Kainatın İftihar Tablosu Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselam) salavât-ı şerife getirmek sayısız faziletleri bulunan ve uhrevî-dünyevi pek çok murad ve maksada ermeye vesile olan güzel amellerin başında gelmektedir.

Her şeyden önce Kur’ân-ı Hakîm’de, “Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri ve cümle melekleri, Nebiy-yi Zîşân üzerine salât ederler. Ey iman şerefiyle müşerref olan müminler! Siz de O’na salât ve selam ediniz[i]buyurulmuştur.

İkinci olarak, ashâb-ı kirâm efendilerimizden bazıları Resûl-ü Müctebâ (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’e, “Biz, Senin üzerine nasıl salavât-ı şerife getirelim” diye sorduklarında Efendimiz (aleyhi elfü elfi salâtin ve selam), “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed… deyiniz”[ii] buyurmuştur. İşte o gün bugün ashabı ve ümmeti, O Efendiler Efendisi’ni, “Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin…” diyerek Salli-Bârik dualarıyla sabah akşam, gece gündüz anmaya devam etmekte, O’na sadâkat ve vefalarını, teşekkür ve medyuniyetlerini tazelemektedirler.

Aşere-i Mübeşşere’den Talha ibn-i Ubeydullah’ın (radıyallahü anh) rivayetine göre, Resûl-i Ekrem (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Efendimiz bir gün sürur dolu olarak, “Rabbimden bana şöyle bir şey geldi: Ümmetinden kim sana bir defa salât ü selamda bulunursa, Cenab-ı Allah ona on hasene lütfeder, on günahını siler, derecesini on kat yükseltir ve onun bir salâtına on salavât ile mukabelede bulunur” buyurmuştur.[iii]

Diğer bir hadis-i şeriflerinde ise Peygamberimiz (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Kıyamet gününde Müslümanların bana en yakın olanları, benim üzerime en çok salâvat getirenlerdir” buyurur.[iv]

Bunlardan başka bir bela, musibet veya hastalıkla imtihan edilen ya da bir zalimin zulmüne maruz kalan yahut haksız yere hapsedilen ve bunlar gibi herhangi bir sebepten dolayı gam ve tasa yükü altında kalan ve bu kederlerden kurtulmayı ümit eden mü’minlerin, Fahr-i Kâinat Efendimiz’e daha çok salât ü selam getirmeleri ve bu salavât-ı şerifelerle muratlarına nâil olacaklarına işaret eden rivayetler de vardır. Ezcümle, “Her kim bir ihtiyaç ve zaruretten dolayı bir darlığa düşerse, benim üzerime çokça salât ü selamda bulunsun. O salavât vesilesiyle Cenab-ı Hak, o kulunun tasa, gam ve kederlerini giderir, rızkını bollaştırır ve ihtiyaçlarını giderir”[v] mealindeki rivayet bunlardan birisidir.

Şüphesiz bu konuda nakledilen rivayetler pek çoktur. Bu rivayetlerin muhtevalarını özetleyecek olursak, salât ü selam her şeyden önce âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) karşı biz ümmetine bakan yönüyle bir vefa borcu, bir sadâkat beyanı, bir sevgi ve muhabbet ifadesidir. Salât ü selamlar mutlaka O’na ulaş(tırıl)ır. Dualar, salât ü selamlar arasında kabule daha da karîn olurlar. Salât ü Selam, rahmet-i Rahman’a mazhariyetin ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’e yakınlığın en başta gelen vesilelerinden biridir. Mübarek ismi zikredildiğinde salât ü selam getirmemek de en büyük cimriliktir.

[i] Ahzâb, 33/56.

[ii] Tirmizi, Vitr 20.

[iii] Müsned, 4: 29.

[iv] Tirmizi, Vitr 21.

[v] Büstânü’l-Vâizîn ve Riyazu’s-Sâmiîn, s. 295.