Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtü vesselâm) hayatı, ahlakı, hal, hareket ve hamleleri, her hususta müminler için zengin bir hayır, hikmet ve hakikat hazinesidir. O’nun vahyin rehberliğinde, ihsan şuuru içerisinde ortaya koyduğu fiil ve beyanları, eşya ve hadiseler karşısındaki durum ve duruşumuzun doğruluğunu ve değerini anlama adına bir mihenk taşı vazifesi görür. Bu çerçevede O’nun, en amansız anlarda etrafındaki az sayıdaki sahabîye verdiği; zamana, zemine ve zahire bakıldığında imkânsız gibi gözüken, geleceğe dair bazı müjdeler vardır.

Zor zamanlarda müminlerin, yürüdükleri peygamber yoluna olan iman ve itimatlarını artıracak müjdeler vermek, ahlak-ı ilahiyedendir. Muhacirler, Medine’ye gelip Ensar’ın yanına yerleştiklerinde, bütün Araplar kendilerine düşman kesilir. Öyle ki yanlarında silah olmadan ne geceyi ne de gündüzü geçirebilirler.

Ashâb-ı kirâm, umre heyecanı ve dâüssıla hasretiyle Mekke yollarına koyulur, ancak hedeflerine 40 kilometre kala önleri kesilir. 20 gün ümitle Hudeybiye’de beklerler, ardından da zahiren çok ağır gözüken bazı maddelere imza atıp Medine’ye doğru harekete geçerler. Yolculuğun ilk gecesinde Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) Fetih Sûresi indirilir; hicran ve hüzün dolu Müslümanlara, büyük fetihlerin müjdesi verilir.[i]

[i]Hâkim, Müstedrek 2/498; Begavî, Meâlimu’t-Tenzîl 7/295; Zemahşerî, Keşşâf 5/534; Kastalânî, İrşâdü’s-Sâri 7/343.