Ben doğduğumda iki dedem de hayatta değildi. Anneannemi tanıma imkânı buldum. Annem, teyzem ve anneannemde çok defa şahit olduğum bir alışkanlık vardı: Bebekler acıktığında, ekmek gibi gıdaları ağızlarında çiğneyip onlara ikram ederlerdi. Bu yolla bebeklerin, en yakınlarından “faydalı mikropları” aldıklarını ancak doktor olduğumda anlayabildim. Zaten anne karnında tamamen steril (mikropsuz) olan bebek, doğarken ve daha sonra süt emerken ilk faydalı mikroplarını almaya başlar.

Eskiden köyde aynı havluyu kullanırdık. Bütün ev ahalisi ve misafirler aynı bardaktan su içerdi. Sofralarda ayrı ayrı tabaklar olmazdı, aynı tastan çorba içerdik. Bütün bu muameleler mikropların birbirimize geçmesine sebep olurdu, ama bu durum hasta olmamıza yol açmazdı.

Mikroplar, Hastalıklara Nasıl Sebep Olmaktadır?

İnsan vücudunda çok sayıda mikrop yaşamaktadır. Bu mikroplar deride veya mide ve bağırsaklarımızı örten iç deride (mukoza) yaşarlar. Bunlar faydalı mikroplardır. Bu mikroplar, bazı zararlı mikropları öldürerek bizi hastalıklardan korur. Vücut için çok gerekli olan ancak gıdalarla alınamayan ve vücudun da üretmediği bazı vitaminleri üretir. Bağırsak hareketlerinin düzenli olmasına destek verir. Ürettikleri bazı önemli maddelerle kişinin bağışıklık sistemini güçlendirir. Astım gibi bazı alerjik hastalıkların önlenmesinde, hatta otizm ve multipl skleroz (MS) gibi önemli hastalıkların ortaya çıkmasını engellemede vazife yaparlar.

Bunun dışında, faydalı olmayan, hastalık yapıcı mikroplar vardır (sıtma ve tifo mikrobu gibi). Hastalık yapıcı mikroplar vücutta her zaman bulunmaz. Bu sebeple birbirimizin havlusunu, su bardağını veya kaşığını kullandığımızda birbirimize çoğu zaman zararlı mikroplar değil faydalı mikroplar geçer. Bu arada, hasta olan birisi varsa, onun kullandığı malzemeler kullanılmamalı, onunla temastan kaçınılmalıdır. Eğer bir okulda grip varsa, bu hastalık yakın temasla diğer çocuklara mutlaka bulaşır. Hasta çocuğa rapor verilip evde istirahati sağlanmalıdır ki hastalık diğer çocuklara da geçmesin.

Modern dünya tam da yeni ilaç keşifleri ile mikroplarla arasındaki savaşı kazandım derken ileri teknolojinin kullanıldığı gelişmiş ülkelerde nadir olan hastalıkların sıklığı artıyor veya yeni hastalıklar ortaya çıkıyor. Evlerde nine, dede ve kuzenler yok. Artık her gün banyo yapıyoruz. Evlerde gelişmiş temizlik aletleri ve malzemeleri kullanıyor. Hayat her gün kolaylaşıyor. Tıp sürekli ilerliyor, mikrobik hastalıklardan korunmak için nasıl davranmamız gerektiğini artık küçük bir çocuk bile az çok biliyor. Fakat mikroplardan korunalım derken dost mikroplarımıza düşmanca davranıp onları öldürüyoruz. Bu durum, bağışıklık sistemimizin çalışmasını da aksatıyor.

Çocuklukta tanışmamız gereken bazı mikroplar aslında bağışıklığımızın gelişmesi ve kanser dâhil birçok hastalığa karşı şifa bulmamız için gereklidir. Aşırı temiz ve mikropsuz bir ortamda büyütülen bebekler, ileride astım başta olmak üzere, birçok alerjik hastalığa yakalanma riski taşıyor. Son yıllarda dikkat çeken bu görüş, “Hijyen Hipotezi” olarak adlandırılıyor. Hijyen hipoteziyle ilgili ilk akademik görüşler, Prof. Dr. David P. Strachan tarafından ortaya atıldı. Bu araştırmacı, ailedeki büyük çocukların sayısı arttıkça, daha küçük çocuklardaki alerjik rinit (saman nezlesi ya da alerjik nezle) riskinin azaldığını keşfetti.

1990’ların sonlarında Dr. Erika von Mutius, Doğu ve Batı Almanya’daki çocukların alerji ve astım hastalığı sıklıklarını karşılaştırdı. Dr. von Mutius’un başlangıçtaki hipotezi, daha kirli ve sağlıksız ortamda büyüyen Doğu Almanya’daki çocuklarda daha fazla alerjik hastalığın görüleceği şeklindeydi, ama çalışma bunun tam tersini gösterdi.

Son yıllarda mikropların sadece alerjik hastalıkları etkilemediği, ayrıca birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalığın gelişmesinde de rol oynadığı keşfedilmiştir. Mesela, geçen yıl yapılan bir çalışmada, dost bağırsak bakterilerin beynimizi müspet etkilediğini ve otizm, bunama (Alzheimer), Parkinson hastalığı, depresyon ve kaygı (anksiyete) gibi birçok anormal sağlık durumunu önlediği rapor edilmiştir.1Bu çalışmada ayrıca bağırsak mikroplarının kişinin ağrı algısını, davranış ve alışkanlıklarını ve hatta beynin gelişimini etkilediği iddia edilmektedir. Bu araştırmaların son zamanlarda yoğunlaşmasıyla “nöromikrobiyoloji” adında yepyeni bir bilim dalı ortaya çıkmıştır.

Son yıllarda astım ve alerjik hastalıkların yanında otizm, Alzheimer, depresyon ve benzeri nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar, özellikle ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda artış gösteriyor. Maddi açıdan geri kalan toplumlarda alerji gibi hastalıklar ender görülürken, steril ortamlarda büyüyen çocuklar, daha çok hastalığa yakalanıyor. Sadece aşırı hijyen değil, zamanla beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi, fıtri gıdalardan uzaklaşıp katkı maddesi içeren yiyecekler yememiz de hastalık riskini artırıyor.

Son yıllarda ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda sıklığı artan önemli bir sağlık problemi de MS (multipl skleroz) hastalığıdır. Bu hastalıkta beynin beyaz cevheri ve sinir tellerinin etrafını saran kılıf (miyelin tabakası) çürümekte ve yok olmaktadır. Bunun sonucunda hareket bozukluğu (mesela yürüyememe), kaslarda güçsüzlük, kısmi felç, dengesizlik, konuşma ve görme bozuklukları ortaya çıkmaktadır. MS hastalığı, kişinin bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu, beyin ve omurilikte çok sayıda plağın oluşmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Son yıllarda bu hastalıkla bağırsak mikropları arasında ilişki bulunmuş ve bazı parazit yumurtalarının kişiye verilmesiyle hastalık belirtilerinin geçtiği bulunmuştur.2Bu durum da bazı mikroplarla karşılaşmanın insan vücudu için zararlı değil faydalı olduğunu ispatlamaktadır.

Normalde doğum öncesi, bebeğin bağışıklık sistemi uyku halindedir, yani mikropları tanımaz. Bebek dünyaya geldikten sonra, mikroplarla baş etmek zorundadır. Mikroplara maruz kaldıkça, bağışıklık sistemi hem savunma yönünden güçlenir ve hem de müspet anlamda değişime uğrar (immün modülasyon). Mikroplar tarafından yeterince uyarılma olmazsa, hastalıklar ortaya çıkar.

Çocuk ne kadar kalabalık bir aile ortamında büyümüşse, kendisinden büyük ne kadar çok abla ve ağabeyi varsa, hastalığa yakalanma ihtimali o kadar az olur. Ayrıca “mikrobiyata” adı verilen yararlı bakterilerin bağırsaklarda bolca bulunması da hastalık gelişimini engellemektedir. Ne yazık ki, hayat şartları bizleri daha sağlıksız beslenmeye ve hazır gıdalar tüketmeye yönlendirdikçe, bağırsaklarda olması gereken yararlı mikropların sayısı da azalmaktadır. Yoğurt, kefir gibi probiyotikler bakımından zengin gıdalarla beslenme, bağırsakların savunma hattını güçlendirir, bağışıklık sistemini destekler ve vücudumuzun hastalıklarla daha kolay savaşmasını sağlar.

Bebek annesinden ve yakın akrabalarından faydalı mikropları alırken aslında onların güzel davranışlarını da alıyor. Anne ve babasının ona olan sevgisini ve şefkatini bu yakın temas ile hissedebiliyor.

Dipnotlar

  1. ACS Chem Neurosci. 2017-12-8. doi: 10.1021/acschemneuro.7b00373.
  2. Mult Scler. 2017-10-1:1352458517736377. doi: 10.1177/1352458517736377.
Paylaş
Önceki İçerikAlvarlı Efe Hazretleri
Sonraki İçerikSürgün