Kur’ân-ı Kerim’de değişik vesilelerle bazı hâdiseler veya varlıklar nazara verilerek bunların üzerine yemin edilir. Allah (celle celâluhu) Kur’ân’da 95. sȗre olarak zikredilen Tîn Sȗresinin ilk üç ayetinde, “İncir ve zeytin hakkı için! Sîna Dağı hakkı için! Bu emin belde hakkı için ki…” diye başlayarak, insanı en güzel şekilde yarattığından, sonra iman edip güzel işler yapanlar dışındakileri, aşağıların aşağısı bir duruma attığından bahsedip en sonunda da “Hesap gününü nasıl yalanlayabiliyorsunuz? Allah hâkimlerin hâkimi değil mi?” diye sorarak sȗreyi bitirmektedir.

Yüceler Yücesi bir makamdan gelen bir beyanda, dünya ve âhiret hayatına ait yüzlerce halledilmesi gereken mevzu varken, “Böyle mukaddes bir Kitap’ta, incir ve zeytin gibi iki meyvenin zikredilmesinin hikmeti ne olabilir ki?” şeklinde sorular gelebilir. Üstelik sıradan meyveler gibi sayılmayıp bir de Allah (celle celâluhu) tarafından üzerine yemin edilmektedir. Normal olarak kâinat kitabını hallaç gibi atması gereken bilim insanlarının bunun üzerinde durması gerekmez mi? Ayrıca Peygamber Efendimiz’in de (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Zeytin yağını yiyiniz ve onunla yağlanınız. Zira o, mübarek ve kıymetli bir ağaçtan yetişmektedir” şeklindeki hâdis-i şerifiyle zeytin üzerinde bir vurgu yapmaktadır. Enteresan olan bir husus, yukarıdaki âyetle beraber zeytinle alâkalı olarak Kur’ân-ı Kerim’de yedi ayetin mevcut oluşudur. En’âm Sûresinin 99 ve 141, Nahl Sȗresinin 11, Mü’minûn Sȗresinin 20, Nur Sȗresinin 35 ve Abese Sȗresinin 29. âyetlerinde, zeytin bitkisinden bir nimet olarak bahsedilmektedir.

Zeytin, hakkında en fazla araştırma yapılan bitkilerden birisidir. Son 40 yıl içinde yapılan laboratuvar araştırmalarıyla bu bitkinin yaprağından meyvesine ve yağına kadar her kısmıyla tam bir şifa kaynağı ve mucizevî özelliklere sahip olduğu gösterilmiştir.