Bir gece ansızın evimiz, bir caninin evi gibi basıldı, çocuklarımız bir köşede ağlaşırken beni kelepçeleyip götürdüler, günlerce nezarethanede beklettiler. Suçsuz yere aylarca, yıllarca hapishanelerde ömrümüzü çaldılar. Cenab-ı Mevla, inanan insanların kalbine tahammül kuvveti vermeseydi, bunca insafsız hücum ve iftiraya, pespaye ithamlara dayanmak mümkün değildi. Hele bazı insanlar için şeref ve haysiyet hayatta ve ayakta kalmanın tek vesilesi ise, onlar olmadan bu dünyada yaşanmaz şeklinde düşünürler. Yüce Mevlâ-yı Kerim’in acı olaylara karşı lütfettiği sabır sayesinde ayakta kalabiliyor, üzüntülerle birlikte hayatımızı sürdürebiliyoruz.

Böyle sıkıntı ve problemlerin üst üste yığıldığı zamanlarda Cenab-ı Hakk’a yönelmenin, O’na durumunu ve dertlerini dökmenin tam zamanı diye düşünüyorum. Aczimizi, kifayetsizliğimizi, kimsesizliğimizi ve ihtiyaç içindeki halimizi, Kudreti Sonsuz Yüce Yaratıcı’ya sunmanın en dingin, en kuytu ve en müsait zamanları da geceler. İnsanlar ortalıktan el etek çekmişler, her taraf sessiz sükûnet içerisinde ve sen gizli gizli kalkıyor Rabbine dua dua yalvarıyorsun. Belki de insanoğlunun şu fani dünyada en saadetli dakikaları bu şekilde Rabbiyle baş başa kaldığı, gönlünce içini döktüğü, değişik lütuflar beklediği, riyasız kalbinden geçenleri paylaştığı işte bu vakitler.

Kur’ân-ı Kerim’de birçok yerde inananların Allah’a nasıl yöneldikleri, geceleri için için yalvardıkları takdirkâr bir şekilde yâd ediliyor. Hatta gece ibadetinin Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz namaz ayetleri nazil olmadan farz kılındığı söylenir. Müzzemmil ve Müddessir surelerine baktığınızda ilk ayetler: “Ey örtüsüne bürünen, geceleyin kalk ve Rabbine yalvar” şeklinde başlar. Gündüze nazaran geceler Rabbinle olan münasebetini derinleştirme vakitleridir, bu zamanları değerlendir der ve ilave eder: “Hem o müşriklerin söylediklerine sabret ve onları güzelce terk et. O yalancıları bana bırak, onlara biraz mühlet ver. Çünkü bizim yanımızda ağır kelepçeler ve yakıcı ateş vardır” (10-11-12).

Müddessir suresi de başlangıç itibarıyla aynı fakat çok ince farklılıklarla devam eder; yine “Ey örtüsüne bürünen!” diye başlar ve “Kalk insanları uyar, onlara Allah’ın büyüklüğünü, azametini anlat, kıyameti hatırlat ve elbiseni temiz tut” (2-4) şeklinde devam eder. Sanki bir önceki Müzzemmil Suresi’nde içe dönük derinleşmeyi yani iç fethi salık verirken, sonrasında ise dış fethi; insanlara tebliğ ve irşad vazifesini hatırlatır. Aynı gündüzü geceye sardığı gibi, örtüsüne sarılan insanı iç ve dış dünyasıyla sarmalanmış olan beşeri ayağa kaldırır, iyi ile kötülüğün birbirine sarmalandığı toplumda diriliş nefesi sunar: “Bütün kötü şeyleri terk et, güzel halini devam ettir, hem yaptığın ve yapacağın iyilikleri başa kakma ve Rabbin için sabret!” (5-6-7).

Bu iki sure sanki bir “puzzle”ın parçaları gibi birbirini tamamlıyor, muhteşem bir kilimin adeta motiflerini oluşturuyor. İfadelerde ne bir eksiklik, ne de fazlalık söz konusu. Aynı zamanda insanın yüreğine dokunan, bambaşka âlemlere, sırlı olaylara, bilinmedik diyarlara açılan gizli bir kapının, sihirli anahtarları gibi ifadeler! Bazı ifadelerin arka arkaya sıralanması, tekrar tekrar hatırlatılması boşuna değil elbette. Bu ifadeler, aynı zamanda meselenin ne kadar mühim, insanı bekleyen hadiselerin ne kadar dehşetli ve insanlarında ne kadar gaflet içerisinde ve unutkan olduklarının habercisidir.

“O kendini beğenmiş, servet ve makam sahibi kimseyi de bana bırak. Ona mal, mülk evlat verdim hem dünya nimetini önüne serdim, daha da istiyor (doymuyor), azgınlaştıkça azgınlaşıyor… Yakında onu Saud denen sarpyokuşa sardıracağım…” (Müddessir, 74/11-17). Benzer ifadeler farklı yerlerde Firavun ve Nemrut için de söylenmiş, insanları nasıl yoldan çıkarttıkları, adeta bir kibir heykeli haline nasıl geldikleri detayları ile anlatılır. Zalimlerin yolu yol değil, akıbetleri ise dehşet içerisinde Cehennemin gayyasına yuvarlanmak. Bunca ikaz elbette ki boşuna değil. Demek ki bazı nimetler zalim insanların ellerinde nimet değil, onları Allah’tan uzaklaştıran birer “nıkmet”.

Diğer yandan  “İnşirah” suresinde  inanan insanlara seslenir ve üst üste “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır” (5-6). Der ve sanki onların yüreğine su serper. Talak suresinde de “Allah her güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır” (7) derken üst üste problemlerle yorulmuş insana adeta omuzuna dokunurcasına teselli tecellileri sunar. Ardından; “Rabbine dön ve O’na yalvar!” (8).

O’na döndükten ve yalvardıktan sonra, “Rabbunallah” dedikten sonra bütün zorlukların üstesinden gelebilecek gücü açıkça ilan etmiş oluyoruz ve o Sonsuz Kudret Sahibi bizlerin yüreğine inanılmaz bir şekilde dayanma gücü veriyor. Artık Allah, insanın kalbini kendi gücüyle desteklediği vakit, kimse size herhangi bir zarar veremez ve hiçbir güç sizi incitemez. “hasbunallah”ın sırrı işte burada ortaya çıkıyor. “Dayanamam” dediğin musibetler bir bir aşılır, “geçilmez” dediğin engeller bir bir geçilir. Ketencizade’nin dediği gibi,

 

“Hak tecelli eyleyince her işi asan eder,

Halk eder esbabı, bir lahzada ihsan eder.”

 

Paylaş
Önceki İçerikKorkarım