Yeryüzünde şahit olduğumuz canlıların fizyolojik sistemleri, hücrelerden dokulara kadar, sıvı ortamlar içinde faaliyet gösterir. Bu sistemlerin düzgün çalışabilmesi için iç ve dış ortamlardaki su ve çözünen madde konsantrasyonlarının dengede olması veya bu dengeyi vücut içerisinde sağlayacak mekanizmaların bulunması gerekir. Aksi takdirde canlıların hayatlarını devam ettirmesi mümkün değildir.

Hayvanların çok değişik ortamlarda yaşadıklarını düşünürsek bu işin hiç de kolay olmadığını anlarız. Mesela, tatlı suda yaşayan hayvanlar, vücutlarının içindeki şartlara göre daha seyreltik bir ortamda yaşadıklarından her zaman su alıp şişme ve çok miktarda tuz kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Ancak Rabbimiz, sonsuz ilim, kudret ve hikmetiyle, bu hayvanları su alımını azaltacak, madde korunumunu sağlayacak ve gerekli tuz ve mineralleri dışarıdan alabilecek uyum mekanizmaları ile yaratmıştır. Öte yandan çöl gibi ortamlarda yaşayan hayvanlara baktığımızda, onlara da kurutucu sıcaklarda su kaybını azaltan ve tuz atılımını sağlayan mekanizmalar ihsan edildiğini görürüz.

Her bir canlı yaşadığı ortama uygun yapılar, özellikler ve davranış biçimiyle yaratılmıştır. Su dengesi ve azotlu metabolik atıkların vücuttan atılması birbiriyle ilişkilidir. Hayvanlarda özellikle protein ve dolayısıyla da aminoasitlerin yıkımı dikkat çekicidir. Cenab-ı Hakk’ın takdir ettiği minimum israf prensibiyle faaliyette bulunan canlılar, fazla aminoasitleri atmayıp kullanabileceği kısımları alır ve zararlı kısımları vücutlarından uzaklaştırırlar. Yapısında karbon, hidrojen, oksijen ve azot bulunan aminoasitler, “deaminasyon” dediğimiz bir işlemle parçalanır ve bu sırada hücreler için zehirli olan azotlu atık bileşikler tezahür eder. Az ya da çok yoğun ortamlarda yaşayan hayvanlar, azotlu atıklarını az veya çok su gerektirecek şekillerde atarak bulunduğu ortama göre su kaybını azaltan veya çok su atımını sağlayan boşaltım mekanizmalarına sahiptirler.

Canlıların su ve çözünen madde kesafetini dengeleme işlemine ozmoregülasyon denir. Parçacıkların yoğun bir ortamdan daha az yoğun bir ortama hareket etmelerine difüzyon diyoruz. Suyun difüzyonu olan ozmoz ise, serbest su moleküllerinin çok olduğu bir ortamdan az olduğu diğer bir ortama seçici geçirgen bir zardan geçişidir. Bu basınca “ozmolarite” denir. Bu durumda yoğun tuzlu suya konan bir alyuvar, kendi sitoplazması daha az yoğun olduğu için daha fazla serbest su molekülüne sahip olacağından ozmozla su kaybedip büzüşecektir. Saf suya konduğunda ise, ozmozla su alıp şişip patlayacaktır. Eğer her iki ortamda aynı ozmolariteye sahipse buna “izoozmotik” denir. Hayvan hücrelerinin bitki hücreleri gibi çeperleri olmadığı için kesafet farkından çok daha çabuk etkilenmektedirler. İzoozmotik şartlar haricindeki her iki durumda da hücre zarar görecektir. Bu yüzden ozmoregülasyon, hücrelerin ve neticesinde de organizmanın hayatını devam ettirebilmesi için hayatî önem taşımaktadır.

Su dengesini korumada iki temel çözüm vardır. Birincisi, sadece deniz hayvanlarında görülür ki çevreyle izoozmotik olmaktır. Bu şekilde, hücre içine ve dışına su ve madde alışverişi dengede olan bu hayvanlar, aktif olarak iç ozmolaritelerini dengelemek zorunda olmadıklarından bu hayvanlara “ozmo-uyumlular” diyoruz. İç ozmolaritelerini sürekli kontrol altında tutmak zorunda olan hayvanlara ise “ozmo-düzenleyiciler” denir. Vücut sıvılarıyla yaşadıkları ortamın kesafeti farklı olduğu için sürekli olarak su ve madde dengesini sağlamak zorundadırlar. Kerim Rabbimizin sonsuz rahmetinin bir eseri olarak, bu hayvanlar eğer az yoğun bir ortamda yaşıyorsa, vücuda ozmozla alınan fazla suyun atılmasını sağlayan bir mekanizmayla; çok yoğun bir ortamda yaşıyorsa, vücuda su alacak veya su kaybını azaltacak mekanizmalarla donatılmışlardır.