Işın veya tanecik yayılımı ya da ışıması anlamına gelen radyasyon; bir çeşit enerji aktarımıdır. Her an çevremizde hatta vücudumuzda radyasyon meydana gelmektedir. Cep telefonları ve televizyon gibi radyo dalgalarıyla çalışan cihazlar, fırın ve ütü gibi ısı yayan aletler, ultrason gibi tıbbi makineler ve güneş ışınları, günlük hayatımızda maruz kaldığımız radyasyon kaynaklarıdır. Cep telefonları ve televizyon gibi cihaz ve makinelerden yayılan radyasyonun iyonlaştırıcı özelliği yoktur. Esas tehlikeli ve iyonlaştırıcı özelliği plan radyasyon; radyoaktif yani kararsız atomların bozunarak alfa (α), beta (β) ve gama (γ) gibi ışımalar yapmasıdır.

Nasıl Korunabiliriz?

Kullanmadığınız elektrikli aletleri fişten çekmek, elektrikle çalışan aletleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutmak, saç kurutma makinesini sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanmak, cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmamak ve satın alırken SAR (Özgül Soğurma Oranı) değerine dikkat etmek (SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih etmek), fotokopi makineleri çalışırken en az 50 cm uzakta durmak, elektrikli tıraş makinesini şarjlı kullanmak gibi uyarıları dikkate almak, sağlığımız açısından önemlidir.

Ayrıca 16 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmaları durumunda ise günde 10 dakikayı geçirmemeleri, Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından tavsiye edilmektedir.

Bu arada mamografi, röntgen veya ultrason gibi radyasyon yayan görüntüleme cihazlarını kullanmadan önce bir daha düşünmelidir. 2010 yılında, İngiliz Sağlık Bakanlığı tarama maksadıyla tomografi çekilmesini yasaklamıştır. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, yapılan tıbbi tetkikler yoluyla 10 kişiden birisinin yüksek dozda radyasyona maruz kaldığı, bu dozun; nükleer santrallerde çalışanların bir senede almalarına izin verilen maksimum dozun bile üzerinde olduğu belirlenmiştir.

Bazı görüntüleme cihazlarının kullanımıyla maruz kalınan ortalama radyasyon değerleri (rem):

Tüm Vücut Tomografi Kolonoskopi Kafa

Tomografisi

Mamografi Göğüs Ultrasonu Diş

Röntgeni

Kol

Röntgeni

1 1 0,2 0,04 0,01 0,001 0,0001

 

Radyoaktif Maddeler Her Yerde

Toprak, hava, su ve bütün canlılar az çok radyoaktiftir çünkü radyoaktif atomlar dünyanın her yerine dağılmış durumdadır. Maruz kaldığımız tabii radyasyon kaynakları; kozmik, toprak, hava, beslenme, solunum kaynaklıdır. TÜBİTAK verilerine1göre bu kaynaklardan dünya genelinde kişi başına ortalama soğurulan radyasyon doz değeri yıllık 0,26 – 1 rem aralığındadır ve bu çok korkulacak bir değer değildir. İş icabı radyasyona maruz kalan insanlara tavsiye edilen maksimum limit ise 10 rem’dir. Günde bir paket sigara içen kişinin akciğerlerinin maruz kaldığı yıllık radyasyon 10,6 rem’dir.

Radona Dikkat

Hayatımız boyunca en fazla maruz kaldığımız tabii radyasyon, radon gazıdır. Çünkü dünyanın var edilmesinden itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum ve toryum gibi bazı radyoaktif atomları içeren maddeler, radon gazı salınımı yapar. Bu gaz yer altından sızarak evlerin duvar ve tesisat boşluklarından odaların içine kadar ulaşır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi, bu gazdan korunmanın tek çaresi olarak, 24 saatte bir evleri en az 15 dakika havalandırmayı tavsiye etmektedir.

Canlıların Dayanıklılığı

Her canlıyı kendisine özgü ihtiyaçlara göre donatan Rabbimiz; canlıların radyasyona dirençlerini de farklı yaratmıştır. Mesela köpeklerin dayanıklılığı insanlarınkinden düşükken fare, tavşan, kaplumbağa ve meyve sineği birçok canlınınki yüksektir.2Mesela hamamböcekleri, radyasyon ışımasından insana oranla çok daha az etkilenir. Hatta hamamböcekleri nükleer saldırılardan sonra bile hayatta kalabilmektedir. Bu böcek türü için ölümcül radyasyon dozu 67 bin – 100 bin rem arasındayken insan için bu doz 600-800 rem aralığındadır.

 

Akrepler de insanlara göre radyasyona karşı çok daha fazla dayanıklıdır. Akrepler, insan organizmasının radyasyona direncinin 250 katı bir orana, yani 150.000 rem’e kadar dayanabilmektedir. Araştırmalar da, akreplerde bulunan zehrin kuvveti ile radyasyona dayanıklılıkları arasında bir ilişki de tespit edilmiştir. Zehir oranı arttıkça radyasyona karşı dirençleri de yükselmektedir. Zehirde, sinir sisteminde iletimi sağlayan serotonin maddesinin bulunması, bu görüşü desteklemektedir.

 

İnsanlar da Radyoaktif midir?

Vücudumuzda çok az miktarda uranyum (238U), potasyum (40K) ve karbon  (14C) gibi radyoaktif atomlar vardır. 80 kg olan bir insanda saniyede yaklaşık 8000 Bekerel’lik yani kilo başına 100Bq radyasyon meydana gelmektedir. Bu korkulacak büyüklükte bir oran değildir. İnsan vücudunda ortalama 100 trilyon hücre, her hücrede de yaklaşık 100 trilyon atom vardır. Ve vücudumuzdaki radyoaktif ışıma yapan atomların oranı yaklaşık 8000/1022dir.

Hassas Koruma

Vücudumuzdaki radyoaktif atomlardan kanserojen etki yapma ihtimali en fazla olan potasyum (40K) ve karbon  (14C) atomlarıdır. Hücrede kansere sebep olan bozulma, genlerdeki değişmeden kaynaklanır. Fakat genlerin yapıtaşı olan moleküllerde potasyum atomu yoktur. Hücrenin zarar görme ihtimali olması için; radyoaktif haldeki potasyum atomundan fırlayan parçacıklarının bir DNA molekülüne çarpması ve hasar vermesi gerekmektedir. Bunun ihtimali ise gözleri bağlı birisinin iğneden iplik geçirmesi kadar düşüktür. DNA, hücrenin ortasında yer alan çekirdekte hassas bir şekilde korunmaktadır. Bir hücrenin ortalama çapının 10 mikron (1 mikron, milimetrenin binde birine eşittir) olduğu düşünülecek olursa, DNA’nın ne kadar küçük bir yer teşkil ettiği daha iyi anlaşılır.

Radyoaktif karbon (14C) atomları ise DNA moleküllerinin yapısında bulunabilir ve potasyuma göre daha zayıf ışımalar meydana getirmesine rağmen yayılan parçacıkların hedefi bulma ihtimalleri yüksek olduğundan daha tehlikelidir. Radyoaktif haldeki bir karbon atomu bir azot atomuna (14N) dönüşür böylece DNA kimyevî bir değişikliğe uğrayabilir. Yani insanda beklenmedik şekilde meydana gelebilecek bir kanserin görünen sebeplerinden biri, muhtemelen karbon atomudur.

Zararlı radyoaktif parçacıkların çarpması ihtimalinin düşük olmasının yanı sıra DNA’ya verilen koruma sistemi de kanser olma ihtimalini düşürmektedir. DNA’nın eşleşmesi sırasında meydana getirilen yeni DNA molekülleri, denetleyici enzimler tarafından defalarca kontrol edilir. Bir hata varsa tespit edilir ve düzeltilir. Hatalı şifre kopartılıp yerine doğrusu getirilir ve monte edilir. Bir yandan da bütün bu basamaklar görevli enzimler tarafından kontrol edilir. Üretilen yeni DNA molekülünde, dış etkiler sonucunda normale göre daha fazla hata yapılabilir. Bu sefer hücredeki ribozomlar, DNA’dan gelen emir doğrultusunda DNA onarım enzimleri üretmeye başlar.

Vücudumuzda her saniye yaratılan 8.000 radyoaktif faaliyete rağmen canlılığımızın devam etmesi; ilmi, kudreti, hikmeti ve keremi sonsuz Rabbimizin koruması altında olduğumuzu göstermektedir.

Dipnotlar

  1. “Tütündeki Radyoaktivite, Sigara Tiryakilerinin Aldığı Radyasyon Dozu ve Kanser Riski?”, Bilim Teknik, TÜBİTAK, Nisan, 2006.
  2. Choppin, G. ve ark., Radiochemistry and Nuclear Chemistry, Oxford: Elsevier Science & Technology, 1995.

Kaynaklar

Apillioğlu, Orhan, “Radyasyondan Etkilenmeyen Canlı,” Kimya O’nu Anlatıyor, Muştu Yayınları, 2013.

Balta, Nuri, “Hücredeki Radyasyon Tedbirleri,” Sızıntı, Nisan 2008.

www.taek.gov.tr/bilgi-kosesi/184-radyasyonla-birlikte-yasiyoruz/501-dogal-radyasyon-kaynaklari.html (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)

www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/03/05/yazilar

www.webelements.com

www.physics.isu.edu/radinf/natural.htm