Evrim inancının yeni türlerin ortaya çıkması ile ilgili mekanizmalar olarak ortaya koyduğu önemli bir biyolojik gerçek adaptasyondur. Canlıların içinde yaşadıkları ekolojik şartlara uyum göstermesi istikametinde genetik programına tesir edilerek, uygun anatomik, fizyolojik donanım ve davranışlarla hayatını kurtaracak vasıflara haiz hâle gelmesidir. Biyolojik gerçek dememizin temel sebebi, tabiatta gözlemlediğimiz bir prensip olarak, doğru örneklerle gösterebilmemizdir. Ancak daha önce tabiî seleksiyon bahsinde zikrettiğimiz gibi, gözlemin doğru olması, yorumlardaki hatayı veya kastî çarpıtmayı meşru kılmamaktadır.

Evrimle ilgili bütün tartışmalarda normal olarak tabiî seleksiyon ile adaptasyon birlikte konuşulur, çünkü birbiri ile çok sıkı münasebet içindedir. Bu münasebet kendi içinde bir devr-i daim ihtiva eder. Tabiî seleksiyona göre en uygun olanlar yaşar, uygun olmayanlar elenir. Uygun olanlar kimlerdir? En iyi adaptasyon gösterenler! Bu durumda en iyi adaptasyon gösterenler hayatta kalır, yani tabiî seleksiyonla elenmezler. Çevre ve iklim şartları, düşmanların saldırıları yoğunlaştıkça popülasyondaki fertlerin güçlü olanları elenmeden kurtulacaklarsa, bu güçlü olanlar aslında iyi uyum gösterenler olacaktır. Bu durumda adaptasyon sebep, tabiî seleksiyon netice olacaktır. 

Adaptasyona en iyi örnekler, alttürlerin veya ırkların meydana geliş sürecinden verilebilir. Bir türe ait ata veya kurucu popülasyon konumundaki ilk canlı topluluğu, aynı gen havuzundan aldığı genlerle (insanlar evlenerek) giderek birbirlerine daha fazla benzer hâle gelirler. Zaman içinde nüfusun artışı ve kalabalık sebebiyle gıda ve mekân sıkıntısı ortaya çıkar ve bazı fertler göç etmek mecburiyetinde kalarak farklı iklim ve çevre şartlarında yaşamaya başlarlar. Yaşadıkları ortamdaki gıdaların cinsi, sıcaklık, rutubet, rüzgârlar, enlem ve boylama göre güneşin durumu gibi ortam faktörleri, belli genler üzerinde uyarıcı ve kendini gösterici veya aksine genin okunmasını baskılayıcı tesirlere sebep olur. Mesela güneşin çok yoğun ve dik geldiği ekvatorun alt ve üst enlemlerinde yaşayanların yoğun güneşten dolayı cilt kanseri olmamaları için derilerinin rengine sebep olan melanosit hücreleri çok bol miktarda melanin pigmenti sentezler ve deri siyahlaşır. Kuzey ülkelerine gidildikçe güneş ışınları daha eğik ve zayıf geldiği için başta kemikler olmak üzere vücudun ihtiyacı olan D vitamini sentezinin aksamaması için aynı genler melanin pigmenti sentezini baskılar, dolayısıyla insanlar daha açık renkte, sarışın ve beyaz olur.