Dökülen yaprak misali dedik ömrümüz. Bir gün son sözünü söyleyemeden dökülüverecek, bilirdik. Fakat nedendir, hep yaprağı örnek gösterdik. Belki kuru bir daldan ibarettik. Yapraklarını dökmüş, hatta ağacın kuruması tutmuş ilk dalı idik. Her yaz yeniden canlanır, ama bir türlü yeşeremezdik. Çiçek nedir pek de bilmezdik. Kokusunu komşu dallardan tasvirle alır, ama hemen yanımızdaki güzelliği izleyemezdik. Şöyle bir dönüp bakamaz; baksak bile bir rüzgârın sevgili eliyle, göremezdik.

Kuruluktan kurtulmayı diler, kurtlara kendimizi yem ederdik. Yenilir, başa çıkamazdık kendimizle. Yenilenmezdik. Ne olurdu ki bir “Of!” yerine “Af!” çekseydik. Huzur bestelerini menekşelere dinletseydik. Çiçek açamayacak kadar kurusak bile çiçek kokularını sinemize salabilirdik.

“Af!” dedik, sakinleştik. Asi çubuktan ibaret bir uzantı, ağacın köklerine ellerini uzattı. Belki de kendi yüreğine, özlemine, aslına bir selam çaktı. Şimşeklerin çaktığı günlerde bu hale geldiğini hatırladı. Bir zamanlar köklerine güvenmek yerine, şimşeğe tek başına karşı koyabileceğini sandı. Her neyse, artık kökleriyle arkadaştı. Kendini bir daha tanıdı.

Bir kelebek kanadı, kollarında bir renk, hayır bir manzaraydı. Daha önce hiç rastlaşmadığı… Evet, huzurla gelen bir kelebekti. İyi de kelebeklerin ömrü kısa sürerdi. Bir “af” ancak bu kadar mı ederdi? Özür diledi. Kelebeğe onunla ölmek istediğini söyledi. Oysaki kelebek ağacın çiçeklerine gelmiş, boş bir dalına konuvermişti. Kelebek ağacın o dala rengi ve hediyesi idi. Sen ki kurumuş pörsümüş aciz bir dal, o kelebek senin büyüklüğünü seyre mi dalar? Bir affı daha ziyan ettin! Böyle karnında kelebekler uçuşur gibi olması hemencecik kandırıverdi seni. Ne olurdu bir şükür edasıyla yüreğine gömseydin kelebeğe sevgini. Sevgiyi yüreğine gömüp yağmura serfiraz kılsaydın. İzin verseydin de yüreğine birkaç damla ulaşsaydı. Belki o vakit şu kuru odun parçasında bir kaç yaprak yeşerirdi. O vakit köklerin sana dost, o vakit kuşlar, tırtıllar koynunda yuva, o vakit benliğin kendinden ziyade herkes için olurdu.

Daha kaç yazın, kaç kışın var, bilemem kuru dalım. Daha da kelebeğe aldanır mısın? Yazı, kışta yaşadıklarını şikâyetle harcar mısın? Geçici bir kelebeğin kanadına takılmadıysa yüreğin, köklerinden aldığın canı, birkaç güzel çiçekle, güzelliğe niyetle, emaneti yerine ulaştırman dileğiyle…