Sıcaklığı istenen seviyede sabit tutabilen bir tür kontrol aracı olan termostatlar çok farklı yerlerde kullanılır. Buzdolabı, bulaşık makinesi, elektrikli fırın ve su ısıtıcısı, şofben, çamaşır makinesi ve kalorifer bunlardan bir kısmıdır. Bu cihazların istenilen ölçüde soğutma ya da ısıtma yapabilmesi termostatın doğru ve hassas çalışmasına bağlıdır. Aksi takdirde alet ve araçların bozulması muhtemeldir.

Vücudumuzda da termostat olduğunu biliyor muydunuz? Hem bu termostat ömür boyu garantili ve kişiye özeldir hem de öyle mahirdir ki yaşlılık, gençlik, uyku, hastalık dönemi ve iklime göre vücut için en ideal şekilde ayarlama yapmaktadır. Ayrıca bütün bunları haberimiz olmadan yapacak şekilde programlanmıştır.

Hipotermi ve Hipertermi

Sağlıklı bir durumda termostatımız bir derecelik fark aralığı (36,5 °C–37,5 °C) hassaslığında çalışır. Ağızdan ölçülen vücut sıcaklığımızın bu sınırların alt veya üstünde olması birtakım problemlerin sinyalidir. 35 derecenin altı hipotermiye sebebiyet verirken 39 derecenin üstü hipertermi olarak adlandırılan probleme yol açar.

Hipotermi; yağmur, rüzgâr, kar veya soğuk suya maruz kalma sonucu vücut sıcaklığının düşmesidir. Uzun süreli hipotermi, önce titreme ve şuur kaybına sebep olur, daha sonra ise ölüm söz konusudur. Deniz kazalarında suya düşen insanlar boğulmadan çok hipotermiden dolayı vefat eder.

Hipertermi ise ateşli hastalıklar ya da uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalma gibi sebeplerden dolayı vücut sıcaklığımızın yüksek derecelere çıkmasıdır. Uzun süreli hipertermi halsizlik, baş dönmesi, bulantı ve tansiyon problemlerine yol açar. Acil yardım uygulanmazsa çocuklarda havale geçirme gibi problemlere veya ölüme yol açabilir.

Termostatımız Nerede?

Sibirya’da yaşayanların da Afrika çöllerindeki insanların da vücut sıcaklıkları normal sınırlar içinde tutulmaktadır. Termo-regülasyon (ısı ayarlama) merkezi adı verilen termostatımız beynimizin hipotalamus kısmında çok küçük bir yer teşkil eder. Vücut sıcaklığımızı dengeleme görevi verilmiş olan bu merkez, sıcaklık arttığında düşürme, azaldığında artırma yönünde sistemi harekete geçirir. Hipotalamusun ön ve orta kısmında olmak üzere iki bölümden oluşan merkezden ön kısımdaki, vücut sıcaklığımızı düşürmek, orta kısımdaki ise artırmakla vazifelendirilmiştir.

Merkezi harekete geçiren ise, derimizde bulunan ısı reseptörleridir. Soğuk (Krause cisimcikleri) ve sıcak (Ruffini cisimcikleri) olmak üzere iki farklı ısı reseptörü vardır. Ayak ucumuzdaki küçük bir sıcaklık değişikliği bile sinirler yoluyla ânında merkeze iletilir ve sistem harekete geçirilir. Vücut sıcaklığının düşürülmesi için terleme mekanizması işletilir. Bunun için ilk safhada vücut içindeki ısı deriye taşınır. Burada en önemli işlem, kan damarlarının genişlemesidir. Böylece deriye ısı iletimi artar. Vücut sıcaklığının artırılması için ise damarların daralması ve titreme gibi hâdiseler başlatılır.

Her Durum İçin Ayarlı

Termostatımız yaşlandığımız zaman, uyku halindeyken, açken, hastalandığımız zaman veya kış aylarında vücut sıcaklığımızdan maksimum seviyede istifade edilebilecek şekilde programlanmıştır. Bebeklerin, çocukların, ergenlerin ve yaşlıların fizyolojik yapıları ve ihtiyaç duydukları enerji miktarı farklıdır. Uyku halindeyken az, hastalandığımız zaman ise daha çok enerji gereklidir.

İnsanların yaşadığı iklim ve hareketliliğine göre değişiklik gösterse de insan vücudunun ortalama sıcaklığı 37 derece olarak kabul edilir. Fakat kimsenin ortalama vücut sıcaklığı her an aynı seviyede kalmaz. Vücut sıcaklığımız da parmak izimiz gibi kişiye özeldir. Bu fark çok hassas ölçümlerde görülebilir. Yediğimiz içtiğimiz şeyler, aktivitemiz, kıyafetlerimiz, moral durumumuz, hormonlarımız, çevre gibi birçok sebep söz konusudur. Mesela yetişkinlerin hareketliliğinden dolayı vücut sıcaklığındaki artış, bebek ve çocuklarınkine göre daha azdır.

Vücudumuzda bir ısı döngüsü vardır ve sıcaklık gün boyunca farklılık gösterir. Mesela sabah uyandığımızda ortalama vücut sıcaklığımız gün içindekine göre yaklaşık 0,5 derece daha düşüktür. En düşük olduğu süreç, gecenin ikinci yarısındadır. En yüksek olduğu dönem ise saat 16:00-18:00 aralığıdır. Sıcak havalarda, soğuk havalara göre çevreyle daha çok ısı alışverişimiz olur. Isı ayarlama merkezi bütün bu farklılıklara göre ayarlama yaparak enerji tasarrufu sağlar.

Cinsiyete göre de sıcaklığımız değişmektedir. Ağızdan yapılan ölçümlerde ortalama vücut sıcaklığı kadınlarda ±1,4 derece farklılaşırken, bu farklılığın erkeklerde ± 1,2 derece aralığında olduğu görülmüştür. Bunda hormonların da etkisi vardır. Mesela kadınların özel durumları ve hamile oldukları süreçte, vücut sıcaklıkları tamamen o döneme özgü ve farklıdır.

Organların Sıcaklığı

Vücudumuzun bazı bölgelerinin ve bazı organlarımızın sıcaklığının farklı olması gerekmektedir. Ortalama sıcaklığı 41,3 derece olan karaciğer gibi en sıcak organlarımız en içte olanlardır. Derimizin sıcaklığı 33 dereceyken deriye yakın kısımdakilerin sıcaklığı nispeten daha azdır. Mesela ağız içimizin sıcaklığı derimizinkinden yüksektir. Koltuk altı, kulak içi sıcaklıkları da farklıdır. Termo-regülasyon merkezi, aynı zamanda hücrelerde gerçekleşen kimyasal reaksiyonların hızına etki ederek her bir organın optimum sıcaklıkta çalışacağı şekilde programlanmıştır. Vücudumuzun dış dünyayla daima temas halinde bulunan kısmının en düşük sıcaklığa sahip olmasının hikmetlerinden birisi yine enerji sarfiyatını optimum seviyede tutmakla ilgilidir. İki madde arasında sıcaklık farkı ne kadar fazla olursa, ısı geçişi de o kadar çok olur. Derimizin sıcaklığı da ortalama vücut sıcaklığımız kadar, yani 37 °C olsaydı, daha fazla ve hızlı ısı kaybedecektik.

Gözümüze ise çok özel bir mekanizma verilmiştir. Yaklaşık %90’ı su olan ve yüzeyi her zaman nemli olmak zorunda olan gözümüz, dış ortamla doğrudan irtibat halindedir. Fakat kutuplarda, – 50 °C’de, yaşayan insanların gözleri donmaz. Çünkü gözümüz kafatasımızın içinde özel, korunaklı bir yuvada yerleştirilmiş ve kas, yağ tabakası ve göz kapaklarıyla sarmalanmıştır. Ayrıca oftalmik atardamarın uzantıları olan ve bir ağ gibi gözümüzü saran kılcal damarlar gözümüze sürekli olarak ılık kan pompalamaktadır. Gözyaşımızın tuzlu olması da donma derecesinin düşmesine sebep olmaktadır.

Diğer Canlıların Isı Dengesi

Hayvanların vücut sıcaklıkları da onlar için en ideal şekilde programlanmıştır. Mesela kirpilerin ortalama vücut sıcaklıkları 36 °C iken kış uykusuna yattıkları süreçte 6 °C’ye kadar düşürülür. Çoğu memelinin vücut sıcaklığı da 37 derece dolaylarında korunur. Bazı hayvanların ortalama vücut sıcaklık ölçümleri ise şu şekildedir: Tavuk: 42 °C, keçi: 39,2 °C, köpek: 38,9 °C, inek: 37,9 °C, balina: 37°C ve fil: 36,5 °C.

Hayvanlara da yaşadığı iklim ve şartlara göre ısı döngüsü sistemleri ihsan edilmiştir. Mesela, Afrika’da yaşayan bir ceylan türü olan Oriks’in hareket halinde vücut sıcaklığı 45 dereceye kadar çıkabilir. Bu ölümcül bir sıcaklık olmasına rağmen mükemmel bir sistemle korunan beyni buna dayanabilmektedir. Ceylan, beyninin alt tarafında özel bir damar yapısına sahiptir. Bu şekilde suyun buharlaşmasının sağladığı ısı kaybı sonucu damarlardaki kan sıcaklığı düşürülmektedir. Daha sonra göllenme bölgesine dönmekte olan kan, hayvanın şah damarı ile teması sonucu ısı alışverişi yapmaktadır. Beynin fazla sıcaklığı düşürülerek soğutulmuş kan, beynin dolaşım sistemine pompalanmaktadır.

Canlıları kim yarattıysa, onların en küçük ihtiyaçlarını da bilen O’dur. Canlılar, ısı ayarı gibi harikulade sistemlerle Rabbimiz tarafından donatılmıştır ve her türlü ihtiyaçları, haberleri bile olmadan karşılanmaktadır.

Kaynaklar

en.wikipedia.org/wiki/Human_body_temperature

Flindt, Rainer, Amazing Numbers in Biology, Berlin: Springer-Verlag, 2006.

Kaçar, Bülent, “Vücudun Isı Dengesi,” Sızıntı, Eylül, 1996.

Oğuz, Abdurrahman, “Harika Bir Isı Ayar Merkezi,” Sızıntı,Ağustos, 1984.