Peygamberlerin, asfiya ve evliyanın hayatlarının bir döneminde mağara, hapishane veya farklı bir eğitim dönemi vardır. Bu dönem, yüklenecekleri büyük vazifeye hazırlıktır. Allah Teâlâ (celle celâluhu) o büyük insanları toplumun içinde bulunduğu menfi inanç ve ahlaktan uzaklaştırarak adeta bir uzlete alıp manevî beslenmeye tâbi tutar. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında bu dönem “tahannüs” olarak adlandırılan Nur Dağı dönemi iken, Hazreti Musa (aleyhisselâm) için kayınpederinin yanında geçirdiği eğitim dönemi, Hazreti İsa (aleyhisselâm) için de gaybubet günleri denebilir. Hazreti Yusuf (aleyhisselâm) için de hapishane, sonradan îfâ edeceği vazifeler için hazırlık dönemidir.

Yusuf sûresi, Kur’ân-ı Kerim’de bir peygamberin hayatının kronolojik olarak anlatıldığı tek sûredir. Kur’ân, Hazreti Yusuf (aleyhisselâm) kıssasını, “kıssaların en güzeli” olarak tavsif ederek dikkatlerimizi bu peygamberin hayatına çeker. Ancak onun hayatı, sıradan bir biyografi olmayıp her dönemin insanı için pek çok açıdan alınması gereken dersler ve ibretlerle doludur. Şüphesiz ki bunlardan biri de Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm), inandığı güzellikleri etrafındaki insanlara tebliğde bulunması ve bu vazifeyi yaparken kullandığı usuldür.

Sûrenin 36–42. âyetlerinde anlatılan Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) hapishanedeki arkadaşlarına tebliği, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara tebliğ yöntemi açısından önemli prensipleri içerir. Hazreti Yusuf’un hapishanedeki arkadaşları iki gençtir. Bunlar, bir vakit gördükleri rüyalarını, güvendikleri ve yakın hissettikleri Hazreti Yusuf’tan yorumlamasını isterler ve bu taleplerinin sonunda da “Çünkü biz seni iyilik yapan bir kimse olarak görüyoruz.” derler.