Bilmiyorum, ne tür zorlamalar veya komplolarla kendini o vadide bulmuştun! Kim bilir kimlerin ne tür bir gadri ile bu kötü yola itilmiştin, bilmiyorum… Fakat bir zulüm toplumunun şekillenişine safha safha şahitlik ettikçe, o batağa nasıl sürüklendiğini tahmin edebiliyorum. Galeyana gelmiş nefisler, kadın bedenini metalaştırdıkça, şehveti kutsadıkça… Zayıf ve çaresizler ateşe doğru itildikçe… Irzlar, namuslar payimal edildikçe… Sana “kötü kadın” diyenler seninle aynı eylemin içinde olmalarına rağmen “kötü erkek” diye anılmadıkça… Sürekli kötülüğü emreden nefislerinin yüzüne tüküremeyenler, çelme takıp düşürdüklerini aşağıladıkça…

Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) hikâyeni bize anlatmasaydı seni tanıyor olmayacak, belki de seninle aynı güzergahta yürüyen birinin yolunun Cennet’e çıkabileceğine ihtimal vermeyecektik.

O şefkat Peygamberinin (aleyhissalâtü vesselam) vahiyle biçimlenen kelimelerinde yer bulduğun için biliyorum hikâyenin her asırda yaşanabilir olduğunu. Kendi asrımın karanlığında, ızdırabını daha derinden duyabiliyorum.