Evrim teorisinde Batı’da gelinen noktayı Larry Hatfield şöyle özetliyor: “Evrimi tamamen reddeden bilim insanları, içimizdeki en hızlı büyüyen azınlıktır… ki bunların önemli bir kısmı da alanlarının gayet saygın isimleridir.”[1] Oysa Ernst Mayr, “Artık eğitimli hiç kimsenin evrim teorisi denen şey hakkında bir şüphesi kalmamıştır. O, göz önündeki gerçektir.”[2] demiştir.

Lee Strobel iki asırdır devam eden bu kavganın Batı’da geldiği noktayı, Hani Tanrı Ölmüştü? isimli kitabında özetliyor. Strobel, bugün yüzlerce bilim insanının evrimi sorguladığını, ancak seslerinin yeni yeni yükseldiğini söylüyor. Üstelik bu insanlar dünyanın en muteber üniversitelerinde akademik kariyerlere sahip bilim insanları. Biyolog, kimyager, zoolog, fizikçi, organik kimyacı, antropolog, moleküler ve hücre biyoloğu, jeolog, astrofizikçi ve diğer dallardan yüzlerce bilim insanı… Doktoralarını en saygın üniversitelerden almışlar: Cambridge, Stanford, Cornell, Yale, Rutgers, Chicago, Princeton, Purdue, Duke, Michigan, Syracuse, Temple ve Berkeley. Önemli üniversitelerden profesörler de onlarla birlikte: Yale, MIT, Tulane, Rice, Emory, George Mason, Lehigh. Bu muteber akademisyenler arasında; Hesaba Dayalı Kuantum Kimyası Merkezi, Princeton Plazma Fiziği Laboratuvarı, Smithsonian Enstitüsüne bağlı Tabiat Tarihi Milli Müzesi, Los Alamos Milli Laboratuvarı ve Lawrence Livermore Laboratuvarında görev yapan bilim insanları var.[3]

Bu kadar bilim insanı ne diyor? Dünyanın bir şeyi bilmesini istiyorlar hepsi birden: Onlar şüpheciler. PBS’nin yedi bölümlük Evrim dizisinde, “Bütün bilimsel deliller ve dünya üzerindeki bütün saygın bilim insanları evrimi destekliyor.” denilmesi üzerine, bütün bu bilim insanları ulusal bir dergiye iki sayfalık bir ilan verdiler. Başlık şöyle idi: “Evrime Bilimsel İtiraz”. Tezleri doğrudan ve açıktı: “Hayat formlarının karmaşıklığının, tesadüfî mutasyonun ve tabiî seleksiyonun sonucu olduğu iddiasına şüpheyle yaklaşıyoruz.” Devamında ise şunlar yazılıydı: “Evrim teorisi hakkında yapılacak titiz çalışmalar yüreklendirilmelidir.”[4]

Strobel, bunların dar kafalı köktenciler, Batı Virginia’daki köylüler veya fanatik dinciler olmadığını da ekliyor. Üstelik liste, Nobel Kimya Ödülü sahibi Henry F. Schaefer, Rice Üniversitesinde görev yapan kimyager ve nanoteknoloji uzmanı James Tour ve Yale Üniversitesinden biyofizik profesörü Fred Sigworth gibi alanlarının en muteber isimlerini de içeriyor. Strobel’a göre bu bilim insanları hep birlikte meslekî engizisyon tehdidi altında, söylenmeye cesaret edilemeyen şeyi söylediler: Kral (evrim) çıplak.[5]

Strobel şu açıklamayı yapıyor: “Lisede ve üniversitede evrimi araştırırken bana kimse, saygın pek çok bilim insanının bu fikirde olmadığını söylememişti. Yalnızca dünyadan haberi olmayan dar kafalı dindarlar buna karşı çıkıyorlar zannederdim. Biyoloji tarihçisi Peter Bowler’in ortaya koyduğu gibi, aslında ilim camiasında bu teoriye karşı 1900 yılı gibi erken bir tarihten itibaren sağlam eleştiriler gelmekteydi. Tabiî bundan da bana kimse söz etmemişti. PBS’nin popüler dizisinde de bundan bahsetmediler. Onun yerine bilim insanlarının itirazlarını görmezden gelmeyi tercih ettiler. Dizinin 151 sayfalık ayrıntılı bir eleştirisinde bu program; ‘Darwinci teorinin delillerine yönelik bilimsel itirazları âdil bir biçimde ortaya koymaktan aciz… ve sistematik olarak, evrime taraftar olmayan biyologların görüşlerini göz ardı eden’ bir program şeklinde tanımlanmaktadır.”[6]

Strobel evrim konusunda en yetkin isimlerden ve Neden Evrim Hakkında Bize Öğretilenlerin Çoğu Yanlış üst başlığı ile çıkan Evrimin Putları kitabının yazarı Jonathan Wells ile uzun sohbetler yapar. Wells, “Kitaplarda gördüğümüz evrim çizimlerinin hepsi ya yanlış ya da yanıltıcıdır.” deyince Strobel şaşkınlığını gizleyemez. Wells devam eder: “Darwinizm, bütün canlıların, uzak bir geçmişte yaşamış ortak bir atanın değişim geçirmiş nesilleri olduğunu savunur. Bu teori, sizin ve benim maymun benzeri atalardan geldiğimizi ve hepimizin, mesela insanla meyve sineğinin atasının ortak olduğunu öne sürer. Darwinizm mevcut türlerin, değişimle türeme vasıtasıyla açıklanabileceğini iddia eder. Neo-Darwincilik ise bu değişimin genlerde meydana gelen tesadüfî mutasyonlarla oluştuğunu söyler.” Delilin olmadığı bu teoride ona göre ortada bilim yok, mitoloji vardır âdeta. Wells, ders kitaplarında teorinin çürütülen delillerinin bugün hâlâ durduğunu da ekler. Strobel sorar: “Hayatın tabiî bir biçimde ve hiç yönlendirilmeden, kendi kendine oluştuğunu öne süren hiçbir teori yok mu yani?” Wells bu soruya, “Teori kelimesi çok kaypaktır. Ben aklıma esen her fikri hikâyeleştirebilirim ama bu hikâye daha sonraki hiçbir aşamada, hiçbir deneyle desteklenmiyorsa ciddiye alınmaya değmez. Ben tam anlamıyla deneyciyim, delil görmek isterim. Burada olmayan şey de işte bu: Delil.” şeklinde cevap verir.[7]

Strobel dini inancı olmayanların bile, hayatın kendi kendine olarak ortaya çıkma şansının o kadar az olduğunu gördükten sonra, tamamen materyalist bir sürecin varlığı, onlara dahi istatistiksel olarak saçma görünüyordu der ve ekler: “Bütün bu olan biteni açıklamak için sığındıkları tek bir kelime vardı: “Mucize”. Bu onların kullanmaktan iğrendikleri bir kelime olsa da artık onları buna şartlar zorluyordu.”[8]

Evrimin ispatlanamadığı hâlde neden bir tabu haline getirildiğini Phillip E. Johnson şöyle açıklıyor: “Bilim… materyalizm veya bilimsel natüralizm denen bir felsefeyle özdeş hâle getirildi. Bu felsefe, tabiatın sadece içindekinden ibaret olduğunu veya en azından bunun haricindeki hiçbir şey hakkında bir bilgiye sahip olamayacağımızı söyler.”[9]

John Lennox, bir kitabında[10] “Sorulmaya Cüret Edilemeyen Soru” başlığı altında, Çinli bir paleontoloğun Amerika üniversitelerinde gördüğü tepkiyi anlatır. Lennox bu konuya girmeden önce Richard Dawkins’in bağnazlığı üzerinde durur. Dawkins, “Tabiî seleksiyon sadece hayatın formunu değil onun varlığını da izah eder.” der ve kendisi bunun sorgulanmasına asla izin vermez. Dawkins’in şu sözünden onun zihniyetini anlayabiliriz: “Evrime inanmadığını iddia eden bir kişiyle karşılaştığınızda, onun mutlak surette cahil, aptal veya deli (veya pek tercih etmesem de kötü niyetli) olduğunu söylemeniz yerinde olur.”[11] Lennox, ilgili bölümde bilim insanlarında hiç şık durmayan bu öfkeyi anlamaya çalışır.

Çinli paleontolog Jun-Yuan Chen’in Çin’in Chengjiang şehrinde keşfettiği ve yaygın evrim görüşünü sorgulamasına sebep olan fosillerini üniversitelerde anlatmak için ABD’ye gelir. Bulduğu fosiller üzerinden üniversitelerde evrim teorisini eleştirir. İlgi çok sönük, suratlar da asıktır. Mihmandarına bu durumu sorar. Kendisine ABD’de evrime yönelik bu tür bir eleştirinin bilim insanlarınca hiç hoş karşılanmadığı söylenir. Bunun üzerine Çinli akademisyen Çin’le ABD arasındaki farkı veciz bir şekilde ifade eder: “Çin’de biz Darwin’i eleştirebiliriz, ama hükümeti eleştiremeyiz; Amerika’da ise siz hükümeti eleştirebilirsiniz, ama Darwin’i eleştiremezsiniz.”

Batı’da evrim teorisine yönelik en küçük bilimsel eleştiriye kapılar kapalıdır. Bu durumda evrime inanmazsanız bağnaz damgası yemeniz yetmediği gibi bilim kariyeriniz de tehlikeye girebilir. Bu kavgada bilimin, tekrar edilebilirlik, gözlem ve yanlışlanabilirlik gibi olmazsa olmaz kriterleri görmezden gelinmektedir.[12] Ancak kilise ile kavgalı Avrupa aydınlanmasının aksine, kurucu babalarının dinle problemli olmamasından dolayı, ABD’de evrim teorisi hakkında objektif yaklaşımlar görebiliriz.

Bugün gelinen noktada Tanrı’nın evrimle de yaratabileceği konuşuluyor. Francis Collins, kendisinin hem mucizeye inanan bir dindar hem de evrime inanan bir bilim adamı olduğunu söylüyor. Evrim teorisi yeterli delile sahip olmasa ve teoriyi çürüten çalışmalara hoş bakılmasa da Tanrı’nın devrede olduğu bir evrim teorisinin, tarafları yatıştıracağı düşünülerek ortaya atıldığını görmemek mümkün değil. Ne var ki bu yaklaşım, evrimci camiayı ikiye bölmüştür. Mesela “militan ateist” lakaplı evrimcilerin kralı Dawkins, bir konuşmasında evrim lobisinin kendisini reddetmesiyle alay eder. Dawkins oyuncağı elinden alınan çocuk gibidir âdeta. Dawkins şöyle der: “Yaratılışçılara bir konuda hak veriyorum; evrim, Tanrı fikrine zıttır.” Phillip Johnson’un dediği gibi şimdiye kadar, Darwinizmin bütün çabası, tabiatın kendi kendini yarattığını göstermekten ibaret görülüyordu.[13] Şimdi ise Batı’da “Tanrı evrimle yaratmış olabilir.” denilerek teorinin inançsızlık adına kullanılmasının önüne geçilmek isteniyor. Bu yeni bir durum. Elbette kendi kendine oluş gibi iddialar sebebiyle bizde “evrim” kelimesinin çağrışımları hoş değildir. Belki soru, “Allah (celle celâluhu) biyolojik değişimlerle yaratmış olabilir mi?” şeklinde sorulsa daha yerinde olurdu.

Peki gerçekten Allah genlerimize yerleştirdiği potansiyel ile biyolojik tekâmülle yaratmış olabilir mi? Elbette olabilir, ama konunun iki yönünü görmemiz lazımdır: Öncelikle bu soruyu, yaratma işini bizzat yapan Allah’a sormamız, yani O’nun iki kitabına, Kur’ân ve kâinata müracaat etmemiz gerekir. Allah, her varlığı başından beri müstakil bir tür olarak yaratıp bu yaratış üzerine mi devam etti, yoksa varlıkları zaman içinde birbirlerinden türeterek mi yarattı? Daha sonra şu soruyu sormalıyız: Bilim, türden türe geçişi ispatlayabildi mi?

Allah bize kendisini, “yaratmanın her türlüsünü bilir” (Yâsîn, 36/79) beyanıyla tanıtıyor. Dolayısıyla O istediği gibi yaratır. O’nun yaratma şeklini sınırlayan bir durum yoktur. Naslara baktığımız zaman (sübut ve delalet ilmi göz ardı edilerek yapılan, bilimsellikten uzak yorumları dikkate almazsak) naslarda insanın müstakil yaratılışına yapılan vurguyu görebiliyoruz.[14] Daha sonra genlerle korunan bu ilk yaratılış, küçük değişim ve gelişimlerle türünü koruyarak devam ediyor.

Bilim cephesine gelirsek, bugün var olan evrim teorisine eleştirel yaklaşabilme cesareti sayesinde teorinin zayıflığı her geçen gün daha net görülüyor. Evrim değişim/gelişim demek. Bugün gelinen noktada tür içi değişime sıcak yaklaşılıyor. Kendi kendine olmaksızın, Allah’ın ilk yaratışındaki müstakillikle beraber, türden türe geçiş de söz konusu olmadan, tür içi evrimi/biyolojik değişimi teori olarak kabul etmekte bir sakınca gözükmüyor. Tür içindeki küçük değişiklikleri fark eden Darwin, heyecanla bunun türden türe geçiş olabileceğini düşünmüştü, ancak bugün bu küçük değişikliklerin türün biyolojik sınırını koruduğunu biliyoruz.[15]

Teori üzerinden özellikle gençlerin yanlış yönlendirildiğini düşünerek onlara küçük bir tavsiyemiz var: Konu büyük tartışmalar içeriyor. Ancak bugün sizler teorinin artık Allah’ı inkârda kullanılamayacağını söyleyen bilim insanlarına şahitsiniz. Sahnedeki baskın karakterlerin etkisine girip bilimsellikten uzaklaşmayın ve teoriye bilimin kriterleri ile savcı gibi sorgulayarak yaklaşın. Bilimsel eleştirileri görmezden gelenlerin olduğunu unutmayın. Üstelik bunlar zaman zaman konumlarını baskı unsuru olarak da kullanabiliyorlar.

İnsanı yaratan Allah’tır (celle celâluhu). Allah’ın yaratmasının nasıl olduğunu iki yolla öğrenebiliriz: Kur’ân’ı ve varlık kitabını okuyarak. Vahyi anlamak için bir metodoloji olduğu gibi, bilimin de bilim üretme kuralları vardır. Bu her iki kitabı okuma yönteminin kurallarını öğrenmeliyiz. Bediüzzaman Hazretleri bu iki kitaptan bilgiye ulaşma yönteminin üniversite seviyesinde ele alınması için ömrünü verdi. Bilim ile dinin çatıştığını söyleyip nesilleri imansızlığa sürükleyenlere karşı o, Kur’ân’ı gönderen ile bilimin konusu olan varlığı yaratanın aynı Zât olduğunu, bilimin din ile çelişmeyeceğini, Medresetü’z-Zehra projesi ile ispatlamayı önerdi. Öyleyse akademik konularda seviyeli okumalar yaparak ve bilim insanlarının da insan olduklarını unutmadan, bilimsellik kriterlerini dikkate alarak sonuca varmaya çalışın. Lüzumsuz tartışmalara girerek kendinizi yormayın.

Dipnotlar

[1] Lee Strobel, Hani Tanrı Ölmüştü?, (The Case for a Creator: A Journalist Investigates Scientific Evidence That Points Toward God), (Zondervan, 2004)’den Larry Hatfield, “Educators against Darwin”, Science Digest, Kış 1979.

[2] Ernst May, “Darwin’s Influence on Modern Thought”, Scientific American, Temmuz 2000.

[3] Yaklaşık 1200 bilim insanın listesine, https://dissentfromdarwin.org/ internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

[4] Strobel, a.g.e., s. 45–46.

[5] A.g.e., s. 46.

[6] A.g.e., s. 46–47.

[7] A.g.e., s. 55–56.

[8] A.g.e., s. 58–59.

[9] A.g.e., s. 27.

[10] John C. Lennox, God’s Undertaker: Has Science Buried God?, Lion Hudson, 2009 (Aramızda Kalsın Tanrı Var, Çev.: Reşit Şahin, Sare Levin Atalay, İstanbul: Ufuk Yayınları, 2012), s. 127.

[11] Richard Dawkins, “Put Your Money on Evolution”, The New York Times Review of Books, 9 Nisan 1989, s. 34–35.

[12] The Science Book, London: Penguin Random House, 2014, s. 13; Caner Taslaman, Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı, İstanbul: İstanbul Yayınevi, 2007, s. 88.

[13] Richard Dawkins, “Militant Atheism”, www.ted.com/talks/richard_dawkins_militant_atheism/

[14] Bediüzzaman Said Nursî, Muhâkemât, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2013, s. 90. Ayrıca bkz.: M. Fethullah Gülen, Yaratılış Gerçeği ve Evrim, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 96–108; Yüksel Çayıroğlu, “Kur’ân’da hayvan türlerinin yaratılışıyla ilgili bilgi var mıdır?”, www.tr724.com/20-yazi-kuranda-hayvan-turlerinin-yaratilisiyla-ilgili-bilgi-var-midir/

[15] Prof. Dr. Arif Sarsılmaz, 110 Soruda Yaratılış ve Evrim Tartışması, İstanbul: Altınburç Yayınları, 2008, s. 84.

Paylaş
Önceki İçerikGönüller Tahtın
Sonraki İçerikVeri Bilimi