Şafak sökün ederken usul usul her sabah,
Cûşa gelir tabiat, nice varlıklar agâh…
Zikrederken erenler, kalpleri birer dergâh;
El açalım Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

Bir ikindi güneşi, kıpkızıl gök ve yerler;
Kıyamdadır ağaçlar, rükûda mor çiçekler…
Gönüllerden dökülen yedi kat arşa değer;
Dert yanalım Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

Gecelerin koyunda secde eder kutlular,
Sır ehline fısıldar veliler ve ulular…
Hâle gibi dizilir kalp ufkunda her “Hû”lar;
Yüz dönelim Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

Dert kamburu olmuş âh, her kalbin bir köşesi!
Darmaduman hayatlar, kalmamış hiç neşesi…
Bir mazluma layıkken tek kişilik hücresi;
İç dökelim Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

Semayı kuşatınca rahmet yüklü bulutlar,
Yağmur olup dökülür, damla damla umutlar…
Açılınca hâl ehline pek sırlı buutlar,
Yaş dökelim Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

Okumayı derk eder kul, Sûre-i Alak’la;
Yaradan’a sığınır İhlas, Nâs ve Felak’la…
Bembeyaz dilekçeyi yaldızlı bir varakla;
Arz edelim Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!

İlahî bir fermandır: “Yoksa kulun duası,
Hak katında olmazmış onun zerre bahâsı.”
Kalb ehlinin niyazı, en tesirli devası;
Kul olalım Mevla’ya, şimdi dua vaktidir!