“Hazreti Âişe gibi çok zeki bir nâdire-i fıtrat, dâvâ-yı nübüvvete tam vâris olabilecek yaratılışta idi… O, yerinde en büyük hadisçi, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhçı olarak kendini gösteriyor, zâhir ve bâtın-ı Muhammedî’yi (sallallâhu aleyhi ve sellem) emsâlsiz kavrayışıyla bihakkın temsil ediyordu” (Gülen, 2011).
İslam rivayet geleneğinde kadın sahabiler önemli bir yere sahiptir. Özellikle Mekke döneminde yaşadıkları olaylar, söyledikleri sözler ve rivayet ettikleri hadisler kaynaklarda ayrıntılı biçimde aktarılır. Hazreti Hatice, Hazreti Sümeyye, Hazreti Âişe ve Hazreti Fâtıma (radıyallâhu anhunne) gibi kadınların İslam adına yaptıkları fedakârlıklar ve çektikleri çileler hakkında detaylı bilgiler verilir. Ancak çoğu zaman destansı bir çerçeveye sahip bu anlatımlarda onların psikolojik ve mental özelliklerine yeterince yer verilmediği gözlemlenir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de hadis rivayetleriyle öne çıkan Hazreti Âişe Annemizdir.
Hazreti Âişe Annemizle ilgili konular anlatılırken daha çok onun Allah Resulü’ne sorduğu sorular, Efendimiz’den naklettiği hadisler dikkat çeker. Ancak bu anlatımlarda onun dikkati, anlayışı, kavrayışı, olayları okuyuşu üzerinde pek durulmaz. Bu açılardan onun hakkının gerektiği gibi teslim edilmediği görülür. Bu sebeple o müstesna insanın kalbî ve zihnî derinliğine dair yapılan yorumların ve araştırmaların daha derinlemesine ve çeşitlendirilerek sunulması gerekmektedir. Bu yazıda bazı örneklerle onun bu özellikleri izah edilmeye çalışılacaktır.
Öncelikle görünenin ötesini algılayabilme, bir olayın ya da sözün ardındaki derin anlamları sezip yorumlayabilme, çıkarımlarda bulunabilme kabiliyetine sahip olan Hazreti Âişe Annemiz “Müminin ferasetinden sakının” hadisinde işaret edilen o özelliğin timsali olarak tanımlanabilir.
Asr-ı Saadet döneminde kadın, ilmî ve toplumsal faaliyetlerde hak ettiği konumu ihraz etmiş olmakla beraber tarihî seyir içinde farklı bölge ve kültür havzalarındaki uygulamalarla bu konu değişimlere uğramıştır. Bu değişimlerin neticesinde kadınların ilmî faaliyetlere katılımı oldukça sınırlı kalmıştır. Hazreti Âişe’nin hayatı doğru okunduğunda onun tarihteki bu sürecin aksine fıkıh, hadis ve tefsir sahalarında çok bilgili olduğu ve bu konularda öğretici bir rol aldığı görülecektir. Özellikle Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözlerini anlamlandırma ve bağlamı içinde değerlendirme konusunda gösterdiği dikkat, onu müçtehit seviyesine çıkaran örneklerdendir (Sayeed, 2008). Hazreti Urve’nin (radıyallâhu anh) şu ifadesi çok önemlidir: “Ben, Kur’ân’ı, ferâiz başta olmak üzere din adına her türlü hükmü, helal ve haramı, fıkhı, şiiri, tıbbı, Araplar hakkındaki bilgiyi ve neseb ilmini, müminlerin annesi Âişe’den daha çok bilen kimse görmedim!” (Haylamaz, 2010).
Allah Resulü’nün Hümeyrası*, yaşadığı döneme etki eden bu özellikleriyle bugünün insanına da misal olan müstesna bir simadır. Mesela onun, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlâkını Kur’ân’la açıklaması, bir bilgi aktarmanın ötesinde dirayet metodolojisi örneğidir (Gülen, 1997).
Tâbiînden bir kişi Hazreti Âişe’ye (radıyallâhu anhâ) gelerek:
“Ey Müminlerin Annesi! Bana, Allah Resulü’nün ahlâkını anlat!” dedi.
Hazreti Âişe Annemiz onun isteğine bir soruyla karşılık verdi:
“Sen, Kur’ân okumuyor musun?”
Tâbiînden olan Sa’d cevap olarak:
“Okuyorum!” deyince Annemiz ona şöyle dedi:
“İşte Allah’ın Nebisi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlâkı Kur’ân idi” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139).
Konuşmaların satır aralarına dikkatlice baktığımızda ilk önce Hazreti Âişe’nin (radıyallâhu anhâ) bir isteğe soruyla karşılık verdiğini görürüz. Günümüzde iletişim psikolojisi ve eğitim dilinde “öğretici soru” ya da “yumuşak sorgulama” olarak adlandırılan bu yöntem, karşıdakini savunmaya itmeden düşünmeye teşvik etmeyi hedefler (Vygotsky, 1978). Hazreti Âişe Annemiz, onun Kur’ân okuduğunu bilmektedir. “Okumuyor musun?” sorusunda ince bir gönderme ve yönlendirme vardır. Onun bu tarzı, İslamî eğitimin erken dönem örneklerinden sadece biridir.
Hazreti Âişe Validemizin, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlâkının Kur’ân olduğunu ifade etmesinde inanan insanlara Kur’ân’ı daha dikkatli okumaları tavsiyesi de vardır. O, soruyu sorana Efendimiz’in bazı örnek davranışlarını söyleyebilirdi, ancak verdiği hikmetli cevapla onun böyle bir fırsatı en iyi şekilde değerlendirme gibi bir hissiyatının olduğu da düşünülebilir.
Bir başka açıdan bu diyalog onun, kendisine yöneltilen isteğe zihnen hazır olduğunu gösterir. O, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında en doğru ve açık cevabı vermesi gerektiğini de bilmektedir. Bu diyalog, onun Kur’ân’ın bildirdiği genel ahlâk kurallarına olan vukûfiyetine de işaret eder.
Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözünü anında kavrayıp ona bir açılım getirme çabası Hazreti Âişe Annemizin diğer önemli bir entelektüel özelliğidir. O, Efendimiz’in “Kim Allah’a kavuşmak isterse Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a kavuşmak istemezse Allah da ona kavuşmayı arzu etmez.” sözünü duyunca hemen şu açıklamalı soruyu sormuştur:
“Yâ Resûlallah! Ölümü sevmediği için mi (kavuşmak istemez)? Hâlbuki hiçbirimiz ölümü sevmeyiz.”
Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sefer:
“Hayır, öyle değil. Allah’ın rahmeti, rızası ve Cenneti müjdelendiği zaman mümin Allah Teâlâ’ya kavuşmak ister. İşte o zaman Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kâfire Allah’ın azabı, gazabı haber verildiği zaman o, Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz; Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” diyerek konuyu izah etmiştir (Müslim, Zikir 14-17; ayrıca bk. Buhârî, Rikak 41 ve diğer hadis kaynakları).
O Mübarek Annemiz, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’a kavuşma ile ilgili beyanını bir soru ile anlamak ve açmak ister. Allah’a kavuşma ile ilgili olarak zihninde beliren bir soruyu “Hiçbirimiz ölümü sevmeyiz.” ifadesiyle dillendirir. “Kim Allah’a kavuşmak istemezse” beyanına karşılık ahirete imanı olan bir mümin olarak ölümün istenen bir şey olmadığını açıkça ifade eder. Efendimiz’in sözlerinde ölüm kelimesi geçmediği hâlde Âişe Annemiz o an Allah’a kavuşmanın ölümden geçtiğini düşünür ve bu soruyu sorar. Allah Resulü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahat bir şekilde soru sorabilmesi, düşüncesini dile getirmesi, onun entelektüel kimliğinin bir yanıdır. Ondaki zihinsel derinlik, öğrenme amaçlı sorgulayıcı yaklaşım, ilim isteği ve cesareti herkese ama özellikle kadınlara örneklik teşkil edecektir.
Zamanını aşan bir karakter olarak Hazreti Âişe (radıyallâhu anhâ), sosyal hayattan, çevresindekilere rehberlik etmekten uzak durmayan bir insandı. Kadınlar ve kızlar yaşadıkları sorunları gelip ona aktarır, o da ya kendi bildiklerinden ya da Allah Resulü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) sorarak gelenlere çözümler sunardı. Allah Resulü’nün sevgili eşi, kendinden küçüklerle birlikte olmayı da sever ve onlara rehberlik ederdi. Bir gün Efendimiz eve geldiğinde yanında kanatlı at oyuncağı görünce “Bu nedir ya Âişe?” diye sormuştu. O sükunetle “At” demiş; Allah Resulü “Hiç atın kanadı olur mu?” deyince de “Süleyman’ın atlarının da kanatları var ya” diye konuyu hemen Kur’ân’dan misallendirmişti (Haylamaz, 2010).
Mübarek Annemizin düşünce ve tespit ufku toplumla ilgili konularda da kendini gösterir. O, kutlu eşi Peygamber Efendimiz’den sonra toplumda yaşanan olumsuz değişimleri görmüş, kadınların mescitlere gelmelerinin sakınca teşkil ettiğini tespit etmiştir. Onun “Şayet kadınların şu nev-zuhûr hâllerini Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) görmüş olsaydı, Benî İsrâîl kadınlarına getirilen yasak gibi onlara da mâni olur, mescide gelmelerini yasaklardı” (Haylamaz, 2010)sözü, duruma göre yeni hükümler vermenin önemine işaret etmektedir.
Hazreti Âişe (radıyallâhu anhâ) pek şerefli bir makam olmakla birlikte yalnızca Peygamber Efendimiz’in eşi ya da hadis ravisi değildir. Kur’ân’ın dilini anlayan, sünnetin ruhunu kavrayan, yüksek bir sezgiyle İslam’ın temel ahlâk ilkelerini yorumlayan bir düşünce insanıdır. Onun olaylara yaklaşımı, sözleri analiz etme özelliği; bugün Kur’ân’ı, sünneti ve hayatı anlama çabalarımızda önemli bir rehberdir.
___
* Hümeyra: Peygamber Efendimiz’in Hazreti Âişe Annemiz için kullandığı sevgi ve iltifat lakabı.
Kaynaklar
Gülen, M. F. (1997). Fasıldan Fasıla I. İstanbul: Nil Yayınları.
Gülen, M. F. (2011). Asrın Getirdiği Tereddütler. İstanbul: Nil Yayınları.
Haylamaz, R. (2010). Müminlerin En Mümtaz Annesi Hazreti Âişe. İstanbul: Işık Yayınları.
Sayeed, A. (2008). Gender and legal authority: An examination of early juristic opposition to women’s hadith transmission. Islamic Law and Society, 15(2), 212–240.
Vygotsky, L. S. (1978). Mind in Society: The Development of Higher Psychological Processes. Cambridge, MA: Harvard University Press.