Hizmet Hareketi ile yolunun kesişmesi hayli zor görünen bir arkadaşa sordum bir gün: “Nasıl oldu da Hizmet Hareketiyle tanışıp kaynaştın?” Hafif bir gülümseme ve içten bir bakışla “Abiler” deyiverdi. Sonra başladı o güzel “Abi”sini anlatmaya. Ondaki sadeliği, samimiyeti, rehberliği…

Çağlayan dergisi adına, Abdurrahman Baş ile aynı memleketten ve benim de 55 günlük asker arkadaşım olan eski bir dost arayıp da “Abdurrahman Baş’ı yazar mısın?” deyince yıllar önce yaşadığım bu hadiseyi hatırladım. Çünkü Abdurrahman Baş da birçok insan için ilham veren bir abiydi. Batı’da sıkça bahsi yapılan “mentor” ya da “rol modeli” biriydi. Gençlere rehberlik yapan, yaptığı o güzel işi rol icabı değil de tabiatının bir parçası hâline getiren insanlardan…

Bu mevzuyla alakalı unutamadığım bir başka hatırayı da zikredeyim ki Abdurrahman Baş’lar daha iyi anlaşılabilsin. Ülkemizin yetiştirdiği ve her kesimin takdirini kazanmış usta kalemlerden biri bir gün dedi ki “Küçük oğlum için gitmediğimiz psikolog, çalmadığımız kapı kalmadı. Bir gün onlardan biri uzun, ama başarısız bir tedavi surecinden sonra “Benden bu kadar!” dedi. Tam kapıdan çıkıyorduk ki “Beyefendi son bir şey teklif edeyim size; ama sakın beni yanlış anlamayın. Oğlunuzun yaşadığı bu sıkıntıları çözme adına bir de Hizmet Hareketi ile irtibata geçseniz. Orada abiler ve ablalar diye bilinen ve gençlerle çok kolay iletişime geçebilen, eğitimci insanlar var. Onların, bizim çözemediğimiz bu tip vakalara neşter vurabildiğini gördüm.” Duayen yazar konuşmasına şöyle devam etti: “Çocuğumuzu tedavi maksadıyla haftalardır eşiğini aşındırdığım psikiyatristin Hizmet Hareketiyle hiçbir ilgisi yoktu; ama etrafta gördüğü ve yaşadığı tecrübelerle bunu söylüyordu. Biz de ona itimat ettik ve kendisine saygı duyduğum bir meslektaşım vasıtasıyla Hizmet Hareketiyle irtibata geçtik. Çok şükür çocuğumuzu bu yolla yeniden kazandık.” dedi ve sonra da eşine dönerek “Öyle değil mi Allah aşkına” deyiverdi…