İnsan çok kompleks bir varlık olup beden, nefis, ruh, kalb ve latifeler gibi maddî ve manevî donanımlara sahiptir. Bütün kâinat bu müstesna varlığın hayatının devam etmesi için istihdam edilmektedir. İnsan, mahiyetinde meknuz olan bu değeri idrak ettiği ölçüde hem kendine hem de topluma katkıda bulunacaktır. Aslında insan, ağacı içinde barındıran bir çekirdek gibidir. Çekirdeğin inkişaf etmesiyle muhtelif güzellikler yeryüzünde zahir olur. İnsanın mahiyetindeki bu zenginlikleri fark etmesiyle hem insan hem de çevresi huzur ve mutluluğa kavuşur. Bu açıdan insanın Allah tarafından kendisine bahşedilen çevreyi bir nimet olarak görmesi, çevreye karşı sorumluluk duygusunu ihmal etmeyip bütün varlığa muhabbet nazarıyla bakabilmesi, onun mahiyetindeki bu güzellikleri keşfetmesine bağlıdır.

 Çevre Bir Nimettir

Bu husus şu âyette haber verilmektedir: “Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş” (Lokman, 31/20). Başka bir âyet ise şu şekildedir: “Hem geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlar da O’nun emriyle size râm edilmiştir. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice ibretler var! Yeryüzünde türlü türlü renklerle, her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var! Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var.” (Nahl, 16/12–13).

Çevre insana çok farklı menfaatler sağlaması yönüyle kadri büyük bir nimettir. İnsana düşen vazife ise, çevreyi kirletmemek, temiz tutmak ve kaynakları israf etmemektir.

 Çevre Allah’ın Âyetlerini Yansıtır

Çevre, insana maddî katkılarda bulunduğu gibi, manevî konularda dersler vererek insanın kemâline katkılar sunan İlahîbir âyet, bir işarettir. Marifet peşinde koşan bir kimse için çevre, çok büyük deliller ihtiva eder. Nitekim âyet-i kerime şu şekildedir: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara, 2/164). Buna göre insan, çevreyi tevhit dersi adına bir mektep gibi telakki etmelidir. Çevre, insanın varoluşuyla alakalı sorularına cevaplar bulabilmesi için geniş ve derin bir tefekkür sahasıdır.