Kafesteki Kuş

Geçenlerde bir arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde, bir kafes ve içinde bir kuş gördüm. Empati yaparak kendimi kuşun yerine koydum. Neyim eksik? Bu durumumdan mutlu mu olmalıyım? Yiyecek içecek düzenli veriliyordu. Güvenli bir yerdi. Hava da ne sıcak ne soğuktu. Her türlü tehlikeden uzaktı. Yani bir canlının hayatını çok iyi şartlarda sürdürebilmesi için neredeyse bütün şartlar mevcuttu. Daha ne isteyebilirdi ki? Dışardan bakan insanlar, hatta kuşlar bile böyle düşünebilirdi.

Hürriyet

Ama eksik olan, belki de bunların hepsinden daha önemli olan bir şey vardı. Aslında insan başta olmak üzere her canlı için olmazsa olmaz durumda olan bu eksik “hürriyet”ti. Evet, kuşun bütün ihtiyaçları tamamdı, ama hürriyeti yoktu. Bu durumda, kuşa düşen etrafı tellerle çevrili bu modern hapishanede ölümünü beklemekti. Allah onu, kırlarda uçsun, hemcinsleriyle beraber yaşasın, ekolojik dengede çevreyle ilgili yapacaklarını yerine getirsin, kendisine takdir edilen ömrü böylece verimli geçirsin diye yaratmıştı. Ama insanoğlu onu derdest edip hapsetmişti.

Ne güzel bir atasözümüz vardır: “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş. ” Bu şekilde kafeslere alınan bütün canlılar için durum aynen böyledir. Akvaryumdaki balıklar, sirklerdeki aslanlar, filler hep bu kategori içinde ele alınmalıdır. Kafes de, akvaryum da, sirk de gayri fıtri, yani yaratılışa aykırı bir ortama alınmak demektir. Bütün canlılar bu şekilde kafeslere alınsaydı kim bilir içinde yaşadığımız dünya böyle kalabilir, ekolojik denge muhafaza edilebilir miydi?

İnsan

Konu insan bağlamında ele alınınca da farklı bir durum ortaya çıkmıyor. Bir cezalandırma şekli olan hapishane de aslında kafesin farklı bir şekli. Hapishaneye götüren cezalar yerinde midir? Cezası hapishane olan düzenlemelerin yeniden ve günümüze göre gözden geçirilmesi gerekmez mi? Tabii burada, sosyal hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için herkesin uymakla görevli olduğu kuralların ihlal edilmesi neticesinde bazı sınırlamalar söz konusudur. Bunlar bir şekilde ve insan onuruna uygun olmak kaydıyla cezalandırılmayacak olursa, toplum hayatı devam edemez, kargaşa olur düşüncesi de vardır.

“Bediüzzaman da “Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” şeklinde konunun önemini ifade etmiştir.

Mehmet Akif ise şöyle der:

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.

 

Hürriyet kelimesi, hararet kökünden gelmektedir. Yani onun özünde ısınma ve ısıtma vardır. Hayatı ısıtır. Hayatı buz gibi yaşamaktan kurtarır, canlandırır, hayat verir. Hayat onunla canlanır, hareketlenir. Hürriyetin zıddı olan esaret, bir çeşit ölümdür. Soğuma, etrafından el etek çekme, kendi kabuğuna çekilme, etrafı ile ilişkilerini kesme anlamı taşır. ”[i]

 

Ölçü veya Yoldaki Işıklar’da yapılan tarifler ise şu şekilde:

 

“Hürriyet, ruhun yüksek duygu ve yüksek düşüncelerden başka herhangi bir kayıt kabul etmemesi, hayır ve faziletten başka hiçbir prensibin esiri olmaması demektir.

Nice kimseler vardır ki, bukağı ve zincirler içinde bulunmalarına rağmen, hep vicdanlarının hür semalarında uçar dururlar ve bir lâhza olsun esaret ve mahkûmiyet hissetmezler. Ve nice kimseler de vardır ki, saray ve kâşânelerin baş döndüren, bakış bulandıran ihtişam ve debdebesine rağmen, gerçek hürriyeti kendi derinlikleriyle bir türlü duyup tadamazlar.

Hürriyeti mutlak serbestlik olarak anlayanlar, bilerek veya bilmeyerek, hayvanî hürriyetle insanî hürriyeti birbirine karıştırmaktadırlar. Oysaki beden ve cismaniyetin karanlık isteklerini gerçekleştirme yolunda serazat gönüllerin ona sığındıkları hürriyet, tamamen bir hayvanlık şiarı olmasına karşılık; ruhun önünden engelleri kaldırarak vicdanın şahlanmasına imkân hazırlayan hürriyet ise, tamamen bir insanlık şiârıdır.

Hürriyeti, kayıtsızlık ve laubaliliğe düşmeden, insan dimağının, kendisini maddî-mânevî terakkiden alıkoyacak bağlardan âzâde olması şeklinde de yorumlayabiliriz.

Hürriyet, insana: “Hak düşüncesine bağlı kalıp, başkalarına zarar vermedikten sonra istediğini yapabilirsin. ” demektir.

Makbul hürriyet, hürriyetin medenî olanıdır. O da, din ve ahlâkın elmas zincirleri, salim düşüncenin altın kemerleriyle bağlı bulunan hürriyettir.

Dinî duygu ve dinî düşünce tanımayan, ahlâka değer vermeyen ve fazilet fidanlığı olmayan hürriyet, her milletin nefret edip kaçtığı uyuz illeti gibi bir illete benzer ki, buna tutulan toplumlar, er-geç rahatlarını yitirecekleri gibi, zamanla çevrelerini kaybetmeleri de kaçınılmaz olacaktır. ”[ii]

 

Kafesler

 

Yukarıdaki kafes örneğine dönecek olursak, aslında insan, kendi iradesiyle, toplum hayatının prensiplerini de çiğnemeden, kendisini kafeslere kilitlemektedir. Her insanın, içinde yaşadığı kültür ortamı, kendi karakter yapısı, içinde yetiştiği aile ortamı, sokak, okul ve çevre gibi faktörler kişinin toplam resmini oluşturmaktadır. Bu toplam resim, zaman içinde, güçlü ve zayıf faktörlerin durumuna göre bir yöne doğru gider. Bu gidiş, bir ömür boyu devam eder. Beklenmedik ve hesap edilemeyen faktörler de işin içine girince, önceki özelliklerden bazıları daha ön plana çıkar.

İnsan eğitim görür, iş sahibi olur, evlenir, çocukları, daha sonra torunları olur. Dıştan bakışta sanki normal bir hayat devam ediyor gibidir. Ama değişik yaş ve başlarda çoğu insan için, işin aslı kafesteki kuşun durumu gibidir. Görünüşteki normal gidişatın içinde, yeraltında kaynayan magmalar gibi, insanın iç âlemini esir almış kafesler bulunabilir. Dış görüntüsüyle hür gibi görünen bu kişi, bu kafes veya kafeslerin içine sıkışıp kalmış ve iradi olarak kendi hürriyetini kısıtlamıştır. Bu durumdaki insanlarda, irsi olmasa bile şeker hastalığı belirir, hareketli görünse bile kalb hastalığı oluşur, tansiyonu çıkar… Daha bir dizi hastalıklar zinciri onu takip eder. Çünkü hemen her hastalığın temelinde organik olduğu kadar psikolojik faktörler de büyük rol oynar. Yani kafes veya kafesler içinde çırpınıp dururken psikolojik yanını, sonra da organik yapılarını hasara uğratır.

İnsan kendi kendine zaman içinde ve değişik şartlar altında sanal kafesler oluşturur. Yani kendi hürriyetini kendi iradesiyle kısıtlar. Mahalle baskısı denilen, el âlem ne der düşüncesiyle gayri rasyonel davranışlara girme bir kafestir. Kültürümüzde riya da denilen, olduğundan farklı görünme isteği bir kafestir. İnsanın ne şimdiki haline, ne gelecekteki hayatına, hele hele öbür âlemdeki sonsuz hayatına hiçbir faydası olmayacak düşünceleri, yani takıntıları hep bir kafestir. Gelecek endişesi bir kafestir.

Takıntılar

Mala mülke takılma bir kafestir. Normal ve makul ölçüler dışındaki yeme-içmeye, eğlenceye, giyime kuşama takılma, hak etmediği makama gelme arzusu bir kafestir. Hane arzusu bir kafestir. Eşine, çocuklarına, torunlarına takılma hep birer kafes olabilir. Hobiler bir kafes olabilir. Geçmişte yapılması gerekip de yapılmayan veya yapılamayan ve bundan dolayı istediğini elde edemeyenler olduğu gibi, yapılmaması gerekip de yapılmış hadiselerden dolayı şimdi gördüğü zararları durmadan alıp verme durumları da birer takıntıdır. Yani iradi olarak kafeslere girmedir. Kader inancı çerçevesi içinde bu durumlar değerlendirilebilse, kalıcı ve zararlı problem olmadan çözülebilir.

İnsanın normal şartlar altında mal mülk sahibi olması, evlenmesi, bir evinin olması, çocuklarının, torunlarının olması kadar tabii bir durum yoktur. Ne var ki bunları gözünde iyice büyüterek olmazsa olmazlar kategorisine koyarsa, ille de istediği gibi olsunlar durumuna getirirse imkânları bunlara yetmeyebilir. Arzu ettiği gibi durumlar da meydana gelmeyebilir. İşte o zaman, “Eyvah, şimdi ne yapacağım, bunlarsız edemem, mutlaka böyle olmalıydı” gibi bir ruh haletine girerse, bu durumda bunlar kafes halini alır. Elindeki imkânlarla en iyisini yapmaya gayret edecek, kader karşısına farklı bir durum çıkarınca buna boyun eğmesini bilecek. Bu durumda da kafese girmemiş, engeli veya engelleri atlamış olacaktır

Yani insan bir değil, yüzlerce, hatta binlerce kafes içinde yaşıyor, hayatını (buna hayat denirse) sürdürüyor olabilir. Böyle bir insanın, görünüşte normal gibi görünse, kendisine düşen işleri yapsa, ilişkileri iyi olsa da sağlıklı ve normal bir insan olması mümkün değildir. Zaten Dünya Sağlık Teşkilatı da sağlığı tarif ederken, “bedenen, ruhen ve çevresel olarak tam bir iyilik hali” olarak tarif ediyor. Ruhen böyle kafesler içinde olan bir insanın gözleri hep endişelidir, insanlara güveni yoktur, daha da kötüsü kendisine de güveni yoktur. Çünkü kuruntularının yani kafesin içinde olma durumunun onun bedenini, yani organik yapısını değil, psikolojisini esir alma durumu söz konusudur.

Sınırlar

Her insanın psikolojisinin ille de böyle olmayacağı açıktır. Ne var ki, çoğu insanın, az veya çok, zararlı veya zararsız limitler içinde kafeslere sahip olduğu da bir gerçektir. İnsan güçlü iradesiyle, eğitimle, telkinlerle bu kafeslerden kurtulabilir. Devamlı alınması gereken ilaçlar gibi, bu eğitim ve telkinler de yeteri dozda ve devamlı olmazsa yeniden kafeslere girme tehlikesi her zaman vardır. İşte bundan dolayı “din nasihattir” prensibini unutmamak gerekir.

Zamana, çevreye, şartlara, konjonktüre göre kafesler oluşur. Fıtratına ve karakterine göre insanlar bu kafeslerden edinirler. Bazıları bunlar içinde uzun zaman veya devamlı kalır, bazıları kısa sürede çıkabilir.

Sağlık

Sağlık kontrollerinde vücudun bütün organlarının gözden geçirilmesi gibi, insan da zaman zaman, acaba ben şu anda hangi kafesler içindeyim ve bunlardan nasıl kurtulmalıyım çabası içinde kendisini kontrol etmelidir. Zira kafes içindeki bir kuşun, nihai olarak dünyevi ömrü heder olur. Ama insan, Allah tarafından gönderilen Peygamberler ve indirilen kitaplar ile gönderdiği prensipleri yerine getirmeye engel olacak kafeslerden iradesiyle bir an önce kurtulmalıdır. Sonsuz bir hayat, bu dünyadaki imtihana göre şekillendiği için ne yapıp edip bunun bir çaresine bakma mecburiyetindedir.

Çıkış Yolları

Aslında Allah, insana bu kafeslere iradesiyle girmemesi için akıl fikir vermiştir. Değişik yollar göstermiştir. Başına gelen hadiselere takılmaması, kuruntulara kapılmaması, yani bu tuzak ve kafeslere düşmemesi için hep çıkış yolları göstermiştir. Hatalarını telafi imkânları sunmuştur. Başına gelen hadiselere kader gözlüğü ile baktığında, kafeslere girmeden problemlerini çözdüğünü görmüştür. Ölümden korkmamayı, ahirete inançla gidebilmeyi göstermiştir. Rızkının garanti altında olduğunu bildirmiştir. Bunlar hep kafesleri atlamadaki yol işaretleridir.

Hayatta en önemli gibi görünen iki faktör, Yüce Yaratıcı tarafından garanti altındadır. Ölüm, Allah’ın takdiri iledir, ne erkene almak ne de ertelemek mümkün değildir. Rızık, Allah’ın taahhüdü altındadır. Tabii ki akıllı insan, Allah’ın kendisine verdiği bu aklı, gerektiği gibi kullanacak, tedbirlerini alacak, kendisine düşen vazifeleri yerine getirecek, bunları yaparken kuruntu ve saplantı kafeslerine takılmadan yoluna devam edecektir. Başına gelen her türlü hadiseyi de okuyarak, dinleyerek edindiği bilgiler ışığında değerlendirecektir. Bunları kendi içine atarak problem haline getirmeyecek, yani kafeslere girmeden gözünü hep o arzu edilen sonsuz hayata göre dizayn etmesini bilecektir.

Özeleştiri

Gelin, kendimizi yeniden sorgulayalım. Hangi kafesler içindeyiz? Bunlardan nasıl kurtuluruz? Başkalarına bu konuda nasıl yardımcı oluruz? Bir daha böyle tuzak ve kafeslere nasıl düşmeyiz ve başkalarının düşmesine engel oluruz? İnsanca, ruh, beden ve çevre sağlığını muhafaza ederek bize verilen bu emaneti, bu kısa müddet içinde, olması gerektiği gibi muhafaza ederek ve başkalarıyla beraber bu imtihandan çok iyi puanlar alarak o sonsuz âleme emin olarak gitmeyi nasıl başarırız? İşte bir an önce bu meseleye kilitlenirsek, herhalde yapılması gereken esas işi yapmış olacağız.

Açık uçlar

Hani ucu açık, soru, konu ve açıklamalar vardır. Aynen onlar gibi, bu yazı da ucu açık bir yazıdır. Yani her okuyan kendi geçmişi, tecrübeleri, aklı ve yetenekleriyle bu konuları daha da çeşitlendirebilir, zenginleştirebilir, kendisi ve başkaları için daha istifadeli bir hale getirebilir. Bu yazı bu yönüyle, bir kapı aralama ve bir duyguyu paylaşma şeklinde ele alınmalıdır. “Kafes” kelimesinin tedai ettiği bu önemli hususları yerine getirebilmeyi, Rabbim herkese nasip etsin.

[i]www. sorularlasaidnursi. com/bediuzzamanin-hurriyet-dusuncesi

[ii]Gülen, M. Fethullah, Ölçü veya Yoldaki Işıklar, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, ss. 42–44.