Birçoğumuz renkli dünyalarına imreniriz onların. İlk gülümseme, ilk adım, ilk kelime… Her anının ayrı bir değeri vardır çocuklarımızın. Çocukluk dönemine ait hususiyetler ve hatıralar ebeveyn nazarında her zaman orijinaldir. Çünkü her çocuk neşet ettiği ortamda kendine has bir üslup ve terbiye ile büyütülür. Her gözbebeği başka bir enerji verir annenin sinesine. Hal böyle olunca, doğduğu günden itibaren her gün yeni şeyler öğrenen çocukların, öğrenme süreçlerini izlemek ebeveynler için en müstesna duygulardan biri olarak karşımıza çıkar. Bütün bu fıtrî duyguların yanında, annelik ve çocuğun hayatı keşfetme yolculuğu, incelikleri ile dikkate değer bir hâl alır. İnsanın öğrenme yolculuğunda ebeveynlerle olan ilişkisinin, birlikte öğrenmenin yeri büyüktür.

İnsan dünyaya gözlerini açtığında karşılaştığı ilk şefkatli sine annesidir. Anne karnındayken başlayan ünsiyet, dünyaya geldikten sonra da farklılaşarak devam eder. Bebek ile anne arasında sürekli bir etkileşim söz konusudur. Bebeğin ilk anlardan itibaren annesiyle yaşadığı yakın temasın bile, çocuk terbiyesi için birer kilometre taşı olduğunu görürüz. Bediüzzaman Hazretleri de “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun vâlidesidir”[1]hakikatine dikkat çeker.

Çocuğun uçan balona benzeyen hayal dünyası içinde ebeveynin, hususiyetle annenin konumunu daha iyi anlıyoruz. Çocuğumuz evde yemek yapan anneyi, uçurtma yapan babayı, akşamları okuma saatinde beraber olduğu ebeveynini izlerken; trafikte iken, koşarken, düşerken, kalkarken, isterken, kabul ederken, reddederken sürekli bir öğrenme halini yaşar. Bu yüzden öğrenme her anda saklıdır, çünkü bazı öğrenme fırsatları, bir mektup gibi zarfın içinde durur, çocuk o zarfı açmadan içindeki satırlara erişemez. İşte bu zarflar, kâinatın içinde, her yerdedir. Bu bağlamda, öğrenme yolculuğunu ömür boyu kılabilmek için ebeveynlerin de fıtrî bir şekilde çocuklarının öğrenme sürecine dâhil olduğu alternatiflerden biri de okulsuz eğitim veya evde eğitimdir.

Son yıllarda popüler hale gelen okulsuz eğitim; ebeveynlerle çocukların, öğrenme heyecanını ve orijinal keşifleri birlikte yaşamasına imkân sağlar. Okulsuz eğitim, her çocuğun kendi dünyasında derinleştikten sonra diğer dünyalara açılmasını sağlayan bir yaklaşımdır. Öğrenme yolları, uygulayıcıların tercihine göre şekillenmektedir.

Okulsuz eğitimde, klasik okul sisteminden farklı olarak, ebeveynlerle çocuklar ortak bir öğrenme sürecindedir. Resmi veya sosyal kabullere dayalı eğitim yaklaşımlarına uymak mecburiyeti hissetmeyen ebeveynler, yaşadıkları ülkenin ilgili eğitim mevzuatı çerçevesinde, çocuklarının fıtrî bir şekilde eğitim ve öğretim görmeleriyle bizzat ilgilenirler. Okulsuz eğitim, her ailenin, kendi değerler sistemine, inançlarına ve çocuklarının ilgilerine göre tasarladığı bir öğrenme biçimidir.

Okulsuz eğitimin uygulayıcıları ve rehberleri çoğu zaman ebeveynlerdir. Yapılan araştırmalarda okulsuz eğitimi deneyen ailelerde, öğrenme süreçlerinin takibini genellikle annelerin gerçekleştirdiği görülmüştür.[2]Birçok aile, okullarda okutulan temel dersleri (fen bilimleri, sosyal bilimler, dinî ilimler vb.) evde kendi yetkinlik alanlarına göre paylaşarak çocuklarına aktarırlar. Bazen de birkaç aile bir araya gelerek öğrenme süreçlerini kendi aralarında koordine edebilir. Bunu yaparken, hayatın içinde öğrenme, tabiatta öğrenme gibi yaklaşımlar sergilenir.3Tabiat bir fen bilimleri merkezi, evin her alanı ayrı bir öğrenme atölyesi gibi fonksiyon görür. Bu açıdan, evdeki eşyalar da öğrenmeyi kolaylaştıracak sadelikte olmalıdır.

Çocukların istidatlarının inkişafına zemin hazırlaması açısından da okulsuz eğitim, ilgi çeken bir model olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, ailelerin okulsuz eğitimi tercih etmelerindeki temel sebepler şöyledir:

Çocuğun karakterini ve ahlâkını şekillendirme isteği, okulun öğrettiklerini benimsememe, okuldaki zorba akran baskısı, muhtemel idareci ve öğretmen baskısı, ailenin seyahat halinde olması, yapılan araştırmalardan elde edilen veriler (okulsuz öğrenen bireylerin okul eğitimi alanlardan daha iyi veya eşit seviyede olduğu görülmektedir), çocuğun özel ihtiyaçlara ve engellilik haline sahip olması, çocuğun hayal gücüne ve gelişim özelliklerine göre öğrenmenin ortamdan ve müfredattan bağımsız olması gerektiğini düşünme.

Dünya genelinde yapılan bir diğer araştırmada ise, evde eğitimi tercih eden velilerin %50’si daha iyi bir eğitim imkânını, %35’i dinî sebepleri, %15’i ise okullardaki imkânların kısıtlı olduğunu vurgulamıştır. Bazı veliler ise özel eğitime ihtiyacı olan çocuklarına uygun bir ortam sağlayabilmek adına evde eğitimi tercih etmişlerdir.[3]

Birçok metotta olduğu gibi okulsuz eğitimde de bazı dezavantajlar görülebilir. Okulsuz eğitimde en çok eleştiri alan konu, okulun sosyalleşme imkânı sağladığı ve disiplin kazandırdığı; bunlar olmadan çocuğun sosyal ilişkilerde ve iş hayatında problemler yaşayabileceği düşüncesidir. Hâlbuki ödül ve cezaya dayalı bir disiplinden ziyade kişinin iradî bir disiplin kazanması daha önemlidir. Bu arada, “öğrenmeyi öğrenme” hedefi de taşıyan bu eğitimde aileler özverili olmaz, gerekli işbirliklerini yapmaz ve öğrenme ortamlarını sağlamazlarsa, çocuğun gerekli gelişimi gösterememesi de muhtemeldir.

Okulsuz eğitimde temel gaye, modern bilimler ve dinî ilimlerde vukuf sahibi, hakkaniyet ve vicdan yörüngeli karar verebilen fertler yetiştirmek olmalıdır. Bunun için, ebeveynler alternatif yollar düşünmeli ve yeni şehrahlar açmalıdır. Ebeveynler okulsuz eğitim sistemini uygulamayı düşünüyorsa, kararlı ve özverili olmalıdır. Zira maksat, çocukların inkişafa hazır istidatlarının gelişmesidir.

Nesillerin zihnî, kalbî ve ruhi kemâlâtında fedakâr ebeveynler çok önemli bir rol oynar. Paradigmaların değiştiği çağımızda, çocuklarımız için alternatif eğitim yollarını araştırmak bizler için mühim bir vazifedir.

Dipnotlar

[1]Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 247.

[2]blog.quicksigorta.com/yaşam/okulsuz-eğitim-mümkün-mü-449.

[3]Richard G. Medlin, Homeschooled Children’s Social Skills, Home School Researcher, Cilt 17, No. 1, 2006, s. 1–8.