Bitkileri hep sessiz, sakin ve munis; hayvanları ise hareketli, saldırgan ve zarar verebilecek canlılar olarak biliriz. Ancak tabiat kitabını yazan Rabbimiz, hikmeti iktiza ederse, kudretini farklı manzaralar şeklinde sergilemeyi murat eder. Mesela, efsanevi bir bataklık sahnesi içinde, birbirinden cazip ve hoş görünümlü parlak kırmızı yapraklı bitkiler arz-ı endam eder. Bitkilerin yuvarlak ve kenarları dişli yaprakları, büyüleyici bir manzara sergiler. Onları hayranlıkla incelerken bir yaprağın yüzeyine bir sineğin konduğunu görürüz. Aniden kapanan yapraklar arasına sıkışan hayvancığın çırpınışları ve giderek erimesini seyreder ve bu acayip işlerde garip bir tılsımın olduğunu hissederiz.

 

Yeryüzünde çeşit çeşit eserler sergilenir. Her bir eser, âdeta seçkin cevherlerden yapılmış bir şaheserdir. Yüksek karbon depolama kapasitesiyle ekosistemimiz için çok kıymetli olan ve su arıtma tesisi gibi vazife yapan bataklıklar da bu mucizevî sergilerden biridir. Besin yönünden zengin olmasalar da bataklıklarda, birçok hayvanın yanında harikulade bitkiler de yeryüzü sakinlerinin nazarına sunulur. İşte bunlardan biri de büyüleyici güzellikleriyle ve sıra dışı hususiyetleriyle et yiyen bitkilerdir.

Çok nemli olan bataklıklarda bitkilerin çürümesiyle biriken kimyevî maddeler, ortamın asitlik derecesinin yükselmesine sebep olur. Bu durum, mikroorganizmaların ölmüş canlıları tam olarak parçalayamadığı ve dolayısıyla toprağa yeterli besin maddesi ilave edilmediği mânâsına gelir. Neticede bataklıklarda yetişen bitkiler, ihtiyaç duydukları bazı mineralleri topraktan temin edemezler. Her bir canlıya ihtiyaçlarını gönderen Rabbimiz, onların azot, fosfat, kalsiyum ve potasyum gibi temel ihtiyaçlarını ihtiva eden böcekleri, bu bitkilerin hizmetine sunar. Beyni, şuuru, aklı, gözü, burnu ve dili gibi organları ve özellikleri olmayan etçil bitkiler, kendilerine lütfedilen ilginç mekanizmalarla böcekleri tuzağa düşürüp yakalar ve hikmetli sindirim enzimleri ile onları parçalayarak topraktan alamadıkları mineralleri temin ederler.[1]

Bu zamana kadar keşfedilen 600’ü aşkın etçil bitki türü, genellikle bataklıklar, çalılıklar ve killi topraklar gibi besince fakir topraklarda bulunur. Bu bitkilerin mineral ihtiyaçları oraya gönderilen böceklerle karşılanır. Hem bu özel bitkileri hem de onların ihtiyacını en iyi bilen Vahid-i Ehad, muazzam bir tasarrufla hükmünü icra ederken tevhid nurunu parlatır. Bitkiler; rızıklanma için kendilerine lütfedilen sıra dışı kapan mekanizmaları, orijinal yaprakları, yaprak benzeri organları, avlarını kapana yönlendirecek ve çekecek tuzakları ve yönlendiricilerinin bir arada yaratılıp koordineli çalıştırılmasıyla Rabbimizin sıra dışı icraatını sergilerler.[2]

Elektron mikroskopları ile yapılan araştırmalar, bu bitkilerin böcekleri kapmada iş gören mekanizmalarını ve eritici salgı bezlerinin hususiyetlerini aydınlatmaya başlamıştır. Bazı bezler böceği tuzağa çekmek için kokulu ve tatlı nektar üretimi için, bazıları da avı yakalayıp sindirmek için vazifelendirilmiştir.

Şimdiye kadar karşılaşılan en büyük etçil bitki, Borneo Adası’nda bulunan Nepenthes rajah’tır.[3] Bu bitkinin yaklaşık 3,5 litre su ve 2,5 litre sindirim sıvısı kapasitesine sahip ibrik şeklinde bir kapanı vardır. Kurbağa, kertenkele ve kuş gibi küçük omurgalıların bile bu bitkinin tuzağına, düştüğü görülmüştür. Salgılanan nektar, sivri fareler gibi küçük memeliler için de çok cazip olduğundan bu hayvanlar, tuzağa düşmeden kapanın ağız bölümüne oturup nektar yalarken mineral yüklü dışkılarını da gıda olarak bitkiye bırakırlar.

Böcek kapan bitkileri Antarktika dışında bütün kıtalarda bulunurlar. Bunların en yaygın cinslerinden birisi Droseracinsine dâhil “Güneş Gülleri” olup 250 kadar türünün 165 kadarı Avustralya’da endemik (sadece o bölgeye has) olarak yaşar.

            Güneş Gülleri

Yeşil yapraklarının üzerini kaplayan ve uçlarında parıldayan damlacıklar taşıyan kırmızı dokunaçlarıyla göz alıcı görünürler. Bu damlacıklar, avı yakalamak için dokunaçların salgıladığı, berrak ve yapışkan mukopolisakkarit salgılardır.[4] Etrafta uçan bir sinek, parıltılı ve hoş kokulu damlaların cazibesine kapılıp dokunaçların üzerine konduğunda, yapışkan bir cendere tarafından kuşatılır ve kurtulmaya çalıştıkça daha çok sarılır.

Güneş güllerinin salgı bezleri uyarıldığında, avın hareket yönünde bir hareket başlar. Bu hareket, hücrelerin “turgor” adı verilen fizyolojik reaksiyonuyla sıvı yoğunluklarının hızla değiştirilmesiyle ortaya çıkar. Yakalanan ava en yakın sap kısmının kenarından başlayan hareketle yapışkan dokunaçlar avın yolunu keser. Olgun yaprakların ucundaki salgı bezlerinin tepesinde toplanan yapışkan damlacıklar, ava yapışarak kaçma imkânı vermez ve yapışkan maddeyle beraber avı sindirecek enzimler de salgılanmaya başlar. Bu enzimler, böceği çözer ve yapısındaki protein, karbonhidrat ve yağları parçalar. Ortaya çıkan sulu gıda maddeleri, yaprak yüzeyinden emilir. Yaprak tekrar açıldığında sindirim tamamlanmış, böcekten geriye sadece sindirilmeyen, kitinden yapılmış sert kabuk parçaları kalmıştır.

Güneş güllerinden en dikkat çekici olanı, “mancınık dokunaçları” ile Drosera glanduligera türüdür. Bu dokunaçlar, dokunmaya çok duyarlıdır ve tabanlarında menteşeli bir bölge bulunur. Bitki ilginç teçhizatı sayesinde, avını yaklaşık 65 milisaniyede içbükey salgı bezinin merkezine fırlatabilir. Bu haliyle de tıpkı diğerleri gibi her bir bitkinin, çiçeğin müzeyyen, mevzun, muntazam, manidar ve hikmetli yaratılışına şahitlik ederek Hakîm-i Zülcelâl’e işaret eder.[5]

  

İbrikotları (Nepenthes sp.)

Güçlü kokulu nektarıyla böcekleri kendisine çeken ibrikotu, zarif görünümüyle böcek yiyen bir bitkiye hiç benzemez. Çiçek gibi görünen tüp şeklindeki yaprakları, bitkinin meşhur sürahi şeklini meydana getirir. İbriğin içinde yağmur suyu, sindirim enzimleri ve bakteriler bulunur. Üzerinde ise bir kapak vardır ve cezbedici nektar, kapağın alt yüzeyindeki salgı bezi tarafından üretilir.

Nektara ulaşmak için ibriğin içine yönelen böcek, ibrikteki sıvı karışımına düşer. Yapraklardaki tüylerin hepsinin aşağı doğru şekillendirilmiş olması bu yapıyı bir kapan haline getirmiştir. Böcek, bu tüyler sebebiyle borunun içine kayar ve asit içinde boğulur. Fakat bitki, böcekten bu haliyle istifade edemez. Parçalanması için, sistemli bir işlemler zincirine ihtiyaç vardır. Bu işlemler için ise etsineği, titrek sinek ve sivrisinek gibi üç ayrı böceğin larvaları istihdam edilir.[6] Bu larvalar ibriğin içinde, kendileri sindirilmeden, yakalanan avın iş birliği içinde parçalanmasını sağlayarak hem kendilerine hem de bitkiye gıda temin ederler. Bitki, bataklıktan tedarik edemediği kalsiyum ve azot gibi maddeleri, misafir ettiği larvalar vesilesiyle diğer böceklerden temin eder. Başka böcekler yakalanıp sindirilirken bu larvaların hem sindirilmemesi hem de bitkiyle iş birliği içinde hemcinslerini parçalamaya yardım etmesi, ayrı bir araştırma konusu olarak çalışılmayı beklemektedir.

İbrikotunun da larvaların da ömrü yaklaşık bir yıl olduğundan, bitki bir ömür boyu larvalara ev sahipliği yapar. Larvalardan en saldırganı, her ibrikte bir tane bulunan 1,5 cm boyundaki etsineği larvasıdır. Bu larva, yakalanan böcek ölüsünün parçalarını yerken diğer ikisi sırasını bekler. Daha sonra titrek sinek larvaları yemeye başlar. Son olarak sivrisinekler de dökülen kırıntıları yer. Boyları 0,5 cm civarında olan titrek sinek ve sivrisinek larvalarının ibrikteki sayısı birkaç düzineye çıkabilir. Görüldüğü üzere, bir ibrikte, ibret verici, içi içe rızıklanma hadiseleri sahnelenmektedir.

            Sinekkapan Bitkisi (Dionaea sp.)

Etçil bitkilerdeki dokunaç, kese veya mancınık tuzakları gibi yakalama organları, bitkilerin çok hareketli böcekleri bile avlamasını sağlamak için yaratılan kompleks yapılardır. Bu organlar, tuzağın hızla kapanmasını tetikleyen, mekanik ve elektrik sensörlerle donatılmıştır. Av sensöre dokunduğunda, açık tuzak hâlinde depolanmış olan viskoelastik enerji, göz açıp kapayıncaya kadar salınır.[7]

Sinekkapan bitkisinin yaprağına bir böcek konduğunda hemen kapanır. İki parçalı görünen yaprağının her bir yarısında, avı tespit etmede vazifeli üç tane tetikleyici tüy bulunur. Yaprak üzerinde yürüyen bir böcek, bunlardan birine temas ettiğinde, tuzak kapanmaya hazırlanır, fakat hemen kapanmaz. İlk temastan sonra, yaklaşık yirmi saniye içinde başka bir temas meydana gelirse, mekanik reseptör hücreleri, bütün tuzak yüzeyi boyunca hareket eden bir elektrik uyarısı gönderir ve kapanma hareketi başlatılır. Böylece bitkinin yaprağı, iki kanatlı bir tuzağa dönüşür. Bu mekanizma sayesinde yaprak, sadece av olabilecek şeyler için kapanır. Yağmur damlası gibi şeylerin dokunmasına tepki vermez ve gereksiz bir kapanmaya bağlı enerji israfı önlenmiş olur.[8] Bu hadise, kâinatta sergilenen iktisat kanununa harika bir misal teşkil eder.

Diğer tüylerle avın protein kaynağı olabileceği tespit edilince, sıkı bir sarılma hareketiyle av yaprağın içine hapsedilir. Yaprak, âdeta bir mideye dönüştürülerek sindirim enzimleri salgılanır ve böcek sindirilir. Buradaki bir saniye kadar süren kapanma hareketi, bitkiler dünyasının en hızlı hareketidir. Yaprağın yeniden açılması 12 saati bulurken sindirimin tamamlanması ise yaklaşık iki hafta sürer. Bu sürecin her bir anında, Rabbimizin hayret verici tasarrufuyla bitki rızıklandırılırken böcek de yeryüzündeki vazifesini tamamlar ve terhis edilir.

Bazı türlerini incelemeye çalıştığımız etçil bitkilerde keşfedilen bu hayret verici hususiyetler, nice sırlar barındırmaktadır. Canlıların muhteşem bir mizan, nizam ve intizam içinde yaratılması, tefekkür ehline ibretli manzaralar sunmaktadır.

Dipnotlar

[1] Zuhal Özer, “Güzel, Çekici, ama Acımasız Etobur Bitkiler”, Bilim ve Teknik, Mayıs 1996.

[2] James L. Gould, Carol Grant Gould, Etçil Bitkiler, Olağan Üstü Yaşamlar, Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 39, s. 141–160.

[3] Özlem Ak, “Etçil Bitkiler”, Bilim ve Teknik, Eylül 2017.

[4] Adam T. Cross, Carnivorous Plants, A Jewel in the Crown of a Global Biodiversity Hotspot. Perth: Kwongan Foundation and the Western Australian Naturalists’ Club Inc.

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 387.

[6] Özer, a.g.e.

[7] Rainer Hedrich, “Carnivorous Plants”, Current Biology Magazine, 2015, 25/3.

[8] en.m.wikipedia.org/wiki/Venus_flytrap