Bazen aklımıza takılabilir: Zararlı olarak kabul ettiğimiz, hastalıklara sebep olan, başka canlıların vücudunda parazit olarak yaşayan canlıları Allah niye yaratmıştır? Sınırlı ilmimizle yarattıkları konusunda Rabbimizi sorgulayamayacağımızdan, O’nun yarattıklarında hikmet aramak en selametli yoldur. Bizler çok kısa süreliğine, kısır ilmimiz, sınırlı duyu organlarımız ve müşahede imkânlarımızla bütün bir ekosistemin her noktasındaki icraatı bilemediğimiz için, zahiren küçük bir zararı dokunan bir varlığı hemen abes ve hikmetsiz görme ve feryat etme eğilimindeyiz. Hâlbuki ilimler geliştikçe hiç ummadığımız bir canlıdan, hikmet dolu binlerce mânâ çıkarılabilir.

Böyle sıra dışı hayvanlardan biri de Tripanozom’dur. Afrika’nın büyük kısmının korkulu rüyası olan Tripanozom, sadece mikroskop ile görülebilecek boyutta, tek hücreli bir hayvandır. Ömrünün bir kısmını insanların ve başka memeli canlıların kanında asalak olarak geçirmektedir. Bu minicik parazitin kâbusa dönüşmesinin sebebi, konakçıların kanında ölümcül bir nörolojik rahatsızlığa ve insanlarda ciddi bir uyku hastalığı olarak bilinen Tripanozomiyasis’e yol açmasıdır. Maalesef kıtanın 52 ülkesinin 36’sında, yaklaşık 60 milyon insan, bu yüzden risk altında bulunmaktadır.

Tripanozomiyasis’in hayat hikâyesinde diğer önemli bir rol ise, Tripanozom’u memeli bir konakçıdan diğerine taşıyan ara konakçı olarak bilinen Çeçe sineğidir. Tripanozomiyasis, Afrika’nın yaklaşık 10 milyon km2’lik geniş bir bölgesinde endemik (o yöreye has) olarak görülmektedir. Çünkü bahsi geçen bölge hem hastalık yapan asalağın hem de ara konakçı olan Çeçe sineğinin birlikte yaşadığı yerdir. Aynı zamanda tehlike sadece insanlarla sınırlı olmayıp, birçok başka memeli türü için de geçerlidir. Bu yüzden Afrika’nın bu parazitle bulaşmış bölgeleri, süt ürünleri ve sığır etinin bulunmadığı bir ortam haline geldiğinden, insanların çoğu yetersiz beslenmenin de tehlikesi altındadır.

Tripanozomparazitinin hastalığa sebep olması, girdiği ev sahibi memeli canlının bağışıklık sistemini çökertmesinde veya tesirsiz hâle getirmesinde saklıdır. Her canlının rızkını Rezzak ismiyle temin eden Rabbimiz, Hafîz isminin tecellisiyle her canlının hayatına ve mahiyetine uygun birçok koruyucu özel sistem ve en başta da bir bağışıklık (immün) sistemi ihsan eder. İmmün sistemlerin işleyişinde ilâhî bir kanun çerçevesinde, aşağı yukarı aynı temel prensipler icra edilir: Hayvanın veya insanın vücuduna giren herhangi bir zehirli maddeye, yabancı bakteri ve mantar hücresi üzerindeki veya virüsün kılıfındaki antijenlere karşı; bağışıklık sisteminde antikorlar üretilir. Antikorlar; vücudun savunmasında, dış tehlikelere karşı vazifeli askerlerin elindeki silahlar gibi kullanılabilecek moleküllerdir. Vücuda girmiş hastalık yapıcı yabancı hücrelerin üzerinde bulunan antijenismi verilen moleküller, her bir hastalık sebebi olan organizmaya göre, kendine has bir şekil ve yapıya sahiptir. İmmün sistem, hastalığa karşı mücadele ederken ürettiği antikorlarıyla tıpkı bir anahtar-kilit sistemi uygunluğu içinde, yabancı organizmanın antijenlerine bağlanarak, işgalci organizmayı veya yabancı maddeyi etkisiz hâle getirir.

Antijen denilen, yabancı canlının kimliğini belirleyen bu moleküllerin çoğu, protein, proteinle birleşmiş polisakkarit veya yağlardan yaratılmış yapılardır. Rabbimizin sonsuz ilmiyle yarattığı bağışıklık sistemimiz, vücudumuza yabancı, antijen özelliği gösteren çok benzer özellikteki maddeleri bile birbirinden ayırabilir hassasiyete ve sonsuz denebilecek bir çeşitlilik üretebilecek kapasiteye sahiptir. Benzetme yapacak olursak, Güneş Sistemindeki gezegenlerden Jüpiter’in üzerindeki tozların her birine ait özel bir antikor üretilebilir. Bağışıklık sistemimiz, bir tane amino asidinin çeşidi veya yeri bile farklı olan proteinleri seçerek ona uygun antikor sentezleyebilecek kapasitededir.

Antigens: Antijenler

Antigen: Antijen

Antigen-binding site: Antijen bağlama yeri

Antibody: Antikor

Antikorun antijene bağlanma mekanizması, çok hususi tasarrufla yürütülür. Çünkü her antikor çeşidi, özel bir antijene karşı özel olarak üretilir. Tıpkı bir anahtar-kilit sistemi gibi işletilen bu mekanizma sâyesinde vücut kendi hücrelerini tanır ve onlara saldırmaz. İmmün sistemde üretilen her antikor, kendisinin üretilmesine sebep olan antijenle üç boyutlu olarak, bire bir uyumlu yapıda yaratılır ve onu kolaylıkla tanıyıp bularak, anahtarın kilide uyması gibi bağlanır ve antijenin kimyevî yapısını bozarak, zararsız hale getirir.

Tek hücreli bir hayvan olan Tripanozom’da bu külli kânunun haricinde bir tasarruf sergilenir. Normal olarak, çoğunlukla yukarıdaki şekilde işleyen bağışıklık mekanizması, Tripanozom’a karşı geçersiz kalır. Bu asalaklar, kanda sürekli memeli bağışıklık sistemi ile karşı karşıya kalmalarına rağmen, yüzey kılıflarını oluşturan antijeni durmadan değiştirirler. Sanki banka işlemlerinde dolandırıcılara karşı her seferinde yeni bir elektronik şifre kullanma gibi, konakçının savunmasını boşa çıkarırlar. Bağışıklık sistemi yeni antijenlere bağlanacak yeni antikorlar üretene kadar da Tripanozom’ların bazıları kılıflarını atıp başka bir kılıfa örtünür. Sürekli bu durumun devam etmesi neticesinde de konakçının bağışıklık sistemi enfeksiyonla baş edemez hâle gelir.

Bu sıra dışı durum, bilim dünyasını hayrete düşürdüğünden, antijen çeşitliliğinin moleküler yapısı Afrika, Avrupa ve ABD laboratuvarlarında yoğun olarak araştırılmaktadır. Kendilerine böylesi harikulade bir savunma sistemi verilen asalakların boyutları ise, sadece 0,015–0,030 mm arasındadır. Bu parazitin en meşhur iki türü, Trypanosoma rhodesiense ve Trypanosoma gambienseolup insanlarda çok ciddi hasarlara sebep olmaktadır.

Diğer birçok asalak türünde olduğu gibi, Tripanozom’ların da hayat devr-i daimleri çok karmaşıktır. Bu hayat yolculuğunun her devresinde parazit, hususi bir tasarrufa işaret edecek şekilde, farklı biçimler almakta ve özellikler sergilemektedir. Hayat döngüsünü şöyle özetleyebiliriz: Çeçe sineğinin hastalık taşıyan bir memeliyi ısırmasıyla, canlının kanındaki Tripanozom’lar sinek tarafından alınır ve sineğin orta bağırsağına yerleşirler. Burada bir dizi kompleks işleme maruz kalırlar. Hem yapı bakımından hem de biyokimyevî açıdan çeşitli değişiklikler geçirerek yüzey kılıflarını kaybederler. Yaklaşık üç hafta sonra, sineğin tükürük bezlerinde, hastalık yapacak olan tehlikeli formda ortaya çıkarlar. Bu esnada kendilerine yeni bir yüzey kılıfı giydirilmiştir.

Ara konakçı sinek, sağlıklı bir insanı ısırdığında hastalık yapıcı Tripanozom’lar yeni konakçının kanına girer. Asalak canlılar bu yeni duraklarında, hızla çoğalabilecekleri bir biçime dönüştürülür. Önce kan damarlarına ve lenf bezlerine tesir ederek, ateşlenme, vücutta lekeler ve şişmelere sebep olur. İşte bu safhada konakçının bağışıklık sistemiyle, sürekli bir mücadele sergilenir. Sonrasında eğer Tripanozom’lar, hastanın merkezi sinir sistemini işgal ederse, uyuşukluğa, komaya ve sonunda da ölüme sebep olabilirler.

Yıllar boyunca Tripanozomüzerindeki araştırmalarda, asalağın hücre zarını örten kalın yüzey kılıfı, ilk defa 1965’te Glasgow Üniversitesi’nden Keith Vickerman tarafından tanımlanmıştır. Bundan kısa bir süre sonra, farklı Tripanozomklonlarında, farklı yüzey kılıfları keşfedilmiştir. 1968 yılında, Cambridge’deki Molteno Parazit Araştırmaları Enstitüsü’nden Richard W. F. Le Page, birkaç klondan yalıtılmış antijenik yüzey proteinlerini analiz edip şifrelerini çözümleyerek, her klonda biyokimyevî açıdan farklı bir protein olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu farkların belirginliği ona, her antijenin farklı bir gen tarafından ifade edildiğini düşündürmüştür. 1970’lerde George Cross ve arkadaşları da, Le Page’ın teklifini destekleyen delillere ulaşmıştır. Bu antijenler, günümüzde değişken yüzey gliko proteinleri (VSG) olarak isimlendirilmektedir. İlk olarak bu adımlarda başlayan araştırmaların nihayetinde, tablo şu şekilde belirginleşmiştir:

Enfeksiyon başladığında konakçının bağışıklık sisteminde, işgalci asalakların yüzey kılıfında görülen değişken yüzey gliko proteinlerine bağlanmak üzere biçimlendirilmiş antikorlar üretilir. Bu antikorlar, başlangıçtaki Tripanozom’ların çoğunluğunu öldürür. Fakat birkaç tane Tripanozom’da çok enteresan bir şekilde, Hafîz isminin tecellisi olarak, antikorların bağlanamayacağı yeni bir kılıf inşa edilir ve bunlar immün sistemden kurtulur. Kurtulan fertler, yeni değişken yüzey gliko proteinleri üreten yeni bir popülasyona sebep olur. Bağışıklık sistemi bu sefer, yeni yapılan bu antijenlere karşı yeni antikorlar üretir. Bu sırada asalak popülasyonu da büyür. Yeni üretilen antikorlar, tekrar yeni asalakların %99’unu öldürmeyi başarır. Fakat o zamana kadar, yine kaçan %1’i teşkil eden asalak grubu kılıf değiştirmiş olur. Böylece, bir başka popülasyon çoğalmaya başlar. Bu hayatın bir mücadele olması şeklindeki süreç, maalesef konakçı memeli canlı ölene kadar böyle devam eder.

Antibody Immune Response: Antikor Bağışıklık Tepkisi

Parasitemia: Parazitemi (Parazitlerin Kanda Bulunması)

Trypanosome Coat Variation: Tripanozom Kılıf Değişikliği

Time: Zaman

Tripanozom’lardaki antijen çeşitliliği mekanizmaları, çok karmaşık ve değişkendir ve toplam çeşit üretme kapasitesi de net olarak bilinmemektedir. Değişken yüzey gliko proteinleri üretmeye ait genlerinin yapısı, hücre zarına bağlanma mekanizması, şifreler içinden birinin seçilip ifade edilmesi gibi konuların araştırılmasında, rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Parazitin sebep olduğu hastalıkların tedavisi için üretilen lisanslı dört ilaca ilave olarak, yeni ilaçlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ümit edilir ki en kısa zamanda rahatsızlığı önleyebilecek, şifa vesileleri keşfedilebilir.

Görünmeyecek boyutlardaki bu küçücük pencerenin, birbirinden farklı ilim dallarına açılan bir ilanname olması hayret vericidir. Bunun da ötesindeki dikkat çeken husus, Rabbimizin her zaman, genel prensiplerin ve işleyişlerin dışında, istisnaî ve hususi durumlar yarattığına, umuma muhalif mekanizmalar sergileyebileceğine dair, belki de doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın iradesine işaret eden hususî bir mektup olmasıdır.

antijen: Vücuda girdiğinde muafiyet sistemi tarafından antikor üretilmesine sebep olan yabancı moleküller.

antikor: Muafiyet sistemi tarafından kendi organizmalarına ait olmayan organik yapılara karşı geliştirilen moleküller.

polisakkarit: Birden çok glikozun birleşmesi ile yaratılan nişasta, glikojen, selüloz, kitin gibi karbonhidratlar.

rekombinant DNA teknolojisi: Farklı biyolojik türlere ait DNA moleküllerinin, genetik mühendisliği yardımıyla kesilmesi ve bu DNA parçalarının birleştirilmesi işlemi.

 

Kaynaklar

James L. Gould, Carol Grant Gould (2005):Tripanozom Kılıfını Nasıl Değiştiriyor,Olağandışı Yaşamlar, Tübitak Popüler Bilim Kitapları 39, Sayfa 193-210.

Lori Peacock, Simon Cook, Vanessa Ferris, Mick Bailey, Wendy Gibson(2012):The life cycle of Trypanosoma (Nannomonas) congolense in the tsetse fly, Parasites & Vectors, 5:109 www.parasitesandvectors.com/content/5/1/109.

Michael P Barrett, Richard J S Burchmore, August Stich, Julio O Lazzari, Alberto Carlos Frasch, Juan José Cazzulo, Sanjeev Krishna,(2003):The Trypanosomiases, The Lancet, Vol 362, November 1, Pages 1469-1475, www.thelancet.com.

www.biyologlar.com/trypanosomaleismania-ve-plasmodiumun-yaptigi-hastaliklarhayat-dongulerivektorler-ve-tedavileri-hakkinda-bilgi.

www.cdc.gov/dpdx/trypanosomiasisafrican/index.html