ve sellem), işin batınî yönünü de Allah’a (celle celâluhu) isnat ederek görünen veya görünmeyen, ayna niteliğindeki her şeyin asıl Sahibi adına, nebevî bir talimde bulunmuş olur. Başka bir hadis-i şerifinde ise, “Lâ ilâhe illâllah ile imanınızı yenileyiniz.”[10] buyurarak bize, gönül aynamızı saf tutma adına hayatî bir ikazda bulunur.

Bütün mevcudat ve bilhassa insanın kalbi, Allah’ın (celle celâluhu) esma ve sıfatlarını yansıtan, sanatlı ve hikmetli bir ayna mahiyetindedir. Ancak insan, gafletinden dolayı, aynada yansıyan şeyleri aynanın kendisinden zanneder. Annemarie Schimmel’in dikkat çektiği gibi, aynanın yalnızca arka yüzüne hayran olur.[11]

Kur’ân-ı Kerim’in en parlak temsilcisi olan Nebi-i Muhterem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sünnet-i Seniyyesine müteveccih olan her gönül, istidadına göre parlaklığını hem dünyada hem de ukbada devam ettirecektir.

Bahsimizi bir Hak dostunun şu manidar beyti ile noktalayalım:

Âyinedir bu âlemde her şey Hak ile kâim,

Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim.

 

(Aziz Mahmud Hüdâî)


Dipnotlar:

[1] Fâtih Sultan Mehmed, Fâtih Dı̂vânı ve Şerhi, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan, 2014, s. 40.

[2] Zülfi Güler, Şeyh Galib Divanı’nda Ayna Sembolü, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, s. 13–15.

[3] Reynold Alleyne Nicholson, İslam Sûfileri, Ankara: T. C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 1978.

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 169.

[5] Suad el-Hakîm, İbnü’l-Arabi Sözlüğü, İstanbul: Alfa Yayınları, 2017, s. 87.

[6] Bediüzzaman Said Nursî, İşaratü’l-İ’caz, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 79.

[7] Suad el-Hakîm, a.g.e., s. 88.

[8] M. Fethullah Gülen, Fikir Atlası (Fasıldan Fasıla–5), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 168.

[9] Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, 1/403; Beyhâki, Daâvât’ul-Kebir, 2/82

[10] El-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl 2/204.

[11] Annemarie Schimmel, Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2002, s. 289.