Umut dağının eteklerinde kızıl laleler,
Dizilirler bağrı yanık derviş gibi yan yana.
Hû çekerler fecirlerde, gecelerde nâleler…
Börtü böcek, binbir çiçek cûșa gelip uyana.

Tövbe havzının oluklarında gümüş katreler,
Ağlaşırlar gözü yaşlı âşık gibi dembedem.
Süzülürler nehirlerde ışıl ışıl zerreler…
Dalgalarla diz dize, esen meltemlerle hemdem.

Kerem bahrinin derinlerinde inci mercanlar,
Bezenirler ak duvaklı gelin gibi günbegün.
Sevgi dolu mevsimlerde, nisanlarda boranlar…
Tulû eder Nûr-u Ahmed, baharlarda gûnâgûn.

Gönül tahtının nakışlarında altın yaldızlar,
Parıldarlar geceleyin ışıldayan mâh gibi.
Görünürler ufuklarda, semalarda yıldızlar…
Rüyalarda zuhur eder nur-u Sultan sahibi.

Gâr-ı Kehf’in sinesinde yedi kutlu kalb ehli,
Barınırlar yıllar boyu bir mucize eseri.
Vakti gelip Mevla murat eyleyince ahali…
Derk ederler şehirlerde hikmet dolu günleri.

Nevbaharın toylarında ferahfeza nağmeler,
Dökülürler gönüllerden, huzur olur çağlarda.
Gözyaşları süzülürken, sinelerde taneler…
Boy verirler yağmurlarla, gül ıtırlı bağlarda.

Gül devrinin illerinde nur haleli çehreler,
Parıldarlar asırlardır gurûb nedir bilmeden.
Kardelenler gülümserler, yerde gökte cemreler…
Kutlu faslın izlerini gönüllerden silmeden.

Bu yazıyı paylaş