İlk okuduğumda pek dikkatimi çekmemişti, sonradan farkına vardım. Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) mucizelerinin ilimlerdeki gelişmelerin ulaşacağı son noktaya işaret etmesi ve insanlara hedef göstermesi ile alakalı tespitlerin yer aldığı “Yirminci Söz”de, Bediüzzaman Hazretlerinin kullandığı ilgi çekici bir ifade vardır. Üstad Bediüzzaman, Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) mucizelerinden bahsedildiği, ölüleri bile Allah’ın izniyle dirilttiğini anlatan âyetin tefsirinde, her hastalığın devası olduğunu ve çalışıp araştırılarak bu devanın bulunabileceğini ifade eder ve şöyle der: “Hatta ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.”[1] Tıptaki ciddi gelişmelerle organ nakillerinin yapıldığı ve yoğun bakım imkânlarının arttığı malumdur, ancak bu hüküm, muhtemelen daha ileri bir seviyeye işaret etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de, ölülerin dünya hayatında diriltilmesi ile ilgili bazı mucizevî hadiselerden bahsedilir. Mesela Bakara sûresinde, Hazreti Musa (aleyhisselâm) ve kavminden bir sığır kesmesi istenmiş, sığırın bir parçası ile ölüye dokunmaları emrolunmuş ve tekrar hayat bulan maktulün, olayın aslını ve katilini haber verdiği anlatılarak Cenab-ı Hakk’ın ölüleri diriltmeye kâdir olduğu vurgulanmıştır.[2]

Bu konuda, Kur’ân’dan İdrake Yansıyanlar adlı eserde, “Meseleye sadece mucizevî yönüyle bakılabileceği gibi, geliştirilmiş daha yüksek teknoloji ve ileri bir genetik bilimiyle, mucizelerle son sınırı belirlenen bir yüce hedefe sırlı bir yönlendiriş söz konusu olabilir.”[3] denilmektedir.

Tıpta bazı hastalıkların tedavisi için biyolojik ilaçlar, belirli hayvanlardan elde edilir. Bakterilerin genetik olarak kodlanmış proteinleri hâsıl etme özelliğinden yararlanılarak insülin gibi bazı ilaçlar üretilebilir. Belki bu tür canlıların yardımıyla elde edilecek biyolojik ilaçların, ölüme muvakkat bir hayat rengi verilmesine katkısı olabilir. Bu konuda kök hücre çalışmaları, araştırmacıların ilgisini çeken bir sahadır. Bu metotla insanın kendisine ait kök hücreleri kullanılarak organ ve dokularının üretilmesi ve fonksiyonu bozulan organların yerine, reddedilme riski olmadan yenilerinin konulması mümkündür. Şu ana kadar bu alanda elde edilmiş pozitif bir sonuç bilmiyoruz, ancak bazı çalışmalarda, insanın cilt hücrelerinden alınan kök hücreler, başka bir canlının embriyosuna yerleştirilmiş ve bunun gelişebileceği gösterilmiştir.[4]

Bakara sûresinde, dünya hayatında öldükten sonra dirilme ile ilgili iki örnek daha anlatılır. Birinci misalde, ıssız bir şehre gelen bir kişi hayretle sorar: “Allah burayı bu ölümünden sonra nasıl diriltecek?” Âyetin devamı şu şekildedir: “Bunun üzerine Allah onu 100 yıl boyunca öldürüp sonra diriltti. ‘Ölü vaziyette ne kadar kaldın?’ diye sorunca o, ‘Bir gün veya daha az’ diye cevap verdi. Allah ona, ‘Hayır! 100 sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak! (Kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış) seni de insanlara canlı bir delil yapmak için öldürüp dirilttik. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz!’ Böylece işin gerçeği kendisine tam mânâsıyla belli olunca, ‘Artık pek iyi biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.’ dedi.” (Bakara, 2/259).

Bir sonraki âyette ise, Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) ölülerin diriltilmesi hususunda kalbinin mutmain olması için talebi, dört kuşu öldürüp farklı dağlara dağıtması ve onların tekrar diriltilip kendisine gelmesi nazara verilir.[5]

Tam mânâsıyla yeniden dirilme olmasa da Kehf sûresinde anlatılan Ashâb-ı Kehf kıssası da bu konuda bir misaldir. Mağarada 300 sene (veya daha fazla) uyuyan Ashâb-ı Kehf, uyandıklarında kendilerinin çok az bir süre uyuduklarını düşünürler.[6]

Aynı sûrede, Hazreti Musa (aleyhisselâm) ile genç arkadaşının yolculuğunda, bir sepette taşıdıkları balığın dirilip denize atlaması da anlatılır.[7]

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mucizeleri arasında, ölülerin dirilmesi ve konuşması rivayet edilir. Mesela, “Bir adam, Resûl-i Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselâm) yanına gelerek ağlayıp sızladı. Dedi: ‘Benim küçük bir kızım vardı. Şu yakın derede öldü…’ Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) ona acıdı. Ona dedi: ‘Gel, oraya gideceğiz.’ Gittiler. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) o ölmüş kızı çağırdı, ‘Yâ fülâne!’ dedi. Birden, o ölmüş kız

‘Lebbeyk ve sa’deyk’ (Buyur; emrin başım üstüne) dedi. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) ferman etti: ‘Tekrar peder ve vâlidenin yanına gelmeyi arzu eder misin?’ O dedi: ‘Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.’”[8]

Hazreti Enes ibn-i Mâlik rivayet ediyor: “Bir ihtiyâre kadının bir tek oğlu vardı, birden vefat etti. O sâliha kadın çok müteessir oldu. Dedi: ‘Yâ Rab! Senin rızan için, Resûl-i Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselâm) biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim. Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evlâtçığımı, o Resûlün hürmetine bağışla.’ Hazreti Enes der ki ‘O ölmüş adam kalktı, bizimle yemek yedi.’”[9]

Yaşlanmanın önlenmesi ve ölümsüzlük, insanların en büyük arzularından biri olmuştur. Bakara sûresinde bir topluluk nazara verilip insanların bu dünya hayatına gösterdikleri hırsları anlatılırken onlardan her birinin 1000 yıl yaşamak istediğine dikkat çekilir.[10]

Günümüzdeki tıbbî araştırmaların nihaî bir hedefi de ölüme çare bulmaktır. Ancak bu konuda Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) son sözü söyler: “Dikkat edin, tedavide kusur etmeyin! Allah, bir hastalık göndermişse muhakkak arkasından tedavi yolunu da göstermiştir. Bir tek hastalığın tedavisi yoktur. O da ihtiyarlıktır.”[11] Diğer bir hadis-i şerifte, ölümün çaresinin olmadığına da işaret edilir.[12]

Nobel Ödülü sahibi, Fransız cerrah ve biyolog Alexis Carrel, insan hücrelerinin müsait şartlarda ölümsüz olduğunu iddia etmiş,[13] fakat daha sonra Amerikalı anatomi profesörü Leonard Hayflick, DNA hasarı ve telomerlerin kısalması sebebiyle hücrelerin bölünmelerinin sınırlı olduğunu göstermiştir.[14] Telomer, her bir DNA’nın uç kısmında yer alan ve kromozomları koruyan yapıdır. Hücrelerimizin yenilenmesi sürecinde, her bölünmede telomerlerin uzunluğu kısalır ve kritik bir noktaya ulaştığında bölünme azalır. Telomerleri yeniden aktif hâle getirerek yaşlanma sürecini yavaşlatma, bilim insanlarının hayali olmuş, farelerde bazı olumlu sonuçlar elde edilmiş, ancak daha ilerisine gidilememiştir.

Son yıllarda büyük teknoloji şirketleri, insan ömrünü uzatma konusunda ciddi yatırımlar yapmaktadır. 2009 Nobel Kimya Ödülü sahibi Venkatraman Ramakrishnan, bu arzuyu, “Kaliforniya milyarderleri, hayatlarını güzel bir partideymiş gibi geçiriyorlar ve bunun bitmesini istemiyorlar.”[15] şeklinde dile getirir.

Bu konudaki gayretler pek ümit verici sonuçlar vermiyor, zira insan bedeni ölümsüzlüğe elverişli bir yapıda değildir. Yeni düşünülen çıkış yolu beyin ve makineleri bir araya getirmek. Neurolink’i kuran Elon Musk, dijital zekâ ile biyolojik zekânın giderek yakınlaşacağını, aradaki ilişkinin giderek artacağını ifade ediyor.[16]

Google makine öğrenimi projesinde çalışan Ray Kurzweil, 2029 yılına kadar, vücuda yerleştirilecek minik robotlar yardımıyla insan ömrünün ciddi bir şekilde uzayacağını iddia ediyor.

Ölüme çare bulma fikrinin tahayyülü bile, ölümü unutmaya çalışan insanlara yalancı bir ümit verebiliyor ve gaflette boğulanların, geçici dünya zevklerine daha büyük bir hırsla bağlanmalarına sebep olabiliyor.

Rabbimizin Muhyi, Kayyum ve Şafi gibi isimlerinden medet alarak hayatı fıtrata uygun bir şekilde muhafaza etme, hakikati keşfetme ve ilmi gerçek mecrasına taşıma misyonu, uzun vadeli ve kolektif bir hedef olarak bizi bekliyor.

Dipnotlar

[1] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 271.

[2] Bkz. Bakara, 2/67–73.

[3] M. Fethullah Gülen, Kur’ân’dan İdrake Yansıyanlar, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 64.

[4] Nicholas Wade, “New Prospects for Growing Human Replacement Organs in Animals”, New York Times, 26-1-2017, www.nytimes.com/2017/01/26/science/chimera-stemcells-organs.html

[5] Bkz. Bakara, 2/260.

[6] Bkz. Kehf, 18/9–26.

[7] Bkz. Kehf, 18/61–64.

[8] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 175; Kadı Iyâz, Eş-Şifâ, 1/320; El-Kurtubî, El-İ’lâm bimâ fî Dîni’n-Nasârâ, s. 364; Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ, 1/648.

[9] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 175; El-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 6/50; İbni Adiyy, El-Kâmil, 4/62.

[10] Bkz. Bakara, 2/96.

[11] Ebû Dâvûd, Tıb, 1; Tirmizî, Tıb, 2; İbn Mâce, Tıb, 1.

[12] “Şu çörek otunu kullanmaya devam edin çünkü onda her derdin devası vardır ancak sâm bunun dışındadır. Sâm ise ölümdür.” Müslim, Selâm, 88–89; Tirmizî, Tıb, 5; İbn Mâce, Tıb, 6.

[13] A. Carrel, A.H. Ebeling, “Age and multiplication of fibroblasts”, J Exp Med, 1921.

[14] L. Hayflick, “The limited in vitro lifetime of human diploid cell strains”, Exp Cell Res, 1965.

[15] Manu Joseph, “Is it possible to hack the brain to make us immortal?” 21-7-2019, www.livemint.com.

[16] Laduram Vishnoi, “How Can Artificial Intelligence Immortalize Human Beings?” 18-1-2018, www.entrepreneur.com/article/307675