Hiç düşündünüz mü acaba neden Allahu Teâla, eşsiz beyanı olan Kur’ân-ı Kerim’de yeryüzünü beşik olarak nitelendiriyor?
Zuhruf sûresi, 10. âyet: “O Yaratıcıdır ki yeryüzünü sizin için beşik* gibi yapmış ve yol bulmanız için yerden yollar ve geçitler var etmiştir.”1
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ
Tâhâ sûresi, 53. âyet: “O’dur ki yeri size beşik* yaptı. Orada sizin için yollar ve geçitler açtı. Gökten de size yağmur indirdi. İşte o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.”1
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًط فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى
Kur’ân-ı Kerim’de yeryüzü için döşek (firâş ve mihâd) kelimelerinin yanı sıra “beşik” (mehd) kelimesinin seçilmesi hem edebî hem de ilmî açıdan müthiş bir derinliğe sahiptir. Bu benzetme, ilk bakışta basit bir “sabitlik ve rahatlık” ifadesi gibi görünse de kelimenin menşeine ve modern bilimin keşiflerine bakıldığında çok daha etkileyici bir tablo ortaya çıkar. Âyetlerde bu kelimenin seçilmesinin temel sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
Şefkat, Koruma ve Hayata Uygunluk
Beşik bir bebek için ne mânâ ifade ediyorsa, yeryüzü de insanlık için onu ifade eder.
Korunaklılık: Beşik, bebeği dış tehlikelerden koruyan korunaklı bir alandır. Dünya da atmosferi, manyetik alanı (Van Allen kuşakları) ve ideal sıcaklığıyla bizi uzayın ölümcül radyasyonundan ve soğuğundan korumak üzere hazırlanmıştır.2
Hazırlanmış Konfor: Bebek doğmadan önce beşiği onun için en rahat edecek şekilde süslenir ve hazırlanır. Dünya da insan hayatı için her türlü nimetle (su, hava, topraktaki mineraller, bitkiler, hayvanlar ve yerçekimi ile sakin bir zemin hâlinde dengelenmesi) önceden özel olarak tasarlanmıştır.3
Hareket İçindeki İstikrar
Bazı klasik dönem tefsirlerinde “beşik” kelimesinin yeryüzünün “düz, hareketsiz, istikrarlı ve yayılmış” olması şeklinde yorumlanması, o dönemin hâkim astronomi anlayışı (Ptolemaios/Batlamyus’un) yer merkezli kâinat modeli sebebiyledir. Oysa modern bilim ve kelimenin Arapça menşei bunun tam aksini söyler.4 Coğrafya, jeodezi ve astrofizik bilimlerinin keşfettiği öyle bir hareket vardır ki “beşik” kelimesiyle kelime anlamı olarak bire bir örtüşür: Kutup Gezinmesi (Polar Motion / Polar Variation)5 ve buna bağlı olan Yalpalanma (Nütasyon ve Presesyon) hareketleri. İşte coğrafi açıdan dünyanın bu “sallanma” hareketleri ve âyetle olan kusursuz bağı.
Dünyanın Gerçek Bir Beşik Gibi “Yalpalaması” ve “Sallanması”
Dünyamız tam bir küre değildir; kutuplardan basık, ekvatordan şişkindir (Geoit). Bu geometrik yapı, Ay ve Güneş’in kütleçekim kuvvetleriyle birleştiğinde tıpkı hızını kaybetmeye başlayan bir topacın veya sallanan bir beşiğin yaptığı gibi yeryüzünün dönme ekseninde sapmalara sebep olur.
Presesyon (Yalpalanma): Dünyanın ekseni, uzayda sabit bir açıda durmaz. Tıpkı dönen bir topacın başının dairevî bir şekilde sallanması gibi dünya ekseni de yaklaşık 25.800 yılda bir devir yapacak şekilde geniş bir daire çizer.
Nütasyon (Raks etme/Titreme): Yalpalanma hareketi yaparken dünya, Ay’ın çekim gücü sebebiyle bu büyük dairenin üzerinde küçük küçük periyodik dalgalanmalar (aşağı-yukarı sallanmalar) yapar. Bu hareket tam anlamıyla bir beşiğin sağa sola ritmik sallanışıdır.
Kutup Gezinmesi (Polar Variation / Polar Motion)
Kutup Gezinmesi, dünyanın dönme ekseninin, yeryüzünün katı kabuğuna göre konum değiştirmesidir. Bu durumda coğrafi kutup noktaları sabit kalmaz; dünyanın iç kütle dağılımındaki değişimler (okyanus akıntıları, kıta hareketleri, eriyen buzullar) sebebiyle dünyanın ekseni sürekli olarak küçük spiraller çizerek sallanır. Bu hareketler sonucunda dünya uzay boşluğunda dümdüz ve sabit bir çizgide gitmez; tam anlamıyla sallanarak, bir beşik gibi raks ederek ilerler. Beşik, yapılışı gereği hareket eden bir nesnedir. Ancak bu hareket, içindeki bebeği sarsıp uyandırmak veya ona zarar vermek için değil; aksine onu rahatlatmak ve uyutmak için yapılan düzenli bir salınımdır.
İşte dünya da tam olarak bu dinamik yapıya sahiptir: Dünya, ekvatorda saatte yaklaşık 1670 km hızla kendi ekseninde döner. Aynı zamanda, saatte yaklaşık 108.000 km hızla Güneş’in etrafındaki yörüngesinde hareket eder.6 Bu muazzam hızlara ve hareketlere rağmen, insanoğlu dünyadaki bu “salınımı” ve dönmeyi hissetmez; tıpkı beşikteki bir bebeğin huzurla uyuması gibi sarsılmadan hayatına devam eder.7 Kur’ân-ı Kerim, dünyayı hareketsiz ilan etmez; aksine “Sizi sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağlar koydu.” (Lokman, 31/10) âyetiyle birlikte düşünüldüğünde, hareket hâlindeki bir yapının jeofizik açısından dağların nasıl dengelendiğini ve izostatik dengeye ulaştığını anlatır.8,4
Bu mânâyı destekleyen bir başka dikkat çekici ifade de Mülk sûresinin 15. âyetinde geçer: “O Hâlıktır ki o, size arzı zelûl kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin…” Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde burada geçen zelûl kelimesini münkad (boyun eğer, râm olmuş, tâbi ve itaatkâr) mânâsıyla açıklar; ayrıca rahvan giden at ve sarsmayan binek benzetmelerine de yer verir.4 Nasıl ki iyi eğitilmiş bir binek, üzerindekini sarsmadan güvenle taşırsa, yeryüzü de muazzam hareketlerine rağmen üzerinde yaşayan canlıları sarsmadan yoluna devam eder. Bu yönüyle mehd (beşik) ve zelûl kelimeleri, birbirini tamamlayan iki dikkat çekici Kur’ânî tasvir olarak karşımıza çıkar.
Geçicilik ve Gelişim Yeri
Beşik, bir insanın ömür boyu kalacağı bir yer değildir. Bebek orada büyür, gelişir ve vakti gelince beşiği terk eder. Dünya hayatı da insanlık için geçici bir gelişim alanıdır. Ruhî ve bedenî olarak tekâmül ettiğimiz, ahiret hayatına hazırlandığımız geçici bir duraktır.9,7
Kur’ân’daki Kelime Seçiminin Muazzamlığı
Kur’ân-ı Kerim’de yeryüzünü tanımlayan başka kelimeler de vardır. Örneğin firaş kelimesi de yeryüzü için kullanılır ama o döşek gibi serilmişliği ifade eder (Bakara, 2/22). Yine mihâd kelimesi döşek manasında olup rahatlığı ifade eder (Nebe, 78/6). Mehd kelimesinin seçilmesi ise doğrudan “hareketli salınım” mânâsını ihtiva eder ve “çocuğu uyutmak için sallanan, hareket ettirilen beşiği” ifade eder. Kelimenin menşeinde aktif bir eylem, bir sallantı ve hareket vardır.
Yukarıda klasik dönemde bazı tefsircilerin “beşik” kelimesini yeryüzünün düz ve hareketsiz olması şeklinde yorumladıklarından bahsedilmişti. Bu müfessirler, kelimeyi -o dönemde hâkim olan dünya merkezli (geocentric) kâinat modeliyle de uygun tarzda- “sallanan bir nesne”den ziyade, çocuğun üzerinde rahatça, sarsılmadan, güven içinde uyuduğu “sabit duran çocuk yatağı/döşeği” mânâsıyla ele almışlardır. Dönemin büyük kelamcı ve müfessirlerinden Fahreddin Râzî’nin de Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde Zuhruf sûresi 10. ve Tâhâ sûresi 53. âyetlerinin tefsirinde dönemin felsefi ve astronomik kabullerine de uygun olarak, “beşik” kelimesiyle daha çok yeryüzünün, üzerinde yaşayanlar için sakin ve istikrarlı kılınması, çocuğun üzerinde sarsılmadan, sakin bir şekilde uyuduğu yer mânâsına odaklandığını görüyoruz.
Klasik dönem âlimlerinin kelimenin “konfor, güvenlik ve sabitlik” yönüne yoğunlaşmalarına ilaveten bugün modern coğrafya ve astrofizik sayesinde yeryüzünün hem bir konfor alanı olduğunu hem de uzayda sürekli salınarak yalpalandığını (kutup gezinmesi/nütasyon) biliyoruz. Bu durum, Kur’ân-ı Kerim’deki kelime seçiminin mucizeliğini ortaya koyuyor: Öyle bir kelime seçilmiş ki 10. yüzyıldaki insan da kendi bilgisine göre ondan doğru bir (konfor ve güvenlik) mânâ çıkarabiliyor, 21. yüzyıldaki insan da modern bilimin ışığında (hareket ve salınım) daha derin bir hakikati görebiliyor.
İnsanların dünyanın şekli ve uzaydaki hareketleri hakkında henüz bugünkü kadar bilgiye sahip olmadığı bir çağda, Kur’ân’ın yeryüzünü bir “beşiğe” benzetmesi, dünyanın uzayda sabit durmadığını; kendi ekseninde presesyon (yalpalanma), nütasyon (raks etme/titreme) ve kutup gezinmesi (polar variation) gibi mekanik salınımlarla/sallantılarla hareket ettiğini ve en önemlisi, bu sallantıların tıpkı bir annenin salladığı beşik gibi, üzerindeki canlıları (insanlığı) sarsıp yörüngeden fırlatmayacak, hayatı kesintiye uğratmayacak bir şefkat ve denge (beşik konforu) içinde gerçekleştiğini gösterir.
Jeodezi ve jeofiziğin bugün formüllerle ve uydularla ölçtüğü bu “sallanma” hareketinin, Kur’ân’da edebî bir tasvirin arkasına bir kelime kökü olarak nakşedilmiş olması, metnin ilahî kaynağına dair büyüleyici bir delildir.
___
* “Başka yerlerde, yer hakkında firaş denilirken burada mehd (beşik) denilmiştir. Böylece beşiğinde rahat eden bebek gibi, yeryüzünün bu ilahi tasarımıyla, insanların hayatı için en uygun şekilde hazırlandığı anlatılmıştır. Oysa gerçekte yerküre, en hızlı bir uçaktan daha fazla bir hızla uzayda dönmektedir. İçindeki sıcaklık, madenleri ve taşları bile eritecek güçtedir. Nitekim bazen volkanik püskürmeler de bunu hatırlatmaktadır. Allah böylesine büyük bir varlığı, kapsadığı bitmek tükenmek bilmez imkânlarıyla, insanlığın emrine vermekteki nimetlerini hatırlatmak istiyor.” (Suat Yıldırım, Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali, Define Yayınları, İst., 2013, s. 488).
Kaynaklar
1.Türkçe Kur’ân Mealleri. Suat Yıldırım Kur’ân meali. https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=43&ayet=10
2-Van Allen, J. A. (1959): Radiation belts around the earth. Scientific American, 200 (3), 39-47.
3-Bucaille, M. (1976): The Bible, the Qur’an and Science: The Holy Scriptures Examined in the Light of Modern Knowledge. American Trust Publications.
4-Yazır, E. H. (1935): Hak Dini Kur’ân Dili: Türkçe Tefsir. Ebuzziya Matbaası. İstanbul.
5-Earth Science Australia. Eight Motions of the Earth. Time and Space Science. https://earthsci.org/space/space/earth8/earth8.html#8polar
6-NASA. (t.y.). Earth Fact Sheet. NASA Space Science Data Coordinated Archive. https://nssdc.gsfc.nasa.gov/planetary/factsheet/earthfact.html
7-Nursî, S. (2007): Sözler. Şahdamar Yayınları, Kaynak Yayın Grubu, İstanbul.
8-Fowler, C. M. R. (2005): The Solid Earth: An Introduction to Global Geophysics (2. baskı). Cambridge University Press.
9-Diyanet İşleri Başkanlığı. (2019): Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meali. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.