İçinde yaşadığımız çağ, bilgiye ulaşmanın tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştığı fakat hakikate ulaşmanın aynı ölçüde zorlaştığı bir dönemdir. Dijital dünyanın sınırsız veri akışı ferdin zihnini doldururken çoğu zaman kalbini boş bırakmaktadır. Özellikle üniversite çağındaki gençler için farklı ideolojiler, hayat tarzları ve düşünce sistemleri arasında kalmak artık bir istisna olmayıp neredeyse kaçınılmaz bir durumdur. Bu tablo, “iman”ı sadece “İnanıyorum.” demekle geçiştirilebilecek bir alan olmaktan çıkararak, bilinçli bir tercih ve derin bir idrak meselesi hâline getirmiştir.
Bu noktada, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet devrine uzanan çalkantılı yıllara şahitlik eden Muhammed Zâhid el-Kevserî* ile Bediüzzaman Said Nursî, aynı çağın sancılarını farklı üsluplarla fakat aynı hakikat ekseninde değerlendiren iki büyük âlim olarak karşımıza çıkar. Her iki isim de iman hakikatlerinin değişmez olduğunu; ancak bu hakikatlere yönelen şüphelerin mahiyet değiştirdiğini vurgular.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol