Sehiv, yanılmaktan veya unutmaktan doğan hata anlamına gelir. “Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması veya öne alınması ya da bir vacibin terk edilmesi, geciktirilmesi veya değiştirilmesi hâlinde noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir.”[1]

“Biriniz namazında şüpheye düşerse doğrusunu araştırsın ve namazını kanaatine göre tamamlasın, sonra selâm versin ve sehiv secdesi yapsın.”[2] mealindeki hadis-i şerif, bizlere sehiv secdesini tarif eder.

Allah’ın (celle celâluhu) farz kıldığı ibadetlerde düzeltme kabilinden sehiv kavramı vardır. Hata yaptığınızın farkında olursunuz ve bunu düzeltirsiniz.

Sehve bir de binlerce mazlumun ve masumun içinde bulunduğu sıkıntılar açısından bakalım. Her şey güllük gülistanlık iken ibadetlerimizdeki noksanlıkları, insanî ilişkilerimizdeki eksiklerimizi görememiş olabiliriz. Yapmamız gereken okuma ve duaları yeteri kadar yapmamış olmamız muhtemeldir. Rabbimiz, bütün bu eksikler için arınma ve ihlaslı kulluğu kazanma adına bizlere âdeta sehiv secdesi yaptırmış olabilir. Rabbimizin hakkımızdaki tercihinin, en hayırlı tercih olduğunun veciz ifadesi olan hadis-i şerifi, hayatımıza serlevha yapmamız gerekir:

Hayır, Allah’ın ihtiyar buyurduğundadır.[3]

Bu hadis-i şerifin izahında, Fethullah Gülen Hocaefendi şunları ifade eder:

O’nun kesip biçtiği ve takdir etiğine razı olmak gerekir. Bu, Rabbe karşı hoşnutluk ifadesidir ki incelerden ince bir merbutiyet, kulluk ve ihlâs mânâları taşımaktadır.”[4]

Rabbimizin tercihini her zaman baş tacı edip ana kucağından daha sıcak ve şefkatli kader kucağına kendimizi atmamız gerekir. Şu ilahî nağmeler kulağımızda yankılanmalıdır:

Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216).

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tevbeyi sehve benzetmesi, değerlendirilmesi gereken çok önemli bir tespittir.

Aslında, tevbe de bir mânâda, tıpkı sehiv secdesi gibidir. Sehiv secdesi, namazdaki bir ihmal, bir terk ve bir yanılmaya karşı “cebren linnoksan”dır, yani ondaki eksiği, gediği sarma, pansuman yapma demektir. Tevbe de insanın şahsî hayatındaki hatalara karşı “cebren linnoksan”dır. O da bir sargıdır; kırığı ve çatlağı sarma, bir yönüyle, kulluk anlayışını yeniden cilalama mânâsına gelir. Diğer taraftan, hakikaten günahlardan ürküyor, onların öldürücülüğüne inanıyor ve akıbetinizden endişe ediyorsanız, hemen bir tevbe kurnasına koşmanız ve o günahlara tekrar dönmemek için elinizden gelen her şeyi yapmanız icap eder.”[5]

Nasıl olunursa olunsun, nerede bulunulursa bulunulsun, kardeşlerimiz konumlarının gerekliliklerini yerine getirip hakkını vermesi lazım. Allah ensarlık nasip etti ise onu yapmalı, muhacirlik nasip etti ise de onu. Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) medresesine kaydolduysa, arkadaşlarına ümit vermeli. Gaybubet yaşıyorsa, Ashâb-ı Kehf gibi, arkasından binleri sürükleyebilecek hâller ve fiillerle meşgul olmalı.

Bilemiyoruz, Ashâb-ı Kehf de Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) duası olan, “Benim canımı Müslüman olarak al. Beni salihler zümresine kat.” (Yusuf, 12/101) duasını mı yaptı, ama hâl dilleri ile bu duayı yapmış olabilirler. Kur’ân-ı Kerim’in anlatımı ile açık olan bir şey var ki fütüvvet ruhunu iliklerine kadar taşıyor olmaları.

Yaşananlar sehiv kabul edilmeli, Allah’a sığınmalı, “Kader adalet eder.” deyip yeisten uzak kalınıp ümitle coşmalı. “Allah neylerse güzel eyler.” demeli, her belayı tecessüm etmiş birer ikaz olarak kabul etmeli.

Rabbimizi anarken “Zülcelâli ve’l-ikram” diyoruz, demek ki celal ve ikram bir arada olabilir. Bu isim, çeşit çeşit imtihanların anlatıldığı bir âyeti hatıra getirir:

Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155).

Korku, açlık, mal, can ve ürünlere gelecek noksanlıklarla imtihanın her türlüsünün anlatıldığı celal tecellileri, ardından da “Sen sabredenleri müjdele.” ile de kerem ve cemal tecellisi…

Tergib edalı bir âyeti de hatırlayalım:

Kim Allah’a güzel bir işle gelirse, iyilik işlerse, ona on misli verilir; kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğüne denk bir ceza görür ve hiç kimseye haksızlık edilmez.” (En’am, 6/160).

Bazı âlimler bu âyeti tefsir ederken karşılıkların hem âhiret hem de dünyaya müteveccih olabileceğini söyler, yani Rabbimiz, aldığı her şeyin en az on katını nasip eder, yeter ki bizler O’nun rızası doğrultusunda hareket edelim, ümidimizi kesmeyelim. Allah emanet olarak almıştır; gerekli kıvama gelirsek, Allah emaneti tekrar tevdi eder, hem de ziyadesi ile…

Muhterem Hocamızın yapılmasını tavsiye ettiği ve bugünlerde çok fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dua ile yazımızı bitirelim:

Ya Rabbi, kırıklarımızı sarıp sarmala. Yaralarımızı iyileştir ve kırık döküklerimizi gider.”[6]

Dipnotlar

[1] El-Fetâva’l-Hindiyye, I, 138.

[2] Buhârî, Salât, 31.

[3] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/478.

[4] M. Fethullah Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler-3, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 99.

[5] M. Fethullah Gülen, Ümit Burcu (Kırık Testi-4), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 239–240.

[6] M. Fethullah Gülen, “Ramazan’da İnleyen Gönüller,” Bamteli, 27 Mayıs 2017, www.herkul.org/bamteli/bamteli-ramazanda-inleyen-gonuller

Paylaş
Önceki İçerikHicran
Sonraki İçerikMantis Karidesi