Mutasavvıf, musikişinas ve bestekâr Ahmed Avni Konuk, 1868 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İbtidâî mektebini (ilkokul) bitirdikten sonra hâfız olmuş ve camide verilen dersleri takip ederek Arapça öğrenmiştir. Daha sonra Galata Rüşdiyesine (ortaokul) girmiş, takriben 10 yaşındayken babası, birkaç ay sonra da annesi rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.[1]

Tahsiline Darüşşafaka lisesinde devam eden Ahmed Avni Bey, 1890 yılında mezun olup Sultan Abdülhamid’in iradesiyle Galata İttihad Postanesine memur olarak tayin edilmiştir. Memuriyeti sırasında Mekteb-i Hukuk-i Şahaneye (şimdiki ismiyle İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine) girmiştir. 1898 tarihinde, bu okuldan birincilikle mezun olmuştur.[2]

Arapça dışında Farsça ve Fransızca da bilen Ahmed Avni Bey, memuriyet hayatı boyunca gösterdiği gayret ve hizmetinden dolayı birçok takdir almış ve beyaz şeritli İstiklâl Madalyasına layık görülmüştür.[3]

Ahmed Avni Bey, günümüze kadar ulaşan en kapsamlı güfte mecmuası olan Hânende’yi 1899 yılında neşretmiştir. Toplam 766 sayfa olan Hânende’de, 95 makamdan 2706 eserin güftesi yer almaktadır.[4]

1904’te Selanikli Mehmed Esad Dede’ye intisap ederek Mevleviyye tarikatına girmiştir. Esad Dede’nin verdiği derslerde Mesnevî, Bostan ve Gülistan, Hâfız Dîvânı ve Fusûsu’l-Hikem gibi eserlerin mütalaasına iştirak etmiştir. Esad Dede’nin talebeleri arasında Mehmet Âkif Ersoy, Tâhirü’l-Mevlevî, Abdülbaki Baykara, Hüseyin Vassaf ve Abdülhay Öztoprak gibi isimler bulunmaktadır.[5] “Tâhirü’l-Mevlevî, Esad Dede’nin öğrencilerine bildiklerini esirgemeden öğretmelerini vasiyet ettiğini, sokakta ayak üzeri sorulan bir soruya bile uzun uzun cevap verdiğini söyler.”[6]

Es’adname’de Konuk, Esad Dede’yle ilgili hâtıralarını naklederken hocasının âdeta bir marifet okulu olduğunu, öğrencileri yeni bir şey öğrenmeden ayrılmadığını, öğrencilerin dikkatinin dağıldığını fark ettiğinde, ‘Durun size bir masal söyleyeyim.’ deyip oldukça hoş hikâyeler anlatıp bu hikâyeler üzerinden öğrencilerini uyardığını kaydetmektedir.”[7]

Ahmed Avni Bey, Esad Dede’den Farsça öğrenmiş ve Mesnevî’yi okuyarak icazet almıştır. Bu arada Fâtih türbedarı Ahmed Amiş Efendi’nin sohbetlerine de katılmıştır. Dârüşşafaka’da talebeyken okulun musiki muallimi Eyyûbî Zekâi Dede’den aldığı derslerle başladığı çalışmalarını mezuniyetinden sonra da hocasıyla devam ettirmiştir. Hocasından meşk ettiği eserleri hıfzederek bu eserlerin gelecek nesillere aktarılmasında bir köprü vazifesi görmüştür.[8]

Ahmed Avni Bey; klasik müziği bugüne aktarmada önemli hizmetler yapan Halil Can, Kemal Batanay ve Saadettin Heper gibi üstatlar yetiştirmiş, bunlardan biri olan Hacı Emin Dede, üstadı için “Ahmed Avni Bey zamanın Itri’sidir.” demiştir.[9]

Avni Konuk; telif, tercüme ve şerh türünde 30’dan fazla eser vermiş, bunlardan bir kısmı neşredilmiştir. Mesnevî-i Şerîf Şerhi,[10] Türkçede yapılmış en kapsamlı Mesnevî şerhidir. Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin eserinden hazırladığı Fusûsü’l-Hikem Tercüme ve Şerhi[11] ve Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi[12] ise öne çıkan diğer iki eseridir. Avni Bey, Mevlânâ ile Arabî’nin eserlerini, bir yapbozun parçalarını bir araya getirir gibi, karşılıklı atıflarda bulunarak şerh etmiştir.[13]

Hayatı boyunca şöhretten uzak durmuştur. 1925’te İsveçli bir oryantalist İstanbul’a gelir. Darülfünun hocalarından Mehmed Ali Aynî’ye Ahmed Avni Bey’i sorar, tanışmak ve elini öpmek istediğini söyler. Aynî böyle bir kimseyi tanımadığını ifade edince, müsteşrik hayretle, “Nasıl tanımazsınız? Biz onun Avrupa mecmualarında çıkan yazılarını zevkle okuyoruz, çok kıymetli bir âlimdir.” der.[14]

İstanbul Robert Kolejinde yayımlanan bir bültende, Avni Konuk’a din, sosyal meseleler, felsefe ve müzik alanında sorular sorulmuş ve bu yayın Avrupa ve Amerika’daki müsteşriklere gönderilmiştir. Ayrıca Avrupa üniversitelerindeki oryantalistler, halledemedikleri konuları Konuk’tan sormuş ve cevaplarını dergilerinde neşretmişlerdir.[15] Bu soru ve cevapların bir kısmı, Amerika’dan Sorulan 17 Suâle Cevaplar isimli, henüz neşredilmemiş el yazması eserinde yer almaktadır.[16] Ahmed Avni Bey, “Mademki peygamberlerin tebliğlerinde esas olan Hakk’ın vahdâniyeti ve hâlikıyyetidir, o zaman neden çeşitli peygamberler gelmiştir? Tek bir peygamber ve tek bir kitap yeterli değil midir?” “İslam neden bütün insanlığa gönderilmiştir?” gibi sorulara cevaplar vermiştir.[17]

Bektaşilik tarihi konusunda araştırmalar yapan Amerikalı Türkolog John Kingsley Birge (1882–1952) o sıralar İstanbul’dadır. Kendisine yazdığı bir mektuba Ahmed Avni Bey şöyle başlar:

“İstanbul, 8 Nisan 1937

Muhterem Beyefendi,

Bu vesileyle evinizde yapılan en son toplantımız esnasında müzik ayinine göstermiş olduğunuz büyük ilgiye takdirlerimi sunmak isterim. Tüm dinleyicilerin arzusu doğrultusunda size Türk müziği hakkında bir özet ve Türkçe güfte tercümeleri ile bazı giriş notları göndermiştik.”

Orijinali İngilizce olan mektupta şu ifadeler de yer alır: “Yaklaşık 12 yıldır bu alanda çalışan arkadaşlarımdan birisi A. Adil,[18] ki kendisi bu mektubu benim için kaleme alan şahıstır, Fusûsul-Hikem isimli kitabın mukaddimesini bazı Fransız ve Belçikalılar için Fransızcaya tercüme etmiştir.”[19]

Ahmed Avni Bey, bir hâtırasını şöyle paylaşır: “Kâmilin önüne gelen cehlin, ne sûretle ilim olduğunu fakir, başıma gelen bir vaka ile arz etmeyi faideli görürüm: Bir cuma günü Fatih Câmi-i şerîfinde Mesnevîhan olan mürşîdim Mehmed Esad Dede Efendi Hazretleriyle namaz vaktine intizaren kütüphane cihetindeki kahvelerin birisinde oturmuş idik. Hâl-i hazırda o kahvelerin binaları yıkılmış ve orada kahvehane kalmamıştır. O sırada kitapçı Mehmet Efendi adında birisi, fakire birtakım kitaplar getirdi. Biz kitaplara bakarken ezan-ı şerîf de okunmaya başladı. Kitapları görmek ve pazarlık etmek için vakit kalmadığından ve dairede öğle tatili zamanlarında gelen işlere ‘Taamdan sonra bakarız.’ demeğe alışmış olduğumdan, orada kitapçıya dâhi gafletle ‘Taamdan sonra bakalım.’ deyiverdim ve Hazreti Dede’nin ‘Bak şuna! Aklı fikri taamda!’ diyeceği hâtırası gelmekle, pek ziyade utandım. Hazret derhal bu gafletime ve mukteza-yı hâlden cehlime karşı ‘Evet, evet doğru söyledin; namaz taam-ı manevîdir, ezân-ı şerîf bu ziyâfet-i ilâhiyyeye da’vettir.’ buyurdular. İşte benim cehlim, onların önünde bu sûretle ilim oldu ve ibâdetin bir taâm-ı mâ’nevî ve ezân-ı şerîfin bir ziyâfet-i mâ’nevîyyeye dâvet olduğunu fakire tâ’lim buyurdular.”[20]

Ahmed Avni Konuk’un, “aşkla yapılan bir iş”[21] olarak tarif ettiği tercüme ve şerh çalışmalarında kurduğu veciz ve hikmetli cümleler, derin irfanını yansıtır. İşte bazı misaller:

“Dipsiz malumat ile uğraşacağına kendi haddini ve tarifini bil ki bunu bilmek senin için zarurîdir. Zira (hadis-i şerifte) ‘Nefsini bilen Rabbini bildi.’ buyrulmuştur. Binâenaleyh eğer kendi nefsinin haddini ve tarifini bilirsen, sana pek lazım olan Rabbini bilmek faidesi hâsıl olur.”[22]

“Sana kira ile verilen bu cisim dükkânı içinde oturmuş eskicilik ve yama yamayıcılık ediyorsun; hâlbuki bu dükkânın altında iki maden, yani gümüş ve altın madenleri vardır. Gümüş ve altın madenlerinden murad, marifet-i nefs ve marifet-i Hak’dır.”[23]

“Meyve ağaçta tamam olduğu vakit Araplar ‘Meyve hür oldu.’ derler. Nihâyetin alâmeti odur ki bir şey kendi evveline vâsıl ola.”[24]

“Firavun’un kahr-ı sûrîsi (görünüşteki büyük eziyeti) altında Hakk’ın lütf-i manevîsi vardır; mânâ sûrete gâlib olduğu gibi Hakk’ın lütf-i manevîsi dahi gayrın kahr-ı sûrîsine gâlibdir!”[25]

“Batinî olan kuvvet, zahirî olan kuvvete daima gâlibdir.”[26]

“Aklın iki sıfatı vardır ki birisi ebedî olan maâdından (âhiretinden) agâh ve fâni olan maâşından (dünyasından) gâfildir ve diğeri ebedi olan maâdından gâfil ve fâni olan maâşından agâhtır. Evvelki vukuf ve gaflet memduh (övülür) ve ikinci gaflet ve vukuf ise mezmumdur (kınanır).”[27]

“Yâr-i sâdık, düşünce ve fikirlerin merdiveni olup senin aklını ve görüşünü kuvvetlendiren kimsedir. Ulemâ-i zâhir (hakikate intikal edemeyen şekilci âlimler) ise senin aklını kendisi gibi yarı yolda bırakır.”[28]

“Ey cisim, hazz-ı nefsânîye teveccüh için sebebler icadını bir müddet olsun terk et de birkaç zaman ölümden evvel ruhun hükmüne tâbî olarak bu âlem-i kesâfetten âzâd ve hür olarak yaşa!”[29]

“Noksan ancak mertebe-i kemâlde görünür.”[30]

“Âlem-i sûrette ve kendinin sıfat-ı nefsaniyyesinde müstağrak olan (batan) kimse, meydan-ı zuhûrda hep ayıp ve kusur müşahede eder.”[31]

“Hükemâ (hikmet sahipleri) demişlerdir ki bir kimsenin diğer bir kimsede gördüğü ilk kusur, kendi nefsinin pek âşina olduğu bir kusurdur.”[32]

“Şakî (kötü huylu ve bedbaht) olanlara a’mâl-i kabiha (kötü ameller) kolay gelir ve saîd (güzel huylu ve bahtiyar) olanlara da a’mâl-i hayriyye (hayırlı ameller) kolay gelir.”[33]

“İyi olan iyiyi, kötü olan kötüyü bulur.”[34]

“Ey birader, dergâh-ı manevi-i ilâhî bî-nihâyedir (sınırsızdır); her nereye erişirsen yallah, durma!”[35]

“Anlayanlar görmeseler bile kabul ve tasdik ederler. Anlamayanlar görseler de red ve inkâr eylerler. Sözlerimiz anlayanlaradır.”[36]

Ahmed Avni Bey, tasavvufu şöyle tarif eder: “Kesr-i amel, kasr-ı emel.”[37] (Salih amelin artırılması, uzayıp giden emelin kısaltılması).

Fîhi Mâ Fîh tercümesinin giriş kısmında yer alan münacatının ilk iki mısraı şu şekildedir:

 

Yâ Rab nigâh-ı lütfun içündür bu meşgâle

Zulmetde reh-nümâ bize ancak o meş’ale.[38]

 

(Yâ Rab! Bu uğraş, lütfuna ermek, kutsî teveccühüne mazhar olmak içindir.

Karanlıkta yolumuzu aydınlatacak olan şey işte bu meşaledir).

 

19 Mart 1938’de, 70 yaşında, İstanbul’da ruhunun ufkuna yürümüştür. Mezar taşında şu ibareler yer almaktadır:

On Dördüncü Hicrî Asrın

En Büyük Füsusu’l-Hikem ve Mesnevî-i Şerif Şârihi,

Tasavvuf ve Musikî Üstatlarından

Ahmed Avniyü’l-Mevlevî Konuk Burada Yatar.

Ruhuna Fatiha.[39]

 

Dipnotlar

[1] Ahmed Avni Konuk, “Hayatı”, www.ahmedavnikonuk.com

[2] A.g.e.

[3] “Büyük İslam Mütefekkiri Ahmed Avni Konuk Paneli”, Üsküdar Üniversitesi, 4 Kasım 2018, tasavvuf.uskudar.edu.tr/tr/duyuru/209/buyuk-islam-mutefekkiri-ahmed-avni-konuk-paneli

[4] “Ahmet Avni Konuk,” müellif: Reşat Öngören, islamansiklopedisi.org.tr/konuk-ahmet-avni

[5] Savaş Şafak Barkçin, Ahmed Avni Konuk: Görünmeyen Umman, İstanbul: Klasik Yayınları, 2011, s. 204.

[6] “Mehmed Esad Dede”, müellif: Mustafa Tatcı, Cemal Kurnaz, islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-esad-dede

[7] Esma Öztürk, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçişte Tasavvuftaki İrfâni Gelenek: Ahmed Avni Konuk Örneği,” doktora tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Tasavvuf Bilim Dalı, 2015, s. 63.

[8] Ahmed Avni Konuk, “Hayatı”, www.ahmedavnikonuk.com

[9] “Büyük İslam Mütefekkiri Ahmed Avni Konuk Paneli”, Üsküdar Üniversitesi., 4 Kasım 2018.

[10] Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Şerif Şerhi, tercüme ve şerh: Ahmed Avni Konuk, yayına hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Demirci, Süleyman Gökbulut, Prof. Dr. Mustafa Tahralı, İstanbul: Kitabevi Yayınevi, 2007.

[11] Ahmed Avni Konuk, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi, hazırlayanlar: Prof. Dr. Mustafa Tahralı Yrd. Doç. Dr. Selçuk Eraydın, İstanbul: M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2005.

[12] Ahmed Avni Konuk, Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi, hazırlayan: Mustafa Tahralı, İstanbul: İz Yayıncılık, 1992.

[13] Mahmud Erol Kılıç, “Ahmad Avni Bey’s Understanding of Ibn ‘Arabi,” 6 Kasım 2021, Understanding Ibn ‘Arabi (çevrimiçi seminer), ibnarabisociety.org/events/

[14] Tarık Velioğlu, Osmanlı’nın Manevi Sultanları, İstanbul: Hayy Kitap, 2008, s. 371. Öztürk, a.g.e., s. 57.

[15] Halil Can, “Ruy-i Irak Âyîn-i Şerîfi Bestekârı Ahmed Avni Beyefendi”, Mevlânâ Güldestesi, Konya: Turizm Derneği, 1964, s. 65–67; Esma Öztürk, a.g.e., s. 56–57.

[16] İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Osman Nuri Ergin Yazma Eserler Koleksiyonu, No: 1649.

[17] Öztürk, a.g.e., s. 125.

[18] Abdurrahman Adil Doğru.

[19] Dr. Esma Öztürk, “Son Osmanlı Mutasavvıflarından Ahmed Avni Konuk’un Bir Misyonere Yazdığı Mektuplar”, Akademi Dergisi, 2016, sayı: 1, s. 245 ve 249.

[20] Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi, 1. cilt, s. 485.

[21] Öztürk, a.g.e., s. 318.

[22] Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi, 9. cilt, s. 202.

[23] A.g.e., 8. cilt, s. 218.

[24] A.g.e., 1. cilt, s. 87.

[25] A.g.e., 10. cilt, s. 595.

[26] A.g.e., 9. cilt, s. 317.

[27] A.g.e., 7. cilt, s. 440.

[28] A.g.e., 11. cilt, s. 181. (Sadeleştirilerek iktibas edilmiştir).

[29] A.g.e., 13. cilt, s. 178.

[30] A.g.e., 4. cilt, s. 434.

[31] A.g.e., 2. cilt, s. 38.

[32] A.g.e., 2. cilt, s. 132.

[33] A.g.e., 1. cilt, s. 206.

[34] A.g.e., 6. cilt, s. 103.

[35] A.g.e., 5. cilt, s. 507.

[36] Konuk, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi, 3. cilt, s. 374.

[37] Can, a.g.e., s. 67.

[38] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, tercüme: Ahmed Avni Konuk, hazırlayan: Dr. Selçuk Eraydın, İstanbul: İz Yayınları, 2006, s. 4.

[39] “Büyük İslam Mütefekkiri Ahmed Avni Konuk Paneli”, Üsküdar Üniversitesi, 4 Kasım 2018.

Bu yazıyı paylaş