Evimiz, Rabbimiz tarafından insanoğlunun yaşayabileceği en uygun şartlarda hazırlanmış olan dünyamızdır. Hâl ise dünyadaki maddelerin fizikî durumları, yani katı, sıvı, gaz veya plazma[1]hâlleridir. Maddenin fizikî durumları arasındaki en temel fark yoğunluklarıdır. Su ve buz örneğindeki gibi, aynı madde, farklı hâllerde, farklı yoğunluktadır.

“Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” (Mülk, 67/3–4).

Bu ve benzer âyet-i kerimelerde de bahsedildiği gibi, kâinatta mükemmel bir yaratılış hâkimdir. Tabiattaki bütün madde ve hâdiseler, birbiriyle uyumlu bir mekânizmanın parçaları gibi var edildiğinden, maddelerin olması gereken fizikî durumları da bunun haricinde düşünülemez.

Maddenin hâlleri, içinde bulundukları basınç ve sıcaklığa bağlı olarak katı, sıvı, gaz veya plazma olarak Yaratıcı tarafından belirlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Yani havanın gaz, suyun sıvı ya da toprağın katı hâlde olması tamamen bizim dışımızda, fakat insanoğlu için hayatî önemi olan bir durumdur.

Dünyadaki sayısız madde çeşitliliğinden bizim için çok önemli olan birkaç tanesini detaylı inceleyecek olursak mesele daha iyi anlaşılacaktır.

Oksijen Gazı

Mesela, tabiatta oda sıcaklığı[2]ve 1 atm’de gaz hâlinde bulunan oksijeni ele alalım: Oksijen, tabiî elementlerden biridir ve moleküler formda (O2ve O3) bulunur. Yerkabuğunda ve vücudumuzda ağırlık olarak en fazla bulunan elementtir. Birçok elementle bileşik oluşturan aktif bir element olduğundan tabiatta, suda ve canlıların bünyesinde genelde bileşik hâlinde bulunur.

Bizim burada ele aldığımız, havada gaz hâlindeki oksijendir. Atmosferdeki gazların oranı hacim olarak; %78 azot (N2), %20,9 oksijen (O2), %0,93 argon (Ar), %0,04 karbondioksit (CO2), daha az miktarlarda su buharı ve diğer gazlar şeklindedir. Havayla aldığımız oksijenin ancak %25 kadarı kullanılır ve geri kalan oksijen yine verdiğimiz havayla beraber dışarı atılır. Hücrelerimizin ihtiyacı olan oksijenin yeterli miktarda alınabilmesi için havadaki toplam gazların basıncı, terkibi ve oksijen yoğunluğu ancak bu şekilde olmalıdır.

Canlıların en hayatî ihtiyacı oksijendir. İnsanlar yaklaşık üç dört dakika oksijensiz yaşayabilmekte, beynimiz ise oksijensizliğe en fazla 5 dakika dayanabilmektedir. Canlılığın devam edebilmesi için alınan gıdaların hücrelerimizde enerjiye dönüştürülmesi gerekir. Bunun için, solunum yoluyla alınan oksijen hücrelere ulaştırılmalıdır.

Teneffüs, sinir sistemine bağlı, isteğimiz dışında gerçekleşen harika bir mekanizmadır. Nefes alıp verme sayısı yetişkinlerde dakikada 10–15, çocuklarda 20–30, bebeklerde ise 30–40’tır. Solunum, basitçe, kandaki karbondioksit gazının oksijen ile yer değiştirmesi şeklinde tarif edilebilir. Akciğerde yaklaşık 400 milyon kadar olan alveoller, kandaki oksijen ve karbondioksidin değiş tokuş edildiği kısımdır. Buradan kana geçen oksijen, alyuvarlardaki hemoglobine tutunarak dokulara taşınır. Hemoglobinin (Hb) yapısındaki demir (Fe) tarafından yakalanan oksijen, hücrelerde serbest bırakılır.

Alveolleri saran kılcal damar ağı; kalbden akciğere kirli kan (oksijence fakir) getiren atardamar ve akciğerden topladığı temiz kanı (oksijence zengin) kalbe götüren toplardamarın dallanmış kollarıdır. Kılcal damarlardan her gün 7000 litre kadar kan geçerken keseciklerin boşluğuna gelmiş oksijenin basıncı yüksek olduğundan kolayca kana geçer ve dışarı atılması için de basınç farkı vesilesiyle karbondioksit, akciğer boşluğuna bırakılır.

Oksijenin vücudumuzdaki bahsedilen bütün bu işlevi ve solunum sisteminin çalışabilmesi ancak onun gaz hâlinde olmasıyla mümkündür . Yani vücudumuza girdikten sonra mekanizmanın işleyebilmesi için oksijen gaz hâlinde olmalıdır. Bu da gösteriyor ki tabiattaki her hâdise ve madde muhteşem bir varoluşun parçasıdır. Hücrelerimizin, organlarımızın, damarlarımızın, kanımızın ve oksijenin birbiriyle irtibatlı ve tamamlayıcı fonksiyonu vardır. Tabiîki oksijenin havada gaz hâlinde bulunabilmesi için atmosferin ısı ve basınç aralığı da ona göre var edilmiştir.

Su

Yine bizler ve bütün canlılar için hayatî önemi olan su (H2O), oda sıcaklığı ve 1 atm’de sıvı hâlde bulunur. Mülk âleminde susuz bir hayatı düşünmek neredeyse imkânsızdır. Suyun kimyevîyapısını inceleyecek olursak; su molekülü iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana gelir. Bu atomlar arasındaki çekim kuvveti, su molekülünün yaratılmasına vesile olur. 1 atm’de suyun donma noktası 0oC, kaynama noktası ise 1000C’dir.

Yeryüzünün yaklaşık yüzde 75’i, vücudumuzun yüzde 70’i, kanımızın yüzde 83’ü, kalbimizin yüzde 79’u ve beynimizin yüzde 75’i sudur. Canlı hücrelerdeki hayatî biyokimyevîreaksiyonlar, sulu ortamda gerçekleşir ve günlük hayatta birçok işimizi su ile yaparız. Temizlik aracı olarak kullanmaktan tutun elektrik üretimine kadar suyun kullanıldığı alanlar saymakla bitmez…

Burada bahsedilen suyun varlığı ve fonksiyonu ancak suyun sıvı hâlde olmasıyla mümkündür. Yani oda sıcaklığında su, gaz veya katı hâlde olsa hücrelerimizdeki fonksiyonunu yerine getiremeyecek, sistem çalışmayacak, yani (sebepler dairesinde) hayat olmayacaktı. Tabiîki suyun 0oC’de katı hâle veya 100oC’de gaz hâline geçmesi, suyun meydana gelmesinde istihdam edilen hidrojen ve oksijen atomlarının takdir edilen hususiyetlerine ve bu atomlar arasındaki etkileşime bağlıdır.

Metaller

Metallerden daha çok demir, bakır, altın, gümüş ve alüminyum bilinse de kimyevî özelliklerine göre elementlerin 91 tanesi metaldir.

Çevremize baktığımızda metallerin hayatımızda ne kadar çok yer tuttuğunu görürüz. Taşıtlar, inşaat malzemeleri, elektrikli aletler, mutfak eşyaları gibi… Metallerin kullanım sahaları farklıdır ve her metali her yerde kullanamayız.

Her bir metal kendine has hususiyetle var edilmiştir. Mesela, galyum metalinin erime noktası elimizde eriyebilecek kadar düşükken (29,7 0C) ampullerde tel şeklinde kullanılan tungsteninki 34100C’dir. Potasyum metali suyla anında çok şiddetli reaksiyon verirken gümüş hiç tepkime vermez. Metallerin özelliklerine göre kullanım alanları da farklıdır. Lityum kalb pilinde, potasyum gübrelerde, sezyum foto elektrikli sensörlerde, tantal lenslerde, cıva sokak lambalarında, kurşun akülerde, polonyum nükleer pillerde, titanyum protezlerde, alüminyum uçaklarda ve uranyum nükleer reaktörlerde kullanılmaktadır.

Kâinattaki her şey gibi metaller de rastgele değil, hikmetle yaratılmıştır. Metallerin farklı özelliklerde var edilmiş olması, yani özgün karakteri, kullanım alanlarının farklı olmasında büyük avantaj sağlar. Metallerin işlenebilmesi, eğilip bükülebilmesi, eritilebilmesi ve şekil verilebilmesi gibi işlemler yine onların atomik özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Etrafımıza baktığımız zaman gördüğümüz metal eşyalar, onlara verilen hususiyetler kullanılarak yapılmıştır ve ortak özellikleri oda sıcaklığı ve 1 atm’de hepsinin (cıva hariç) katı hâlde olmasıdır. Yoksa onları kesemez, bükemez, çekemez, uzatamaz veya eriterek başka metallerle karıştırıp çelik gibi farklı özelliklere sahip malzemeler elde edemezdik.

“Allah o gerçek İlahtır ki Hâlık’tır, Bârî’dir (yaratıklarını düzgün ve âhenkli kılandır), Musavvir’dir (bütün mahlûklarına özel suretlerini verendir). Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Aziz’dir, Hakim’dir.” (Haşr, 59/24).

Âyet-i kerimede de geçtiği gibi, Rabbimiz Bâri ve Musavvir’dir, yani “varlıkları düzgün ve âhenkli kılandır ve onlara özel suret verendir.” Yukarıda bahsedilen maddelerin bulundukları fizikî hâller de bu kapsamdadır.

Günlük hayat meşgaleleri içinde yaşarken hiç aklımıza gelmeyen maddelerin fizikî durumlarının da mükemmel yaratılışın bir parçası olduğunu ve âlemde çok basit gibi görünen nesnelerin bile çok hassas ölçülerde var edildiğini anlamaktayız.

Kaynaklar

Apillioğlu, O., N. Ozdin, Kimya O’nu Anlatıyor,İstanbul: Muştu Yayınları, 2012.

Yıldırım, Prof. Dr. Suat, Kur’ân-ı Hakîm’in Açıklamalı Meali, İstanbul: Define Yayınları, 2007.

Yılmaz, Prof. Dr. İrfan, “Ben Hasan’ın Akciğeriyim”, Organların Dilinden, İstanbul: Muştu Yayınları, 2012.

 

 

 

[1]Plazma, kimya ve fizikte iyonize olmuş sıvı anlamına gelmektedir. Kendine özgü niteliklere sahip olduğundan, plazma hâli maddenin katı, sıvı ve gaz hâlinden ayrı olarak incelenir. Çakmağımızı veya ocağımızı yaktığımız zaman gördüğümüz alev plazma hâlindedir.

[2]Oda sıcaklığı, kimyada 25°C olarak kabul edilir. Elementlerin fizikî hâllerine (katı, sıvı, gaz) bu derecedeki durumuna bakılarak karar verilir.

Paylaş
Önceki İçerikÜmit
Sonraki İçerikŞekerin mi Var Amca?