Yazmak, okuma faaliyetinin mühim semerelerinden biridir. Kur’ân’ın ilk emri; “Oku” olmuştur. “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” âyetindeki ikra’ ufkunun engin mana dünyasından bir kaçını zikretmeye gayret edelim:

  Okumak; Kur’ân’a, hayata, kâinata, insana ve hadiselere mana-yı harfî gözlüğüyle nazar eylemeye gayret edip tahkik yolculuğunda mesafe alabilme cehdinde bulunmaktır…

  Okumayla Gelen Yazma İhtiyacı

  İlme’l, ayne’l ve hakke’l-yakîn okuma seyahatinde uzun-ince yol alan insanoğlunda, bir süre sonra; hissedip zikredip hazmettiklerini ifade etme arzu ve ihtiyacı hâsıl olur.

  Tahkik ufkundaki okumalar, idrak etmeler, zaman içerisinde hayatın karelerinde icra edilmeye başlar. Okuduğunu anlama, anladığını yaşayabilme samimi çabası, bir süre sonra hakikati birileriyle paylaşma fıtrî sancısını meydana çıkarır. Bu hak ve hakikati diğer insanlara da ifade edebilme arzu ve ızdırabı; hâl, kâl ve gönül dillerinin mezcedilmesiyle icra edilmeye çalışılır. Bazen de kendisine yazma kabiliyeti bahşedilen fıtratlarda; hâl, kâl ve gönül dilinin tercümanı olur yazı. Bu ufuktaki yazı yolcularını, ehl-i kalem tabiriyle de ifade etmek mümkündür.

  Ehl-i Kalem Olabilme Gayret ve Mesuliyeti

  Yazıyı veya şiiri kaleme alma hususunda taklitten tahkike doğru bir azim yolculuğuna çıkmak gerekir. Bunun için de yazı yazacağımız türlerin üstadlarına ait eserleri tekrar tekrar okumak çok önemlidir. İlk denemelerde taklit, kopya ve acemilik izleri kaçınılmazdır. Gelecek eleştirileri sabırla ve sükûnetle dinleyip yapıcı dersler çıkarmak ve benzer yanlışları tekrar etmemek gerekmektedir. Bir süre sonra iyileşmeler hissedilip çalışmalara daha da güvenli ve azimli bir şekilde devam edilecektir.

  Nefis Muhasebesi

  Ehl-i kalem, içtenlikle yazısına başlarken aslında iç dünyasının kapılarını da okuyucularına açmış olur. Artık o, bir yandan Rabbine, bir nevi iç muhasebesini arz ederken diğer taraftan da bu âli duruşmaya okuyucularını şahit kılar. Böyle bir muhasebe duygusuyla yazan insan; yalan, iftira, gıybet, sû-i zan, edep dışılık gibi bütün menfiliklerden uzak durur ve yazısında müspet, yapıcı ve ümitvar bir duruşu esas alır.

  Yazma Mesuliyeti

  Güzeli anlatmak, nasıl bir vebal ve sorumluluksa aynı şekilde güzeli kaleme almak da oldukça mühim bir mesuliyettir. Mümin insan kendine hep şu soruyu sorar:Şu anki potansiyelim, imkânlarım ve mevcut şartlarımla Rabbim benden neler yapmamı ve nasıl davranmamı ister?” Cevap aslında sorunun içindedir: “Elbette bizim rızkımızı kazanma ve icaplarını yerine getirme sorumluluğumuz vardır ama bununla birlikte çevremize karşı manevî mesuliyetlerimiz de olmalıdır. Ehl-i kalem olma potansiyeli kendisine lütfedilmiş bir insan, diğer işleriyle birlikte müsbeti dile getirme ve kaleme alma gayretiyle de rıza kapılarını tıklatmaya devam etmelidir.”

   Yazma, Okuma, Dinleme ve Konuşmanın Âdâ

  Bu dört fiilin de içtimaî ve dinî hayattaki temel icra prensipleri ve hassasiyetleri müşterek yaklaşımlardır. Mesela; gıybetin, iftiranın ve sû- i zannın konuşulması, dinlenilmesi, okunması, yazılması; dinen günah ve haram, içtimâî açıdan da kötü ve menfî davranışlar hükmündedir. Yazı yazma sorumluğunu üstlenirken bu hassasiyetleri dikkate almamız gerekmektedir. Maalesef sanal veya dijital dünyada yazan bazı insanlar, yukarıda izah ettiğimiz manevî ve ahlakî hassasiyetlerimizin bu sahalar için geçerli olmadığı gibi bir yanlış kanaatle, pervasızca kalem oynatmaktadırlar.

  Sonuç olarak; inanan, yaşayan, hakikati anlayan ve anlatan insana, bir de yazabilme kabiliyeti verilmişse, artık ona düşen vazife “Her nimet kendi cinsinden şükür ister” fehvasınca, yazabilme nimetini verene; evrensel ve ahlâkî değerler çerçevesine sadık kalarak, nadide yazı ve şiirleriyle teşekkürlerini arz etmektir.