Güneşin ve Dünya ile beraber diğer gezegenlerin kendilerine tahsis edilmiş yörüngeler üzerinde belki milyonlarca yıldan beri şaşırmadan sürdürdükleri hareketlerinde belli bir ritim ve düzen olduğu hepimizin malumudur. Böylece mevsimler, aylar ve günler hesaplanarak takvimler yapılır, gece ve gündüzün sıra ile birbirleri üzerine ilerlemeleri ve gerilemeleri sebebiyle kışın geceler, yazın ise günler uzar. Gök kürelerindeki bu hareketler, içinde yaşadığımız biyosfere de çok yönlerden tesir eder. Ağaçlar yaprak döker veya çiçek açar, hayvanların bazısı kış uykusuna yatar, bazıları üreme mevsimine girer. Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda âyette; Güneş, Ay ve Dünya’nın bir yörüngede döndürüldükleri (14/33, 21/33, 36/37-38-39) anlatıldığı gibi, bazen zafer bazen de mağlubiyet günlerinin insanlar arasında döndürüldüğü (2/140-141) şeklinde ifadelerle zamanın dairevî devr-i daimlerle ilerlediğine dikkat çekilmektedir.

Zaman düz bir çizgi üzerinde değil, helezonik daireler şeklinde ilerler. Canlıların metabolizmalarının düzenlendiği iç sistemleri de zamanın devr-i daimine bağlı olarak çok çeşitli biyolojik saatlere uygun çalıştırılır. Bu biyolojik saatlerde bazen bir gün uzunluğu ölçü alındığı gibi bazen yılları içine alan büyük devr-i daimler söz konusudur. Mesela, Güneş’in yüzeyindeki patlamalarla meydana gelen lekelerin periyodik devr-i daimi ile vaşak ve tavşan topluluklarının 11 yılda bir üremede zirve yapmaları, benzer şekilde buğday üretimi ve bazı balık sürülerinin düzenli aralıklarla büyük artışlar göstermesi gibi, insan metabolizmasının iç saatinde de gün içinde düzenlemeler vardır.

Tıp dünyası uzunca bir zamandır insan bedeninin gün içindeki farklı zaman aralıklarında değişik tepkiler verdiğini fark edip bu davranışları incelemeye başladı. Günün belli zamanlarında ağrılar azalırken, geceleri artması, açlık ve yemek yeme ile uyku periyotlarına göre de hormonlara ve sinir sistemine ait periyodik iniş çıkışlı devr-i daimler açıkça görüldü.1

İnsanların fizikî ve ruhî yapılarında yıl, mevsim, ay ve gün içerisinde belli değişmeler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu değişmeleri kişinin biyolojik vücut ritimleri açısından inceleyen bilim dalına “kronobiyoloji”denilmektedir. Kronobiyoloji uzmanları, insanların içsalgı bezlerinde, irade dışı çalışan sinir sisteminde, su ve tuz dengesinde zamana bağlı olarak belli değişmeler olduğunu ve bu değişmelerin insanların ruhî yapıları üzerine tesir ettiğini göstermiştir. Bu konuda çalışanlar, her insanın kendine has bir beden ve ruh saatinin olduğu görüşünde birleşmişlerdir.2Ayrıca mekân açısından biyolojik değişmeleri tespit eden çalışmalar da yapılmıştır. Dünyanın kendi ekseninde, Ay’ın Dünya etrafında ve Dünya’nın Güneş etrafında, İlâhî irade ile yaratılan hareketlerine ve konumlarına biyolojik ritim düzenlenmesinde rol verilmiştir. Atmosferik çevre değiştikçe, canlılarda da değişmeler görülmektedir.

1960’ların sonlarında, bilim adamları sentetik bir kortikosteroid ilaç olan metilprednizolonun, günün diğer zamanlarından ziyade, sabah alındığında artrit ve astımı tedavi etmek için daha güvenilir olduğunu buldular. Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nde bir beyin cerrahı olan Eric Holland, “Bu ritimler, radyasyon tedavisine verilen cevaplara da tesir edebilir”demektedir. Ayrıca farelerde radyasyonun uygulanması için en uygun zamanların olduğunu göstermiştir.3

Kolon kanserinde ilk ilaç tedavisi başarısız olan ve karaciğerinde 27 tümör odağı görülüp ümit kesildiği için gönüllü olarak deneme yapılmasına izin verilen 43 yaşında bir hasta, ilaç alımı saatlerinin yeniden planlanmasıyla kanserden kurtulmuştur. Onkolog Francis Lévi bile hastasındaki bu neticeye önce inanamamış, daha sonra kronoterapi’nin (zaman ayarlı tedavi) savunucuları arasına girmiştir. Fransa’da bulunan Warwick Tıp Okulu’nda çalışan Lévi’ye göre zamanlama, bazen dozdan daha önemli olmaktadır. İlk önce hasta metabolik ritimlerinin daha iyi takip edilmesi için saat benzeri bir cihaza bağlanmıştır. Hastanın çok düzenli uyku-uyanma devreleri vardı ve Dr. Lévi’ye göre muhtemelen tedavinin başarısına bu durumun çok katkısı olmuştur.Ancak 10 sene öncesine kadar, günlük ritimlerin (sirkadiyen devreler) moleküler temellerini açıklayamamaları ve klinik verilerin tutarsızlıkları, bu yeni anlayışın yayılmasına engel oluyordu.4

Kemoterapi alan 186 kişiyi rastgele iki gruba ayıran Lévi ve ekibi bir gruba biyolojik saatleriyle uyumlu, diğer gruba ise standart düzende ilaç vermiş, biyolojik saatlerle uyumlu ilaç alanların %50’den fazlası iyi cevap verirken, standart şekilde ilaç alanlarda bu oran ancak %29 seviyesinde kalmıştır. Diğer bir çalışmada, sabahtan kalb ameliyatına alınan 298 hastanın komplikasyon ve operasyonun iyi gitmemesi riski, öğleden sonra ameliyata alınan hastalara göre iki misli fazla olmuştur. Cerrahın hasta seçiminin bu istatistikte bir katkısının olmaması için aynı doktorlar, ayrım yapmadan hem sabah hem de öğleden sonra operasyon yapmışlardır.

2017 yılında Fizyoloji sahasında verilen Nobel ödülünü, Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young isimli üç ABD’li biyolog, biyolojik ritimler konusundaki çalışmalarıyla aldılar. Bu bilim insanlarının çalışmaları, bitkilerin, hayvanların ve insanların biyolojik ritimlerinin, Dünya’nın hareketiyle uyumlu halde yaratılışının hikmetlerini aydınlatma yolunda önemli bilgiler sunmaktadır. Kâinat kitabını okumada örnek bir organizma olarak meyve sineklerini kullanan araştırmacılar, günlük biyolojik ritmi kontrol eden genleri buldular. Bu genlerin gece boyunca artan ve gün içinde de azalan bir protein ürettiğini keşfeden araştırmacılar, bu proteinlerin, hücre içinde kurulmuş bir saat gibi, zamanı gelince belli bir ritimle çalıştırılan bir mekanizmaya sebep olarak üretildiğini gösterdi.

Genlerimizin yaklaşık %80’inin gece ve gündüz ritimlerini (belki mevsimleri de) takip ettiği tahmin edilmektedir. Zaten 40 yıldır, bilhassa astım nöbetlerinin ve bayıltıcı epileptik (sara) dalgalarının günlük belli ritimler hâlinde geliştiği fark ediliyordu. Dokuların çoğunda faaliyet yapan genlerin ifade ettikleri ürünler sabah erken saatlerde ve öğleden sonra zirveye çıkmakta, akşam yemeğinden sonra ve yatmadan önce ise oldukça düşmektedir. Bütün bunlar, insanın yaratılışında Allah’ın genlerimize yazdığı “moleküler biyolojik saatler”vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu iç saatin çalıştırılması ile ilgili hususlar aydınlatılabilirse, kanser dâhil 150’ye varan hastalığın tedavisinde önemli bir safhanın aşılacağı tahmin edilmektedir.

Zaman Makinesi

Birçok vücut dokusunun, yaratılıştan sahip olduğu çok sayıda “saat genleri”nin bir ağ gibi vücudun kontrolünde ağırlığı olduğu ve ritmik devr-i daimlerle düzenlenen kendi zaman tabloları vardır. İngiltere’nin Guildford şehrindeki Surrey Uyku Araştırma Merkezi müdürü Derk-Jan Dijk, bu durumu “bütün vücut bir saat”diyerek ifade etmektedir. Bütün bu saatlerin zamanlaması, metabolik aktiviteye, bağışıklık hücrelerinin çoğalmasına ve diğer pek çok şeye derinden tesir edebilir. Biyolojik saat olağanüstü bir sistemdir. Ancak, vücuttaki bütün bu süreçlerin merkezî saati olarak, beynin hipotalamus bölgesindeki suprakiazmatik çekirdekolarak bilinen bir grup nöron vazifelendirilmiştir. Bu bölgeden çıkan sinyaller, ilaçların moleküler hedeflerine ve ilaçları yıkan enzimlerin üretilmesine vesile olan genlerin faaliyetinin başlatılıp bitirilmesinde rol alırlar. Hemen hemen bütün organ ve dokulardaki biyolojik saat genleri özellikle kanserde önemlidir, çünkü hücrenin bölünme ve hücre çoğalma devr-i daimi, DNA hasarının tamiri gibi kritik süreçlere yapılan müdahale, kanserli hücreleri öldürmede çok önemli hâle gelmektedir.

Katı doku kanserlerinin yaklaşık %50’sinde kullanılan Cisplatin isimli, tesirli bir ilaç, kanser hücrelerinin belirli kısımlarına bağlanarak bu bozuk hücreleri öldürmektedir. Fakat bu ilaç aynı zamanda böbrekler, karaciğer ve sinir sistemi için de zehirli olduğundan daha az zehirli çeşitleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Hücrenin kanserleşmesi DNA hasarıyla ortaya çıktığı gibi, kanserli hücrenin öldürülmesi de yine hücrenin DNA’sında hasar meydana getirmekle başlatılır. Onun için bazı ilaç çalışmaları, kanserli hücrenin DNA’sının tamirini engelleme üzerine yoğunlaşmaktadır.

DNA hasarının ortaya çıkmasında veya tamirinde günün farklı zamanlarında yapılan gözlemlerde, tahmin edildiği gibi, günün 24 saatlik dilimlerinin belli devrelerinde DNA hasarının daha kolay tamir edildiği ve ilaçlar da bu ritmik işleyişe uygun verildiği takdirde DNA’nın tamiriyle kanserleşmenin tedavi edilebileceği düşüncesi kabul gördü. Çeşitli dokulardaki normal hücrelerin DNA hasarlarını en yüksek seviyede ne zaman yaptıkları bilinirse, ilaçları o vakitte uygulamak, hem ilacın faydalı tesirini en iyi sergilemesi, hem de zehir yönü olan ilaçların toksitelerinin en düşük seviyede ortaya çıkması sağlanabilir.

İnsan organizması ve hücreleri statik değil dinamiktir, yani andan ana değişir. Yemekten önce ve yemek sonrası hücrelerimizin davranışı son derecede farklıdır. Aynı şekilde, uyurken vücudumuzda dolaşıma giren çeşitli maddelerin hareket ve yoğunluk davranışları, uyanık olduğumuz zamandan farklıdır. Mesela, öğle yemeği ve üzerine içilen bir kahveden sonra bir madde iki misli artıyor ve bu madde hastanın almış olduğu bir ilacı işe yaramaz hâle getiriyor veya tesirini çok azaltıyorsa, bu maddenin vücudumuzda en az olduğu zaman aralığı belirlenip ilacın o vakitte verilmesi sağlanabilir. Diyelim ki gece saat 2.00’de bu madde en düşük seviyedeyse, ilaç o vakitte verilir ve tesirinin en üst seviyede olması sağlanır.

“İnsan denen meçhul”üzerinde çalışıldıkça, hem hastalıkların tedavisi, hem de Rabbimizin ilmî, kudreti ve hikmeti konusunda daha çok keşiflerde bulunulacağı görülmektedir.

Kaynaklar

1- Leder, K., Pitter, K., LaPlant, Q. (2014). Mathematical Modeling of PDGF-Driven Glioblastoma Reveals Optimized Radiation Dosing Schedules. Cell. Cilt 156, Sayı 3, s. 603-616.

2- Köknel, Ö. (1982). Kaygıdan Mutluluğa Kişilik. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.

3- Peeples , L. (2018). Medicine’s secret ingredient — it’s in the timing. Synchronizing drug delivery with a patient’s body clock can yield clear benefits. But will the data be enough to overcome long-standing hurdles? Nature 556, 290-292 (2018).

4-Lévi, F., Zidani, R. & Misset, J.-L. (1997): Randomized multicentre trial of chronotherapy with oxaliplatin, fluorouracil, and folinic acid in metastatic colorectal cancer. Lancet 350, 681–686.