1979 kışında Afganistan’ın Tahar vilayetindeki Moğol Kışlak köyünde dünyaya geldim. Türk vatandaşıyım, ancak Özbek asıllıyım. Bugün Afganistan’ın kuzeyinde yaşayan yaklaşık 8 milyon Özbek’ten biriyim. Aslında ailemin ve dedelerimin yaşadığı ve memleketimiz dediğimiz yer, Özbekistan’ın meşhur Buhara şehridir. Bolşevik İhtilali ile başlayan komünizmin baskısıyla Gani-i Mutlak bizi 1920’li yıllardan itibaren oralardan ayırmış ve bir asırdır hicret yollarında olmamızı murat buyurmuş.

Ailem Buhara’dan ayrılarak Tacikistan’ın Kulob şehrine yerleşmiş. 1935’e kadar oraları hicret diyarı olarak benimseyip kalmışlar. Ancak Rusların baskısı yıllarca devam etmiş ve maalesef oradan da ayrılmak zorunda kalmışlar. Zorlu şartlarda Amuderya (Ceyhun) nehrini geçerek bugün yaşadıkları Afganistan’ın kuzey bölgesine yerleşmişler. Hatta rahmetli dedem birçok akrabam, Amuderya’nın sularında kaybolmuş.

Ailem ve akrabalarım yaklaşık 40 yıl Afganistan’da kalmışlar. Dünyaya geldiğim dönemde, Sovyet birlikleri Afganistan’a müdahale etmiş ve 10 yıl sürecek bir savaş başlamış. Annem, “Sen doğduğunda, köyümüzün üstünden savaş uçakları geçiyordu” diyerek o günleri bana anlatırdı.