Roger Garaudy

 

İçinde yaşadığımız 2019 Haziran ayı, R. Garaudy’nin (1913-2012) vefatının yedinci yıl dönümü. O, II. Dünya Savaşı yıllarından itibaren Fransa’nın, 60’lı yılların başından beri dünya gündemine oturmuş bir şahsiyet. 1982 yılında İslam dinini benimsemesini müteakip ömrünün son otuz senesinde de İslam dünyasının gündemine yerleşen bir zat. Bu itibarla bu şahsiyeti anmak, onu unutmayıp gelecek nesillere tanıtmak, Müslümanların üzerine düşen bir görev.

Sorbonne Üniversitesi ve Moskova Bilimler Akademisinde felsefe ve estetik dallarında doktora yaptı. Almanca, İngilizce, Rusça ve Müslümanlığını ilandan sonra Arapçayı öğrendi. Fransa parlamentosunda 16 yıl milletvekilliği yaptı. II. Dünya Savaşı sonunda, Fransız hükümetinin Almanya ile barış anlaşması yapmasını protesto ettiği için, o dönemde Fransız sömürgesi olan Cezayir’de sürgün kampında kalmaya mahkûm edildi. 33 ay kadar orada kaldı. Kamp komutanının emrine karşı çıkması sebebiyle kurşuna dizilme cezası verildi. Bu hükmü infaz işi kendisine verilen Müslüman asker, “Silahsız birine kurşun sıkmanın benim inancımda yeri yoktur” düşüncesiyle, emri yerine getirmeyip izini kaybettirmesine imkân sağladı. Garaudy Müslüman olduktan sonra, bu hadiseyi, İslam hakkında iyi zan beslemesine vesile olan iki hatırasından biri olarak ifade etmiştir. Sovyet Rusya’ya ciddi eleştiriler yöneltmeye başlayınca, 33 yıl çalıştığı Fransa Komünist partisinden 1962’de ihraç edildi. Dinleri, ideolojileri inceledi. İslam dinini de dikkatle araştırdı. Bu alanda 4-5 kitap yazacak kadar bilgisini derinleştirdi. Promesses de l’Islam(İslam’ın Vadettikleri, 1981, ter. Salih Akdemir) ve L’Islam habite notre avenir (Paris 1981, Geleceğimizde İslâm Var, ter. Cemal Aydın), bunlardandır. 1982’de İslam’ı benimsediğini ilan ettiğinde, “20 yaşımda gördüğüm rüya, 70 yaşımda gerçekleşti” demişti. 20 yaşındaki ütopyasına kavuşmasını böylece dile getirmişti.

Anlaşılacağı üzere o; siyasetin diğer insanlarla, tabiatla ve Allah ile insana yakışan ilişkiler kurmakla asıl fonksiyonunu gerçekleştireceğini düşünüyordu. Bu ümitle benimsediği komünizmde bunu bulamayınca tenkitten çekinmedi, partiden atıldıktan sonra bir dönem de Hz. İsa aleyhisselâmın getirdiği mesajda bunu aramaya yöneldi. Hristiyanlığı sosyalist perspektifinden okumaya girişerek birçok özlemini gerçekleştirdiğini düşündü. İlk döneminde böyle iken, sonraki formel döneminde bu dinin aslından uzaklaştığı kanaatine vardı. Değişmiş şekliyle Hristiyanlığı resmi din olarak ilk kabul eden ve İstanbul’u da kurduğu söylenen Constantin’e (ö. 337) izafe ederek bu din için Christianismeyerine Constantinismeadını kullandı. Daha sonra İslam’ı inceleyince özlemlerini onda bulduğuna inandı. İşte “20 yaşımda gördüğüm rüya, 70 yaşımda gerçekleşti” sözüyle bunu kastetmişti. Müslümanlığını ilan ettikten sonra Kâbe’yi ziyaret etti ve Arapça öğrendi.

Batı’nın kutsallaştırdığı Rönesans sonrası Avrupa medeniyetine ciddî tenkitler yöneltti. Allah inancından uzaklaşıp insanı merkeze alması, Pozitivizmi esas alıp sadece güç kazanmayı putlaştıran Prometheus zihniyeti, faydalının yanında faydasız şeyler de üretip tüketime yönelik bir medeniyetle gezegenimizi âdeta intihara sürüklemesi sebebiyle şiddetle eleştirdi. İçinde Allah inancının bulunmadığı, sadece vahşi bir siyasi ve ekonomik güç yarışının motive ettiği bir çılgınlığın, insanlığa mutluluk getirmediğini savundu. Neticede bu güç yarışı peşindeki “gelişmiş” mahdut ülkeler, dünya servetlerinin %80’ini kontrol etmekte, geri kalan büyük ekseriyet ise %20’sini paylaşmaya mecbur kalarak fakirliğe mahkûm olmaktadır. İnsanların temel sorularına ve mutluluk özlemine cevap veremeyen Rönesans sonrası Batı medeniyeti hakkında André Malraux’nun şu hükmünde büyük bir isabet görür: “Bizim medeniyetimiz, “Hayatın bir anlamı var mı?” sorusuna “Bilmiyorum” cevabını veren, tarihin tanıdığı ilk ve tek medeniyettir.” Çağdaşı birçok filozof ve düşünürle fikrî tartışmalar yaptı. Bunlardan varoluşçuluğun kurucusu J. P. Sartre ile Rastlantı ve Zorunlulukeseri ile Nobel ödülü alan J. Monod ile tartışmaları bilhassa meşhur olmuştur.

Belli başlı bütün dinleri incelemeye çalıştı. Eski Amerika dinleri, Zerdüştlük, Taoculuk, Konfüçyüsçülük, Hinduizm, Budizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın temel kitaplarını okumaya çalıştı. Appelle aux vivants(Yaşayanlara Çağrı), Pour un dialogue des civilisations (Paris 1977, Medeniyetler Diyaloğu, ter. Cemal Aydın, İstanbul 2011), Bir Din savaşına Doğru mu? adlı kitaplarında bu serüveni açıkça görülür. Dinlere saygı duymasının sebebi, onların insana önem vermeleri idi. Müslüman olduktan sonra, “Biz her peygamberi kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın” (İbrahim, 14/4) ayetinin bu önemi iyice aksettirdiğini hatırlattı. İslam’ı hem Müslüman olmayanlara anlatmak, hem de onlardan faydalanmak için başka dinler hakkında yeterince bilgi sahibi olmak gerektiğini söyledi.[1]

Garaudy gençliğinden beri diyalog arayışı içinde oldu. Komünist partisi yönetiminde iken Marksist-Hristiyan diyalogunu yürütüp De l’anathème au dialogue. Un marxiste s’adresse au concile (Paris 1965, Aforozdan Diyaloğa, ter. Sadık Kılıç, İstanbul 1986) adlı kitabı ile Papalığa çağrıda bulundu. Daha sonra Medeniyetler Diyaloğukitabı ile bu görüşmelerin dünya çapında ele alınması arayışını dile getirdi. Medeniyetlerin birbirlerini besleyerek geliştiği fikrinde idi. Rönesans sonrası Batı’nın çıkmazdan kurtulmak için, Avrupa dışı din ve bilgeliklerden (hikmetlerden) ve bu arada özellikle İslam’dan yararlanması gerektiğini teklif etti. Medeniyetler arası diyaloğu başlatan ilk bilgenin Muhyiddin ibn Arabî (ö. 1240) olduğunu söyledi. 1970’li yılların sonlarında İslam hakkında çalışmalarını yoğunlaştırdı. 1981’de Promesses de l’Islam(İslâm’ın Vadettikleri, ter. Salih Akdemir), L’Islam habite notre avenir (Geleceğimizde İslâm Var, ter. Cemal Aydın) kitaplarını yayınladı.

İslam’ın insanlığı Allah ve tabiatla yeniden buluşturacağını, böylece dünyaya hâkim olan Batı medeniyetini ıslah edip gezegenimizi felaketten kurtarabileceğini ifade etti. İslam’ın Aynası Camiler, İslam ve İnsanlığın Geleceği (L’Islam Vivant, ter. Cemal Aydın) gibi kitaplarında İslam’ın; namaz, oruç, zekât, hac ve kurban ibadetleriyle insanı, Allah ve insanlıkla buluşturduğunu, bu ibadetlerle manevî yönden mümini âdeta kanatlandırıp uçurduğunu anlattı. Bu ibadetlerin Müslümanların ekserisi tarafından ruhen yeterince özümsenmediğinden yakındı. İslam ve Batı: Rûhun Başkenti Kurtuba (Islam en occident. Cordoue, capitale de l’esprit, Paris 1987), İnsanlığın Medeniyet Destanıeserlerinde, Müslümanları, Kur’an-ı Hakim’i kendi gözleriyle değil, ölülerin gözleriyle okumaları yüzünden eleştirdi. Kur’an ve Sünnet’in günümüz şartları içinde ve günümüzün şartlarına cevap verecek bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini savundu. İslam’ın iyi anlaşıldığı dönemlerde Atlas Okyanusu’ndan Hindistan ve Çin’e kadar yayıldığını, ezcümle İspanya’nın çok az bir askeri kuvvetle fethedildiğini, çünkü insanların İslam adaletine âdeta koşuştuklarını ifade etti. İslam ve İnsanlığın Geleceğikitabında tasavvufun, İslam’ın derunî cephesi olduğunu ve Kur’ân’dan kaynaklandığını belirtti. Bazılarının iddia ettiği gibi Hristiyan mistisizminden veya Hint felsefesinden alınmadığını ifade etti.

Garaudy’nin vefatından sonra, İslam ilimleri alanında tanınmış, Belçika’ya yerleşmiş, cenaze merasiminde hakkında konuşma yapan dört kişiden biri Prof. Dr. Yakub (Jacob) Mahi, kendisiyle yapılan röportajda, onun hakkında merak edilen bazı hususlara açıklık getirdi.[2]Bunlardan bazılarını nakletmekte fayda görüyorum.

S: Tanışmanız nasıl oldu?

C: Onu ilkin Yaşayanlara Çağrıkitabıyla tanıdım. Beni çok etkilediğinden yazarı ile tanışmak istedim. Bu arzum da gerçekleşti. Âdeta onun talebesi olup kendisinden çok şey öğrendim.

S: O Müslümanlar yönünden önemli bir şahsiyet sayılır mı?

C: Tüm insanlık için olduğu gibi özellikle Müslümanlar için önemli idi. Çünkü İslam’a inanıyordu. Müslümanların fikirlerinde ve dualarında devamlı olarak yer almalıdır.İsrail Siyonizmi onu susturmak ve unutturmak istedi. Bu tuzağa düşmemek gerekir.

S: Son yıllarda fikirlerine pek yer verilmiyordu?

C: Evet, sesi pek duyulmuyordu. Çünkü medya ona pek yer vermiyordu. Medya onu Hitler’in Yahudilere uyguladığı katliamı inkâr etti diye boykot edip şeytanlaştırdı. Hâlbuki o, tarihteki trajik olayları inkâr etmemişti.

S: İslam’ın yayılmasına katkısı oldu mu?

C: İspanya’nın Córdoba şehrinde bir vakıf kurdu. Bu şehir İslam medeniyetinin Avrupa’da parlak bir örneği olduğu gibi Müslümanların gayr-i Müslimlerle diyalogunu da ana hatlarıyla yansıtmaktadır. Garaudy, nübüvvetin öğretisine hayatının sonuna kadar sadık kaldı.

S: Hayatının son döneminde hâlâ Müslüman mıydı?

C: Evet! Çünkü o İslam’a bağlılığını asla reddetmedi. Garaudy’nin bazı fikirleri İslamî yönden tenkit edilebilir. Fakat unutmamalı ki o bir müftü veya şeyh değildi. O filozof ve düşünür idi. İslamî düşüncenin ilerlemesine dünya çapında büyük katkı sağladı. Bize düşen görev, onun hatırasını gelecek nesillere taşımaktır. Aleyhteki lobilerin tuzağına düşmemeli.

S: Cenazesinin yakılmasına ne dersiniz?

C: Ailesi böyle istedi. Biz onaylamasak da onların işine müdahale edemedik. S: R. Garaudy’nin eserlerinin ve vakfının geleceği ne olabilir?

C: Varisi olan ailesi adına konuşamam. Ama ailesinin vakfı ve kitaplarını, genç nesillerin hizmetine sunacağını düşünüyorum. Günümüzde onun kitaplarının yeni basımlarını yaptırmak çok zor. Zira ön plandaki yayınevleri ona boykot uygulamakta. Bazıları istese de Fransa’da ve Avrupa’da etkili lobi baskısından kurtulmaları zor. Ama gelecek nesillerin bu engeli aşabilecekleri ve onun eserlerini yayınlayacak yayınevlerini bulacaklarını umuyorum.

S: Garaudy’nin fikirlerini öğrenmek için gençlere hangi kitaplarını tavsiye edersiniz?

C: Okuduğum ilk kitabı Appel aux vivants (Paris 1979, Yaşayanlara Çağrı, ter. Cemal Aydın – Nuri Aydoğmuş, İstanbul 1986) kitabını herkese tavsiye ederim. Ayrıca Avons-nous besoin de Dieu? (Allah’a İhtiyacımız Var mı?, Paris 1993) çok ilginç ve temel kitaplarından biridir. Keza aşırılıklara dikkat çeken bir kitabı: Le XXI’e Siècle: Suicide planétaire ou resurréction (XXI. Asır: Gezegenimizin İntiharı ya da Diriliş,2009). Grandeur et décadence de l’Islam (Paris 1996, Yaşayan İslâm, ter. Mehmet Bayrakdar, İstanbul 2000). Bir de âdeta vasiyeti durumunda ve son eseri olan Le Terrorisme Occidental (Batı Terörü, Paris 2004, ter. Ayşe Meral, İstanbul 2007) kitabını söyleyebilirim.[3]

Garaudy İspanya’nın Córdoba şehrinde Calahorra[4]kalesinde 1992’de Garaudy Vakfını kurdu. Bu vakıf, Avrupa’da Müslüman medeniyetini ana hatlarıyla tanıtan, “dinamik” veya “canlı” olarak nitelendirilen bir müze. Aynı zamanda Müslümanların, gayr-i Müslimlerle diyaloglarını gerçekleştirme maksadına yöneliktir. Üç katta, sekiz salonda, Endülüs İslam medeniyetinin bilime katkılarını görsel olarak tanıtmaya çalışır. Coğrafya, astronomi, tıp, botanik, felsefe, mimarî gibi dallara göre düzenlenmiştir. Her salonda dört dilden 6-7 dakikalık özet bilgi, istenen dilden dinlenebilmektedir. Toplam bir saat kadar süren bu kaliteli sunum, bizzat Garaudy’nin sesi ile verilmektedir. (Bu satırları yazan olarak ben 1994 yılında bu müzeyi ziyaret etmiştim. Hâlen açık olduğu anlaşılmaktadır.)

Garaudy 13 Haziran 2012’de, Paris’te vefat etti. Vefatını Batı medyası iki gün sonra, “Eski komünist ve Yahudi soykırım inkârcısı (negasyonist) Garaudy öldü” diye kısaca verdi. Hâlbuki o Yahudi soykırımını inkâr etmemiş, kitaplarında şiddetle kınamış, fakat 60 milyon insanın öldürüldüğü II. Dünya Savaşında, Yahudiler kadar Roman, onların iki misli Slav öldürüldüğü halde yalnız Yahudilere katliam yapılmış gibi gösterilip İsrail’in Filistinlilere uyguladığı zulümleri örtmek için propaganda yapmalarını eleştirmişti. Ömrünün sonlarında İsrail: Mitler ve Teröradıyla Türkçeye çevrilen kitabından dolayı kendisine adlî ceza da verilmişti. Cenaze namazı 18 Haziran’da krematoryuma gelen çok sayıda Müslüman tarafından oradaki bir salonda eda edildi. Çeşitli dinlere ve görüşlere sahip çok sayıda katılımcı da son vazifelerini yapmak için bulundular. Merasim salonunda ekrandan 70 kadar kitabı gösterildi. Bunlardan 30 kadarı Türkçeye çevrilmiştir. Türkiye onun kitaplarını 1962’den beri tanımaktadır. Cenaze merasiminde, ailesinden hanımı, kızı, torunları bulundu. Ailesinin isteği ile cenazesi yakıldı. Allah rahmet eylesin.

Dipnotlar

[1]Bu değerlendirmelerimizde büyük ölçüde Cemal Aydın’ın şu makalesinden yararlandık: Roger Garaudy, TDV İslam Ansiklopedisi, Ek: 1, s. 463-466. Yazar, Garaudy’nin çok sayıda kitabını Fransızca aslından Türkçeye çevirmiş ve onunla şahsî irtibat ve yakınlık kurmuştur.

[2]Saphirnews.com, 19 Haziran 2012.

[3]Saphirnews.com, 20 Haziran 2012.

[4]İspanyol bir Müslüman, kelimenin aslında Arapça “el-Kal’a’l-Hurre” (Hür Kale) olduğunu söylemişti. Doğruluk derecesini bilmiyorum.

Bu yazıyı paylaş