Bir çocuğa, bir çiçeğe, bir hayvana sevgi duymayan, merhameti olmayan, insanlıktan nasibini alamamışlara, vicdan yoksunlarına içim çığlık çığlık bugün…

Ne çabuk unutuyorsunuz bir zamanlar çocuk olduğunuzu. Bir ananın, bir babanın canı, cananı olduğunuzu?

Sizin de özlemleriniz, hayalleriniz vardı. Uçurtmalar yapıp ta göğün en yükseklerine çıkan, kuşların kanatlarına değen hayalleriniz…

Ne çabuk unuttunuz düştüğünüzde elinizin değil de anne babanızın yüreğinin kanadığını…

Sofra başında şen kahkahalarla yediğiniz yemeklerinizi… Attığınız ilk adımları… Okula gittiğiniz ilk günü, ilk okuduğunuz kitabı, ilk şiiri ne çabuk unuttunuz? Gök gürlediğinde çarpan çocuk kalbinizi, korkudan tüm gücünüzle “anne-baba” deyişinizi… Ayakkabı bağcığındaki çaresizliğinizde de yanı başınızda olan anne-babanızı… Ne çabuk unuttunuz? Hastalandığınız, sabahlara kadar sayıkladığınızda; biliyordunuz, kim vardı yanı başınızda? Sirkeli sularla, şuruplarla çıkan ateşinizi düşüren…

Elinizden tutup kırlarda, bahçelerde koştururken, top oynarken, saklambaçta hep size sobelenen anne-babanız vardı yanınızda.

Ama siz tüm bunları bugünlerde unuttunuz. Sanki hiç çocuk olmamış gibi… “Vicdanınız” ve çocuklarınız olmamış gibi…

Bir sabiyi ve onlarcasını hasret bıraktınız ana-babalarına. Kimini soğuk sulara, kimini kara topraklara gömdünüz, hiç çocuk olmamış gibi… Ama hepsinin hasretle göçüp gitmesine sebep oldunuz, derin bir ah ile… Çok gördünüz avuç içi kadar mutlulukları bu çocuklara, ana-babalarına. Artık yakanıza yapışan eller çoğaldı. Süzülen damla damla yaşları görmezden geldiniz; yok saydınız hayallerini, kuşları, uçurtmaları, balonları, şekerlemeleri… Kendi vicdanlarınızın karartısıydı verdiğiniz her karar.

Tam da bu sebeptendi yakanıza yapışan ellerin çokluğu. Kırk kalıp sabunla yıkansanız da çıkmayan kirlerinizdi… Büyüyüp kirlenmişsiniz, her hâlinizle hâlâ görmezden geldiğiniz onca çığlık çığlığa uyarıları. Vicdanlarınızın katran bağlaması başka ne ile açıklanabilirdi?

Sizler görevinizi yaptınız! Küçücük bedenler kuş olup kanatlanıp uçarken en güzele…

Unuttunuz! Senin evladın gibi onların da bir ana-bananın göz aydınlığı sırrı olduğunu…

Şimdi “Batsın yere vicdanınız!” Eğer hâlâ var diyebiliyorsanız…