Bayram Yüksel ağabey, Afyon’nun Bolvadin kazasının Çoğul (Kemerkaya) köyünde, 1931 yılında doğmuştur. Babası Ali, annesi Güllü Hanımdır. Annesi, Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sülâlesinden bir seyyidedir.

1948 yılında yaşının küçüklüğünden dolayı, ailesinin şerefini korumak için bir suçu üzerine alıp Afyon hapsine girer. Ama kader-i İlahî onu Üstad Bediüzzaman Hazretleriyle karşılaştırır. 1951’deki Kore Savaşı’na onbaşı olarak katılır. Bu münasebetle Risale-i Nurları Japonya’ya götürür. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Eserleri yanımıza aldık. Sevinçle hemen bir taksi tuttuk. Zaten adres almıştık. Türklerin bulunduğu camiye vardık. Abdülvahab ismindeki reislerinin evine gittik. Bizimle alakadar oldular. Ben de Üstadımızın selamlarını söyledim ve ‘Bu kitapları Üstadımız Japon Başkomutanına gönderdi, o Üstadımın arkadaşı imiş, kendisiyle muhabere ederlermiş, İstanbul’da görüşmüşler’ dedim. Onlar çok sevindiler. ‘Bizi buraya getiren zaten o zattı. Biz Kazan Türkleriyiz. Japon ve Rus Harbinden sonra bizler buraya geldik, bize bu camiyi yaptırdı, verdi. Müslümanları çok severdi, maalesef o zat vefat etti. Bizler Üstadı çoktan tanıyoruz; kendisi müstesna bir insandır. Biz onu Rusya’da iken takdir ediyorduk. Bu camimizi, evimizi Üstadın dostu olan kumandan bize hediye etti’ dedi. Çok güzel Türkçe konuşuyorlardı. Sonra da ‘Kitaplar bizde kalsın, bunları neşrederiz’ dediler. Abdülvahab’ın kerimesi oradaki Türk çocuklarına, Türkçe dersi veriyor, muallimlik yapıyordu. Eserleri kendilerine verdim. Çok memnun oldular. ‘Üstada selamlarımızı söyleyin, bizlere dua etsin’ dediler.”

Üstad Hazretleri, Bayram Yüksel ağabeyi Kore’ye uğurlarken kendi Cevşen’ini ona vermiş ve şöyle demişti: “Bunu yanında taşı, yedi kat muşamba yapılır. Hiç korkma, korktuğun zaman beni hatırla, bizler daima inayet-i Rabbaniye altındayız. Hiç merak etme. Cenab-ı Allah senin yardımcın olsun.”

Vakas Cephesinde hücum eden düşmana karşı, Bayram ağabey, tutukluk yapan ağır makineli tüfeği başına geçip Besmeleyi çekerek tetiğine basar ve biiznillah ateş etmeye başlar. On bin mermi yakar. Cephane bitince, arkadaşları mermi almaya giderler. O sırada “Çap, çap” (ekmek-yemek) diyerek düşmanlar etrafını sararlar. Ağabeye hiç ilişmeden ayağının dibindeki boş kutularla meşgul olurlar. Hepsi aç ve tek tip elbise giymişlerdir. Ellerinde sadece boğma âletinden başka hiçbir silahları yoktur. Ağabey, makineli tüfeği omuzuna alıp çıkar.

1953’te askerden dönünce, yine Üstadın hizmetine girer. Kır gezilerini şöyle anlatır: “Bazen karıncaları görse veyahut bizler bir taş kaldırsak ve altından karınca çıksa, taşları geri koydurur, ‘Hayvancıkların rahatını bozmayın’ derdi. Kırlarda avcıları gördüğünde ‘Tavşanları ve keklikleri vurmayın. Diğer hayvanları da incitmeyin’ der ve nasihatte bulunurdu. Hatta çok kişileri avcılıktan menetti. Kırlarda çobanlara rast geldiğinde onlarla konuşurdu. ‘Beş vakit namazınızı kıldığınız zaman, sizin her vakit saatiniz ibadet yerine geçer. Bu da beşeriyete hizmettir. Bu hayvanlardan hâsıl olan eti, yünü, sütü, yoğurdu her kim yerse yesin, size sadaka hükmüne geçer. Bu hayvancıkları incitmeyin’ diye çobanlara çok şefkatli sohbetler yapardı.”

Bayram Yüksel ağabey, Üstadımızın son günlerinde hep yanındaydı. 19 Mart 1960 akşamı Üstad rahatsızlandı. Gece saat 2’de, “Urfa’ya gideceğiz’ dedi. 20 Mart sabahı, saat 9.00’da yola çıktılar. 21 Mart sabahı, saat 7.30’da Gaziantep’e vardılar. Saat 11.00’de Urfa’ya ulaştılar ve doğruca İpek Palas’a gittiler. Üçüncü katta, 27 numaralı odaya yerleştiler. Halk, Üstadın Urfa’ya geldiğini duyunca otele hücum ettiler. Üstad Hazretleri hepsiyle görüşüyordu. İçişleri Bakanlığı bundan çok rahatsız oldu ve hemen Isparta’ya geri gönderilmesini istedi. Üstad ise, “Acayip! Ben buraya ölmeye geldim” dedi. Urfa DP il Başkanı Mehmet Hatipoğlu koşarak Emniyete gelip itirazda bulundu. Arzu ettiği üzere Bediüzzaman Hazretleri Urfa’da vefat etti.

Üstaddan sonra Bayram ağabey hizmetlerine devam etti. İhlas ve sadakatiyle, dimdik duruşuyla hep örnek oldu. Ankara’da ve Isparta’da büyük hizmetleri oldu. Vefat edinceye kadar hep hizmet yolunda oldu ve bu yolda şehit oldu.

Bayram Yüksel Ağabeyle İlgili Hatıralar

Ali Rıza Kınık: “Bir ara, (dershaneye) Müslim Gündüz gelmişti. Çok da güzel ders yapıyordu. Bayram ağabey gördü: ‘Bunu dershaneden uzaklaştırın!’ dedi. Biz ‘Bayram ağabey niye böyle diyor? Adam ne de güzel ders yapıyor!’ dedik. Fakat daha sonra, Risale-i Nur’un meşrebine uymayan bir takım zararlı yollara girdiğini gördük.”

Feyzi Allahverdi: “Bayram ağabeyin hiçbir hasenatı olmasa, Türkiye’de ilk defa talebe hizmetlerini başlatmış olması yeter.”

Mustafa Beşok: “Bir gün Bayram ağabey; ‘Üstadın hizmetkârları seyyiddir’ demişti. Anne tarafından mübarekti. Sungur ağabeyin annesi de öyleydi. Hatta Bayram ağabey: ‘Benim annem vefat etse, o anda da Sungur ağabeyin annesi vefat etse, ben Sungur ağabeyin annesinin cenazesine giderim, çok mübarektir’ demişti.”

Ömer Yirmiyedi (Çiçek): “Bayram ağabey bir ara Kore’de düşman birliği arasında kalmış, sonra da koca birliği önüne katıp getirmiş. Birleşmiş Milletler karargâhına teslim etmiş. Komutanlar şaşırmışlar: ‘Sizi bu mu getirdi?’ demişler. ‘Yok yahu, bu bizi nasıl getirecek, sarıklı bir yığın asker vardı yanında, onlar getirdi bizi buraya!’ demişler. ‘Kurşunlar vızır vızır, sağımdan solumdan geçer, bana isabet etmezdi’ derdi.”

Prof. Dr. Murat Sarıcık: “90’lı yıllarda bir gün vakfa İstanbul’dan iki gazeteci gelmişti. Bayram ağabey, bunlarla görüşmüştü. Derken onlardan biri: ‘Ağabey, cemaatte eski ihlas yok, Nur talebeleri Üstad zamanındaki gibi değil!’ deyince, Bayram ağabey kızmış: ‘Ne var cemaatte, aynı eskisi gibi! Üstad bugünleri görse çok sevinirdi. Risale-i Nur’un bir şaşaalı devri gelecek’ demişti. Bu, o devirdir’ diye cevap vermiş. Akşam derste buluştuğumuzda bendenize bunu anlatmıştı…

Aldülkerim Kavun: “Bir gün, bir beldede, mübarek bir ağabey, Sungur ağabey için: ‘Bizim de Sungur ağabey gibi arabamız olsa, biz de her yeri gezeriz!’ diye söyleyince, Bayram ağabey çok hiddetlenerek: ‘Siz Sungur ağabeyin kim olduğunu bilmiyorsunuz. Ben Allah’a dua ediyorum ki, ömrümü alıp ona versin!’ demişti. Yine Mehmet Kırkıncı Hocamızdan defalarca işitmiştim: ‘Bütün ömrümde yaptığım hizmetlerin ecrini, Bayram ağabeyin Üstada verdiği bir bardak suya değişmem!”

“Kırkıncı Hocamız yine bir gün bazı meselelerde ağabeylere nazlanan birisine şöyle demişti: ‘Bak kardeşim, biz Üstadımızı ziyarete gittik. Bize demişti ki: ‘Molla Mehmet, git Erzurum’a hizmet et.’ Sana da: ‘Ey falan, sen de git Urfa’ya hizmet et’ demişti. Bak, bizi ilmimiz olmasına rağmen yanına alıkoymadı. Ama Üstadımız, Bayram ağabeyi yanına almak için kaç defa evine gitti.”

“Bir gün Bayram ağabeyle, Ceylan ağabey, Üstadımıza, Amerika’nın karanlık gecede, kara taşın üzerinde, kara bir karıncayı vurabilecek bir alet icat ettiklerini söylemişler. Üstad onlara: ‘Ben onları geçmişim. Ben Bayramla Ceylan’ın alın yazılarını gördüm, öyle hizmetime aldım’ buyurmuşlar.

“Bayram ağabey, Üstadın yanında kaldığı müddetçe bir gün bile evinde kalmamış. Sadece annesinin elini öpmüş, birkaç saat sonra da dönmüştür. Üstadımız da kendisini arabada beklermiş.”

Bayram ağabey diyor ki: “Üstad, Konya’ya gidiyor. Bir grup ağabey Üstada geliyor, diğer grubu şikâyet ediyor. Diğer grup da gelip onları şikayet ediyor. O zaman Üstad, ‘Bu davanın size ihtiyacı yoktur!’ deyip onları kovuyor. ‘Bana hizmet değil, tesanüt lâzım’ diyor.

Ahmet Özer: “Bayram ağabey vefatından 34 gün önce gittiği Almanya’da Bediüzzaman Said Nursi Kültür Vakfı’na ait, iki hizmet binasının açılışını yapmıştı.  Muhammed Karadeniz’in anlattığına göre, Bayram ağabeyin son günlerinde sesi iyice kısılmıştı. Bu sebeple kendisini doktora götürmüşler, çeşitli tahliller yaptırmışlardı. O günlerde bir hizmet binasının açılışı sırasında Bayram ağabey, yanında bulunanlara şöyle demişti: ‘Kardeşlerim, son zamanlarda Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin sesi kısılmıştı. Bu münasebetle bize dedi ki: ‘Kardeşlerim, benim sesim kısıldı; artık bana ihtiyaç kalmadı. Benim gitmem lâzım.’ Dünyadan dâr-ı bekâya irtihal edeceğini böyle haber vermişti. Kardeşlerim, işte görüyorsunuz. (Üstad gibi) benim de sesim kısıldı. Bana ihtiyaç kalmadı artık. Benim de gitmem lâzım herhalde. Vefatından birkaç gün evvel söylediği sözleri hepimiz, ‘Allah korusun ağabey, Allah sizi başımızdan eksik etmesin’ diyerek karşılamıştık!

Pazartesi başlayan yolculuk, çarşamba akşamı Bulgaristan’da, Sofya yakınlarında cereyan eden trafik kazasıyla bu dünyada son buluyor, ama ebedî hayata doğru yolculuk devam ediyordu.”

Ahmet Şahin hocamız, “Cenazede Kore Şehitleri de mi vardı?” başlıklı yazısında şunları anlatıyordu: “23 Kasım 1997 tarihinde, öğle namazından sonra Fatih Camii’inde Bediüzzaman Hazretlerinin üç değerli talebesinin cenaze namazını kılmıştık. Bayram Yüksel, Ali Uçar ve Mehmet Çiçek’in, ucu bucağı görünmeyecek kadar kalabalık cemaatinin ruhânîliğine bakıp kendi kendime hayıflanmış; ‘Herkese nasip olmaz böyle cemaat, böyle dua’ demiştim. Meğer durum gördüğümden ibaret değilmiş. Bu cemaatin içinde Kore şehitleri de varmış. Tabii bunu da öğrendikten sonra büsbütün imrendim böyle bir gidişe doğrusu… Bunları Moral FM radyosunun Nur Penceresi programında anlattıktan sonra yoğun bir telefon trafiğine muhatap olduk. Birçok dinleyici, Bayram ağabeyle ilgili hatıralar anlatıyor, sorular soruyorlardı. Bir hanımefendinin rüyası vardı ki doğrusu hâlâ etkisi altındayım desem mübalağa etmiş olmam. İşin garibi bu meçhul hanımefendi ne Bayram ağabeyi biliyor; ne de Bediüzzaman Hazretlerini tanıyor. Telefonun öbür ucundan bakın ne diyordu: ‘Allah razı olsun, sizi dinledikten sonra rüyamın bir türlü çözemediğim son kısmını da çözdüm. Ben dün gece rüya gördüm. Bediüzzaman Hazretleri vefat etmiş. Fatih Camiinin arkasında da namazı kılınacakmış. Ancak caminin avlusu, farklı giyimli askerlerle doluydu. ‘Bu askerler kimler?’ diye sorduğumda, ‘Bunlar Kore şehitleri’ dediler. Merak ettim. Bediüzzaman Kore’ye gitmedi, nasıl Kore şehitleriyle arkadaşlık etmiş olacak? Sabah gazetelerden öğrendim ki Fatih Camiinde cenaze namazı kılınacak olan Bediüzzaman değil, çok yakın talebeleri imiş. Ancak yine de Kore şehitlerinin iştirak sebebini bulamamıştım. Radyoda sizi dinlerken öğrendim ki Bayram Yüksel Kore’ye gitmiş, cephede savaşmış, şehitlerin arasından çıkıp gelmiş. Demek ki gördüğüm o askerler gerçekten Kore kahramanlarıymış. Şehit arkadaşları gelmiş, namazını kılacak, beraberlerinde götüreceklermiş.”

Cenab-ı Hak, Bayram Yüksel ağabeyimize rahmet, bizleri de şefaatlerine nail eylesin.