Kimyevi olarak, sodyum ve klor elementlerinin birleştirilmesiyle yaratılan tuzun özellikleri, kendisini teşkil eden her iki elementte de yoktur. Suda çözünebilen tuz, iyonik hususiyet kazanır ve hücrenin hayatiyetini korumasında önemli bir sistem olan sodyum-potasyum pompasının çalıştırılmasında vazifelidir. Canlılar için önemli bir nimet olan tuz, vücudun iyon dengesinin korunmasında vazifeli kılınmıştır. Yeryüzündeki canlı hayatının devamlılığı açısından da tuz, çok enteresan ve hassas konumda bir bileşiktir. Deniz suyunda, bazı göl sularında ve kayaçların yapısında bulunan tuz, bitki ve hayvanlardaki tuz dengesinin devam ettirilmesi açısından çok önemlidir. Bu denge bozulup bilhassa ziraata elverişli araziler, aşırı tuza maruz kaldığında, toprak çoraklaşır ve verimsiz hâle gelir.

Sıcaklığın yüksek, yağışın az olduğu bölgelerde, veriminin artırılması maksadıyla bitkilerin kontrolsüz bir şekilde (aşırı) sulanması, topraktaki tuz nispetinin artmasına (aşırı tuzlanma) sebep olur. Çünkü toprakta tutulamayan su, yeraltına doğru ilerler. Su, seyahati sırasında geçirgenliği az olan bir toprak tabakasına rastlarsa, bu tabaka üzerinde birikmeye başlar. Böyle bir toprağın sulanmasına devam edildiği takdirde, yeraltında biriken suyun seviyesi yükselir. Buharlaşmaya ve bitkilerin kullanmasına bağlı olarak toprağın üst tabakasındaki nem azaldığında yeraltı suyu, toprağın yapısına yerleştirilen kılcal kanallar içinden geçerek, bu tabakaya hareket eder (kapiller hareket). Bu esnada topraktaki ve yer altı suyu içindeki tuzlar da toprağın üst kısımlarına taşınır. Jeolojik yapılardaki tuzun, suyun devridaim mekanizmalarıyla yukarıya doğru taşınması, toprağın tuzlanmasında ana faktör değildir. Aşırı tuzlanma için kritik faktör, sulama suyundaki tuz miktarıdır. Bir suyun sulama suyu olarak kullanılması için tuz miktarının azami 1000 ppm (binde bir) değerinde olması gerekir. Bunun üstündeki bir değer sulama için uygun su değildir. Bu açıdan iyi kalitede sulama suyu özelliğine sahip Fırat Nehri bile, her yıl yaklaşık bir hektarlık alana bir ton civarında eriyebilir tuz taşımaktadır. Suyla taşınan bu tuz, sulanan topraklarda doğrudan aşırı tuzlanmaya yol açmamaktadır. Başlıca belirleyici faktörler, yer altı su tablasının yüksek olması, arazinin tabii hidrojeolojik özellikleri, sulama suyundaki kayıp nispetleri, toprağa fazla su verilmesi, yanlış ve gereğinden fazla gübre kullanılmasıdır.

Kurak ve sıcak yaz aylarında, suyun toprak yüzeyinden buharlaşması hızlanır. Dolayısıyla toprakta biriken tuz miktarı da artar. Her yıl sulama yapıldığında, üst topraktaki tuz birikimi giderek artar. Bunun neticesinde verimli tarım arazisi, yavaş yavaş tuzlu ve çorak bir araziye dönüşebilir. Ancak bol yağış alan bölgelerde bu tür tuzlanma hadisesi yaşanmaz. Çünkü bu bölgelerde toprak içinde tabii olarak bulunan tuzlar, yağmur suları ile akarsulara, yer altı sularına ve buradan da hareketle denizlere ve göllere taşınır.

Topraklarda nasıl ve ne şekilde sulama yapıldığı, toprakların aşırı tuzlanmasında kritik faktördür. Bir başka ifadeyle, ziraat arazilerinin sulanmasında karşımıza hassas bir denge çıkmaktadır. Her zaman daha fazla su, daha fazla ürün manasına gelmediği, Güneydoğu Anadolu topraklarını sulama projesinde karşılaşılan problemlerde bir defa daha görülmüştür. Kurak bölgelerde toprağa, ihtiyacından fazla su vermek, sulama suyunu gereğinden fazla kullanmak, verim artışına değil, probleme yol açmaktadır. Dolayısıyla “Çok sulayayım çok ürünüm olsun” düşüncesinin sağlıklı bir yaklaşım olmadığı, dahası çok daha vahim neticelere sebep olduğu ortaya çıkmıştır. Kâinatta her ölçekte geçerli olan denge ve azami iktisat prensibinin, toprakların sulanması hadisesinde de geçerli olduğu açıkça ortaya konmuştur.

Dünya genelinde, her yıl yaklaşık 10 milyon hektar (Konya ilinin yüz ölçümünün yaklaşık 2,5 katı) bir alan aşırı tuzlanma neticesi verimsiz topraklara dönüşmektedir. Yanlış sulama teknikleri ve aşırı kurak geçen mevsimlerden dolayı, ABD, Hindistan, Avustralya, Türkiye gibi ülkelerin topraklarında, tuzlanma hadisesine daha sık rastlanılmaktadır. Bu ülkelerde verimli tarım arazileri çölleşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu kayıp aynı zamanda milyarlarca dolar zarar olarak ülke bütçelerine yansımaktadır.

Toprağın aşırı tuzlanması ve neticede çöle dönüşmesinde, başlıca faktörlerden biri de, mevcut orman alanlarının tahrip edilerek ziraat arazisine dönüştürülmesidir. Son 150 yılda Avustralya’da büyük ölçekli ormanlık bölgeler, tarım alanlarına dönüştürülmüştür. Ağaçların kesilmesiyle yıllar içinde çevrenin tabii dengesi bozulmuş, bunu ise dengesiz ve ölçüsüz sulamaya bağlı olarak, zirai topraklardaki aşırı tuzlanma problemi takip etmiştir. Neticede başlangıçta ziraat için yok edilen ormanlık bölgenin ekolojik dengesi de bozulmuş ve topraklar çorak ve işe yaramaz hâle gelmiştir. Gelinen nokta itibariyle Avusturalya devletinin yıllık zirai mahsul kaybı, 130 milyon dolar seviyelerinde olup bu kayıp her yıl artarak devam etmektedir.

Toprakların aşırı tuzlanmasına bağlı olarak büyük ölçeklerde verimli arazilerin çöle dönüştüğüne dair tarihî kayıtlar vardır. Mezopotamya olarak isimlendirilen Irak, Doğu Suriye ve Güneydoğu Anadolu üçgeni arasında kalan bölge, zamanında çok verimli toprakları ile önemli medeniyetlere beşiklik etmiştir. Günümüzde ise bu verimli topraklar ne yazık ki önemli ölçüde çölleşmiş ve verimsizleşmiştir. Peki, ne oldu da bir zamanların çok verimli toprakları bugün devasa çöllere dönüştü? Yapılan araştırmalar bu alanların çölleşmesinin altında, sinsi bir afet olan toprağın aşırı tuzlanması hadisesinin yattığını ortaya koymuştur.

Ülkemiz toprakları da bugün benzer bir tehdit altındadır. Özellikle GAP bölgesi, bu tehditle karşı karşıyadır. Harran Ovası’nın sulanmaya başlanması ile birlikte toprağın aşırı tuzlanması da gündeme gelmeye başlamıştır. Çok geç olmadan gerekli tedbirlerin alınarak o güzel, verimli topraklarımızın çölleşmesinin önüne geçilmelidir.

Çözüm 

Geçmişten bugüne, bu afete karşı alınan en önemli tedbir, kurak ve yarı kurak iklime sahipbölgelerde sulamaya açılacak arazilerde drenaj sisteminin kurulmasıdır. Bu sistem, toprak altı drenaj borularının döşenmesi şeklinde olabileceği gibi, açık drenaj kanalları şeklinde de olabilir. Kış yağışlarıyla da artan sulama suyunun fazlası ile topraktaki tuz bu sistemler sayesinde uzaklaştırılır. Ayrı bir tedbir olarak, yıllara göre mahsul değişikliği yaparak aşırı su gerektirmeyen bitkiler yetiştirmek, tuzlanmanın önüne geçmek için yapılması gereken bir diğer yoldur. Mahsulün sulanmasında damlama ve yağmurlama sistemlerinin kullanılması tuzlanmanın oluşmasını azaltacak önemli bir uygulama biçimidir. Bilhassa sıcak bölgelerde meydana gelen tuzlanma hadisesini tetikleyen buharlaşmayı azaltmak için sulama işlemlerinin akşamları yapılması, büyük önem taşımaktadır. Çünkü akşamları sıcaklık düşeceğinden buharlaşma gündüze göre daha az olacak ve kayıplar azalacaktır. Buharlaşmanın aşırı seviyelere çıktığı yaz aylarında, ziraat arazileri boş bırakılmamalı, yoğun bitki örtüsü ile kaplanacak şekilde yem bitkileri gibi ürünlerin ekimi yapılmalıdır. Aşırı tuzlanmanın azaltılmasında bir diğer önemli husus da tarım sektöründe istihdam edilen insanların eğitilmesidir. Hangi mahsul nasıl sulanır, ne kadar su gerekir, suyun tuz nispeti en fazla ne olmalıdır gibi soruların cevapları bulunmalı ve gereksiz sulamadan kaçınılmalıdır. Bu tedbirler, hem aşırı tuzlanmayı azaltacak hem de üretilen bitkiden faydalanılmasını sağlayacaktır.

Topraktaki aşırı tuzlanmayı azaltacak bir başka tedbir ise bu bölgelerde tuza dayanıklı bitki yetiştirmektir. Bitkinin hayatını devam ettirmesi ile tuzluluk arasında esasen biyolojik bir uyumsuzluk yoktur. Deniz suyunda yetişen bitkiler de vardır. Önemli olan doğru ürünü seçmektir. Tahıllar (buğday, mısır, arpa) tuz yoğunluğuna toleranslı değillerdir. Bunun yerine şekerpancarı, pamuk, üzüm, ayçiçeği, yonca gibi ürünleri tercih etmek topraktaki tuzun azalmasına vesile olacaktır. Oluşmuş tuzlanmanın giderilmesi ve toprağın ıslahı için ise tuz nispeti düşük su ile toprak yıkanmalıdır. Burada önemli olan iyi bir drenaj sisteminin var olması ve belli sınırlara uyularak yıkama işleminin gerçekleştirilmesidir.

Bütün bu tedbirleri uygulamaya koyabilirsek, dünyamızda tarıma elverişli toprakların aşırı tuzlanmaya bağlı çölleşmesini ve beyaz ölümü engelleme fırsatı elde ederiz. Yaşadığımız dünyada her şey ilime bağlı olarak cereyan ediyor. Aklı da ilim elde etmenin yollarını da yaratan Rabbimiz, ziraatın daha verimli olması, insanların rızkının temin edilmesi gibi hususları da tabiat kitabının içine yerleştirmiştir; yeter ki bakmasını ve istifade etmesini bilelim. Ekosisteme bütüncül bakmayı, her biri başlı başına bir nimet olan suyun da tuzun da ancak denge içinde kullanıldığında işe yaradığını bilirsek hem gelecek nesillerden emanet olarak aldığımız dünyayı daha yeşil, daha verimli ve daha yaşanılabilir bir hâlde onlara teslim ederiz, hem de rızık sıkıntısı çekmemiş oluruz.

Kaynaklar

Terry, R., 1997. Soil Salinity. Aghrt 282 Class Lectures.

Murphy, J., Salinity: Our silent disaster: https://www.abc.net.au/science/slab/salinity/

Kwiatkowski, J., Salinity Classification, Mapping and Management in Alberta: https://www1.agric.gov.ab.ca/$department/deptdocs.nsf/all/sag3267