Her millette, nesiller boyu nakledilmiş, vahiy kaynaklı doğrular olabilir. Müslüman olmadan önceki kültür ve edebiyatımız, Kur’ân’ın filtresinden geçirilmiş, dinin ruhuna uygun olan sözler ve hükümler benimsenmiştir. Ancak dinin temel düsturlarına uygun olmayan atasözlerinin de yaşadığı muhakkaktır.

 

Türkler, Hulefa-i Râşidîn döneminden itibaren Müslüman olmaya başlamışlardır. Evvela Müslümanlarla komşu olan Maveraünnehr ve Horasan civarındaki Türkler karşılaştıkları yeni dini benimsedi. Ancak kitleler halinde İslâm’ı seçmeleri 10. asırdadır. Bu asırda Saltuk Buğra Han’ın İslâmiyet’i kabulüyle birlikte Müslüman Türklerin kurduğu ilk devlet olarak Karahanlılar[i]tarih sahnesinde yerini aldı. Türklerin Müslüman olması 12. yüzyıla kadar devam etti.[ii]Böylece yaklaşık 400 senelik bir dönemde, Türklerin tamamına yakını Müslüman oldu.

Türkler Müslüman olduktan sonra bu dinin ana kaynağı olan Kur’ân’ı iyice özümseyip onu hayatın her alanına taşıdı. Öncelikle yeni dinlerinin en temel ibadeti olan namazı kılmak için günde en az beş defa Kur’ân’dan ayetler okumaları icap ediyordu. Bu dinî vecibe diğer Müslüman milletler gibi Türkleri de Kur’ân’a pervane etti ve Kur’ân ekseninde yeni bir hayat kurmalarına vesile oldu. Onların Kur’ân’ı okuyup anlamaları için Arapça ve Arap alfabesini öğrenmeleri elzem oldu.[iii]

Bunun tabii bir neticesi olarak Kur’ân, Türk kültürünün bütün unsurlarının içine girmiş ve hepsine kendi kutsi rengini vermiştir. Kur’ân’ın en çok etkilediği kültür unsurlarından biri kuşkusuz lisandır. O kadar ki Müslüman Türk tarihinin yaklaşık 10 asır süren en parlak döneminde o dille gelişen edebiyat, “İslâmî Devir Türk Edebiyatı”, “Türk İslâm Edebiyatı”, İslâmiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı”, “Ümmet Çağı Türk Edebiyatı” gibi İslâm dinine vurgu yapılarak adlandırılmıştır. Zira bu devirde ilim, tefekkür ve fikir hayatını besleyen ve belirleyen birinci kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.[iv]Agâh Sırrı Levend’in şu ifadeleri bu hakikate dikkat çeker:

“Ümmet Çağı Türk Edebiyatı, İslâm dininin ortaya koyduğu hükümlere dayanır. Eski metinlerde hemen hiçbir sayfa yoktur ki, içinde Kur’ân’dan bir ayet, Peygamber hadisinden bir cümle bulunmasın ve düşünceler bunlara bağlanmış olmasın. Tefsir, kelâm, fıkıh gibi İslâmî ilimler, kültürün dayanağıdır. İman ve itikad, toplumun başlıca özelliği olarak göze çarpar.”[v]

Bu hususta “Türk- İslâm Edebiyatının Kaynağı Olarak Kur’ân-ı Kerim” adıyla sunulan bir tebliğde göz önüne serilen birçok örnekten sonra, “Kur’ân-ı Kerim, İslâm dininin olduğu gibi, Türk- İslâm edebiyatının da ilk ve en önemli kaynağıdır” denilmektedir.[vi]Bu sonuca ulaşmak için, Kur’ân’ın Türkçe tercüme ve tefsirlerine; Kur’ân’ı esas alan inanç, ahlâk ve ibadetle ilgili eserlere; kısas-ı enbiyaya; Yusuf ve Züleyha ile Hızır-nâme gibi eserlere; ayetlerin iktibas veya telmih yoluyla kullanılmasına ve Kur’ân’dan Türkçeye geçen kelimelere dikkat çekilmektedir. Türkçenin ustalarından Ahmet Turan Alkan da Kur’ân’ı, Türkçenin “belkemiği” olarak görmektedir.[vii]

Kur’ân’ın Türkçeyle kaynaşması sadece kelime ve kavram aktarımı şeklinde olmamıştır. Çünkü bu İlahî kelam, vücuda giren bir gıdanın kana karışıp bütün damarlarda dolaşması gibi Müslümanların bütün hayatlarını etkilemiş, dillerinin edat ve bağlaçlarından kelimelerine, cümle yapılarından edebî türlerine kadar bütün unsurlarını etkilemiştir. Osmanlı mekteplerinde cümle kuruluşundan başlayıp metnin örgüsünü içine alan “İnşâ” derslerinde Kur’ân’dan örneklere bolca yer verilmekteydi.[viii]Kur’ân, Türkçeyi sadece malzeme ve fikir bakımından beslemekle kalmamıştır. Meydana gelen eserlerin veciz, beliğ ve estetik olmalarının ölçülerini de belirlemiştir.[ix]Başlı başına belâgat mucizesi olduğunu, dost ve düşman herkesin kabullendiği Allah Kelâmı, belâgat ilminin hem kaynağını oluşturur hem de ölçülerini belirler.[x]

 

Atasözlerin Kur’ân’la Münasebeti

Türkçenin her yerine nüfuz eden Kur’ân-ı Kerim, Türk atasözlerinin içinde ya mana veya lafız olarak yer almıştır. Bu durum bazen ayetin tamımı için, bazen de bir kısmı için geçerlidir. Mesela, “Derdi veren dermanını da verir”atasözü ile “Eğer Allah sana bir sıkıntı verirse O’ndan başkası onu gideremez”[xi]ayet-i kerimesi arasında; “Kuş, alayıyla uçar,” “Karıncanın (da) kavmi var,” “Karga derneği, insan örneği,” “Arı kovana gider,” “Yalnız kaz ötmez”atasözleri ile “Hem yerde hareket eden hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer toplum teşkil etmesinler”[xii]ayeti arasında; “Nûh gemisine binen, tufandan korkmaz” atasözü ile “Hülasa Biz de onu (Nûh) ve yanındakileri o yükle dolu gemi içinde kurtardık[xiii]ayeti arasında, “Kuyu kazan kendisi düşer” atasözü ile “Kötü tuzak, sadece hazırlayanın ayağına dolanır, sadece onu perişan eder”[xiv]ayeti arasında doğrudan veya dolaylı bir alaka bulunduğu ortadadır.

Peki, bu anlam birliklerinin veya yakınlıklarının sebebi nedir?

Türk milleti Kur’ân-ı Kerimle o denli bütünleşmiş, onu hayatına öyle mâl etmiştir ki genelde dilini, özeldeyse atasözlerini Kur’ân’dan yansıyan kelime ve fikirlerle bezemiştir. Hayat görüşlerini ortaya koyan atasözlerini Kur’ân’ın imbiğinden geçirerek nesillere aktarmıştır. Bu görüşümüz, atasözlerinin Kur’ân’dan sonra oluştuğu ve ondan etkilendiği ön kabulüne dayanır. Bu da akla yatkın bir durumdur. Zira incelediğimiz atasözlerinin tamamı günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ulaşabildiğimiz en eski atasözleri ise (Orhun ve Yenisey kitabelerindeki beş tanesi hariç tutulursa) Türklerin Müslüman oluşundan sonraya rastlar.

Atasözleri ile ilgili bu duruma ters örnekler de bulunabilir. Sayıları az da olsa bazı atasözlerinin hükümlerini, Kur’ân ayetleriyle telif etmek çok zordur. Ancak bunlar için de peşin hükümlü olmamak gerekir. Çünkü bunlar mecaz, taşlama, ironi, hiciv, eleştiri, teselli veya gücenmişliği içermektedir.

Atasözlerinin hepsinin Kur’ân kaynaklı olduğunu söylemek büyük bir iddiadır. Zira Peygamber Efendimizin hadislerine bile bazı sözler karıştırmak isteyenler olmuştur. İşin doğrusu atasözleri için de “Kur’ânî ruh ve mantıktan beslenen sözlerin sayısı az değildir” gibi bir yaklaşımda bulunmak gerekir.

 

Atasözleri ve Kur’ân Münasebetini Bilmek Ne Kazandırır?

1- Ecdadımızın Kur’ân’a olan yakınlıklarını ve hayat felsefelerini böylece daha yakından öğrenme ve tanıma imkânı buluruz. Bu da bizim geçmişimizle olan bağlarımızı kuvvetlendirir.

2- Bazı atasözleri bir ayetin tercümesi veya tefsiri niteliğinde olduğundan özellikle Arapça bilmeyen geniş kitlelerin ilgili ayeti anlaması daha kolay olur. Bu tür atasözleri tercüme ve tefsirlerde kullanılabilir.

3- Akılda tutmak kolay olduğundan ve günlük dilde karşımıza çok çıktığından, işittiğimiz bir atasözü bize hemen ilgili olduğu ayeti hatırlatır. Bu da Kur’ân’ı hayatımıza daha çok dâhil eder.

4- Ayet-i kerimelerdeki hükümler, vahye dayalı İlahî hakikatlerdir. Atasözlerinde verilen bazı hükümler ise tecrübeye dayanır. Tecrübe yoluyla elde edilen hakikatlerin atasözleri halinde ifade edilenleri ise İslam’ın fıtrat dini olduğunun ayrı bir göstergesidir.

Bu madde altında ifade ettiklerimizi şu örnekle izah edebiliriz: “İnsan zengin oldukça tamah artar,” “Bay (zengin) Allah’a, geda (fakir) zengine yetişmeye çalışır,” “Mal arttıkça hırs artar,” “İnsanın gözünü bir avuç toprak doyurur” atasözleri uzun yılların tecrübe ve gözlemlerine dayanarak âdemoğlundaki mal kazanma hırsını ortaya koymaktadır. “İnsan mal mülk istemekten usanmaz”[xv]ayeti ise insanın aynı vasfını bir yaşanmışlığa gerek kalmadan ortaya koyar. Zira insanı yaratan, onun fıtratını en iyi bilendir. Atasözlerini Kur’ân’la test ederek vize alanlarını tespit etmek gerekir. “Yalancının gemisi yürümez”, “Yalanın dibi deliktir”, “Yalanın ayakları kısadır”atasözleri ile “…Yalan ve sahte olan ise sönüp gitmeye mahkûmdur[xvi]ayeti arasında da aynı durum mevzubahistir.

 

Netice

Birçok Türk atasözü, ayet-i kerimelerle aynı veya yaklaşık manayı taşımaktadır. Bizim buradan çıkardığımız sonuç; bazı atasözlerinin ortaya çıkmasında Kur’ân-ı Kerim’in etkili olduğu şeklindedir. Bazı atasözleri, bazı ayetlerin mealiyle mutabıktır. Atasözlerinde kullanılan kelimelerin bazıları ise aynıyla Kur’ân’dan alınmıştır. Bir kısım atasözlerinde ise anlam, ayetlerle birebir örtüşmemekte, fakat yaklaşık manayı vermektedir.

Ayetlerle aynı manayı ifade eden atasözlerinin mutlaka ve sadece Kur’ân’ın tesiriyle oluştuğu iddiasında değiliz. Bunu ispatlamak da mümkün gözükmüyor. Ancak muhtevası Kur’ân’la örtüşen atasözlerinin Kur’ân’dan bağımsız ve habersiz ortaya çıktığı da iddia edilemez. Çünkü karşımızda benzer manalara gelen yüzlerce ayet ve Türk atasözü bulunuyor. Biz bu benzerliğin, Allah kelamı olan Kur’ân’ın, Müslüman bir toplumun dilini, düşüncesini ve hayatını etkilemesinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Günlük hayatta doğruluğuna inanarak kullandığı birçok atasözünün manasının Kur’ân’da olduğunu gören bir kişinin, Kur’ân’a olan ilgisinin de artacağını umuyoruz.

[i]Günümüzde Kırgızistan’ın bulunduğu coğrafya.

[ii]Mengi, Mine. Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara: Akçağ, 1999, s. 10.

[iii]Mengi, s. 10.

[iv]Uzun, Mustafa. “Kur’ân ve Türk Edebiyatı”, Kur’ân ve Tefsir Araştırmaları II, İstanbul, 2001, s. 23. Bu durum günümüz için de geçerliliğini korumaktadır. Örnekleri için Murat Sülün’ün Türk Toplumunun Kur’ân-ı Kerim Kültürüadlı eserine bakınız.

[v]Levend, Agâh Sırrı. Ümmet Çağı Türk Edebiyatı’ından nakleden: Uzun, a.g.e., s. 22.

[vi]Güngör, Zülfikar. “Türk- İslâm Edebiyatının Kaynağı Olarak Kur’ân-ı Kerim,” I. Kur’ân Sempozyumu, İslâmî İlimler Dergisi, İstanbul, 2007, s. 187.

[vii]Alkan, A. Turan, Yatağına Kırgın Irmaklar, İstanbul: Ötüken, 1997, ss. 117–120.

[viii]Uzun, a.g.e., ss. 25–26.

[ix]Uzun, a.g.e., s. 23.

[x]Geniş bilgi için bakınız: Kılıç, Hulusi. “Belâgat”, DİA, cV, 380–383.

[xi]En’âm, 6: 17.

[xii]En’âm, 6: 38

[xiii]Şuara, 26: 119

[xiv]Fatır, 35: 43.

[xv]Fussilet, 41: 49

[xvi]Sebe’, 34: 49