Hasta, annesiyle gelmişti; 16–17 yaşlarındaydı. Annesi oldukça endişeli görünüyordu. 9–10 yaşından beri düzensiz aralıklarla ateş ve karın ağrısı atakları ortaya çıkıyordu. Ağrı kıvrandıracak şekilde şiddetli oluyor ve ateş 39 0C, hatta 40 0C’ye çıkıyordu. Ataklar iki üç gün sürüp geriliyordu. Bazı ataklara eklem ağrıları da eşlik edebiliyordu. Hasta, ağrı dönemi bitince bir sonraki atağa kadar hiçbir şikâyeti olmadan normal hayatına devam ediyordu. Bu şikâyetlerle defalarca acil servise başvurmuş, ağrı kesiciler kullanmış, ancak fayda görmemişti. Yaklaşık üç yıl önce yine karın ağrısı ve ateş şikâyetiyle acile başvurmuş, apandisit teşhisi ile ameliyat bile olmuştu. Daha sonra doktorlar geçirdiği ameliyatın gereksiz yere yapıldığını söylemişlerdi.

Mikropsuz Ateş

Yukarıda bahsedilen hastalık, genellikle Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde sık görüldüğü için “Ailevî Akdeniz ateşi” olarak adlandırılmıştır. Tarihte bu hastalık “periyodik serözit” ve “Ermeni ateşi” gibi isimlerle de anılmıştır.[1] Ailevî Akdeniz ateşi ilgi çekici bir hastalıktır. Bu hastalarda bazı ortak genetik özellikler mevcuttur. Dünyadaki hastaların önemli bir kısmı Türkiye’de yaşamakta ve hastalığa %0,1 (binde bir) sıklıkta rastlanmaktadır.[2] Türkiye’de Akdeniz’e kıyı şehirlere nispeten Tokat ve Sivas gibi Orta Anadolu şehirlerinde daha sık görülmektedir. Türkiye dışında yaşayan Türklerde ağrı ataklarının daha hafif seyretmesi, atakların sıklığını ve şiddetini belirlemede çevreye ait faktörlerin de ne kadar önemli olduğunu akla getirmektedir. Türkler dışında Ermeni ve Yahudilerde de hastalık sık görülmektedir.

Tekrarlayıcı, iki üç gün süren ateş, karın ve eklem ağrısı; hastalığın en önemli belirtileridir. Bu belirtiler genellikle hastaların %90’ında 20 yaşın altında başlar. Hastaların büyük kısmı atak döneminde acil servislere karın ağrısı ile başvurmakta ve bazen yanlışlıkla apandisit ameliyatı bile olabilmektedirler. Aslında atak sırasında vücutta ciddi bir iltihabî reaksiyon oluşmakta, bu da apandisit rahatsızlığı gibi gözükerek doktorları yanıltmaktadır. Uzun süre devam eden ataklar tedavi edilmezse kandaki seviyesi artan bazı maddeler, böbreklerde birikerek böbrek yetersizliğine sebep olabilmektedir. Bu aşamaları geçiren bir Akdeniz ateşi hastası maalesef bir süre sonra böbrek yetmezliği tedavisine ihtiyaç duyar hale gelebilir. Akdeniz ateşi hastalığı, Türkiye’deki böbrek yetersizliklerinin hâlâ mühim bir sebebidir.

Genlerde Küçük Bir Değişlik

Sebepler açısından hastalığın ortaya çıkış mekanizması, ilgi çekici unsurlar barındırır. Vücut sistemimizin yapı ve işleyişine ait 25.000 kadar genden sadece bir tanesinin geçirdiği bir mutasyonla tetiklenen hastalık, çekinik (resesif) durumdaki bu genin doğacak yavruya aktarılması ile geçmektedir. Aslında genin çekinik olması da ayrı bir rahmet eseridir, çünkü bir kişinin hasta olması için hem anne hem de babadan taşıyıcı gen alması gerekmektedir. Sadece anne veya babadan bir tanesi bu hastalıklı geni taşıyorsa, yavru hasta olmaz, zaten taşıyıcı olan anne baba da hastalık belirtisi göstermez.

Sivas ve Tokat yörelerinde yapılan çalışmalarda hastalığı taşıyıcılık nispeti 1:3 ve 1:10 gibi yüksek seviyelerdedir.[3] Birbirinden bağımsız iki ayrı çalışmada, hastalığın genetik mekanizmasının kaynağının, vücudun iltihabî cevabını kontrol eden MEFV genindeki mutasyon olduğu gösterilmiştir.[4] Bu çalışmalara göre Akdeniz ateşi hastalarının 16. kromozomda yer alan 781 amino asitlik genin sadece bir diziliş sırasında değişiklik olmakta ve bunun sonucunda akyuvarlarda (nötrofil, eozinofil ve monosit) üretilen bir gen olan Pyrin, protein yapısında olup ciddi iltihap ataklarını tetiklemektedir. En sık görülen mutasyonlardan birisi 694. sıradaki valin amino asidi yerine metyonin amino asidinin gelmesi ile ortaya çıkmaktadır. Şimdiye kadar Akdeniz ateşi hastalığına sebep olan 300 farklı mutasyon çeşidi tespit edilmiştir.

Mutasyon sonucunda gelişen Akdeniz ateşi hastalığında bu iltihabî cevabı kontrol eden proteinin fonksiyonu artmaktadır. Normal şartlarda mikroplara karşı koruyucu bir mekanizma olarak gelişmesi gereken immün sistemin iltihabî cevabı, herhangi bir mikrop uyarısı olmadan, bazı stres faktörlerinin tetiklemesiyle şiddetli iltihabî reaksiyona yol açmaktadır. Ağrıların en şiddetli olduğu dönem iltihabî reaksiyonun en şiddetli olduğu döneme denk gelmektedir. Ardından ağrı ve iltihap yatışmakta ve hasta normale dönmektedir.

Hikmetsiz Hiçbir İşleyiş Yoktur

Bu genetik mutasyon niçin ortaya çıktı, ilahî hikmeti nedir? Araştırmalarda bu mutasyonları taşıyanların, veba hastalığına karşı dirençli oldukları bildirilmiştir.[5] Siz hasta olmayıp sadece taşıyıcı olsanız bile vebaya karşı bağışıklık sisteminizin cevabı, bu mutasyon sayesinde güçlü hale gelmektedir. Çiçek hastalığı konusunda da benzer teoriler mevcuttur. Tarihte Orta Doğuda görülen büyük salgınlara ve etkili bir tedavisinin olmamasına rağmen, insanlığın tamamen yok olmaması ve mutasyonun Orta Doğu milletlerinde sık görülmesi ilgi çekicidir. Mutasyonların 3500 ile 18000 yıl öncesine dayandığı tahmin edilmektedir.[6]

Ailevî Akdeniz ateşi hastalığı ile alâkalı mutasyonlar Cenab-ı Hakk’ın büyük salgınlara karşı, insanlığın devamını temin etmek için, bazı kişilerin bünyesine yerleştirdiği bir çeşit koruyucu mekanizma olabilir. Korona virüsünün ciddi bir tehdit oluşturduğu günümüzde, bu tür mutasyonların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Benzer şekilde, siyah ırkta görülen orak hücreli anemi hastalığındaki söz konusu gen mutasyonun da sıtma hastalığına karşı koruyucu fonksiyon gösterdiğini biliyoruz. Evrimci bakışa sahip kişiler ise bunun kendiliğinden, tesadüfen gelişen bir koruyucu mekanizma olduğunu ileri sürmektedir. Bediüzzaman Hazretlerinin de dikkat çektiği gibi, olaylara bakış açımız, onları yorumlama şeklimizi de değiştirmektedir. Bir mutasyon kişiyi belli bir hastalığa yatkın hâle getirirken, daha kötü neticeleri olan başka bir hastalıktan koruyabilmektedir. Çok ender görülen bir alerjisi olan bir insan, başkalarının maruz kaldığı bir hastalıktan muaf kılınabilmektedir.

Zehirden Şifa

Hastalığın tedavisi de hayret vericidir. 1972 yılında iki farklı çalışma grubu, Goldfinger, Özkan ve arkadaşları, Kolşisin isimli ilacın tedavide tesirli olduğunu göstermişler.[7],[8] Düzenli Kolşisin kullanan hastaların %70–75’inde ataklar ortadan kalkmakta, %20’inde ise belirgin şekilde azalmaktadır. Sadece %5–10’luk bir hasta grubu, Kolşisin tedavisine direnç göstermektedir. Düzenli Kolşisin kullanımı ile böbrek yetersizliği gibi bazı komplikasyonlar hemen hemen görülmemektedir. Kolşisin aslında zehir mahiyetinde, çok eskiden beri kullanılan bir ilaç olup sonbaharda açan Colchium autumnale isimli çiğdemden elde edilir. Eski çağlarda Doğu Karadeniz sahillerinde bulunan Kolkhis (Colchis) veya Kolhida ülkesinden ismini alır ve 3000 yıl önceki Mısır kitabelerinde de adına rastlanır. Bizanslı hekimler tarafından gut hastalığının tedavisinde kullanılmıştır. Eski kavimler bu çiçeği düşmanlarını zehirlemek için kullanmışlardır.[9]Kolşisin ilacı günümüzde Akdeniz ateşi dışında gut, Behçet hastalığı, Peyroni hastalığı ve bazı kalp hastalıklarının tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Genlerin Vazifesini Anlamak

Bazı kişiler, dünyada çok az kişide bulunan bir hastalık için araştırma yapıp bu kadar para harcanmasını sorgulayabilir. Ancak bu tür araştırmalar sonucu keşfedilen veriler, başka birçok hastalığın oluşum mekanizmasının anlaşılmasına ciddi katkı sağlamıştır.[10] Cenab-ı Hak bazı kişilerin genom şifresinde bir değişiklik yaratmakta, bunun neticesinde ortaya çıkan biyokimyevî ve fizyolojik problem, iptal olan bu genin fonksiyonları konusunda araştırmacılara ipuçları vermektedir. Bu durum aslında laboratuvarlarda da kullanılan bir yöntemdir. Bir gen veya proteinin vazifesini anlamak istiyorsanız, bazı hayvanlarda o geni ortadan kaldırarak sonuçları gözlemleyebilirsiniz. Ailevî Akdeniz ateşi hastalığı hakkında yapılan çalışmalar, tıpta yeni bir hastalık grubunun tanımlanmasını sağlamıştır. Bu hastalık grubunda, “otoinflamatuar hastalıklar” yani iltihabın dışarıdan bir mikrop olmadan geliştiği ve çoğu zaman genetik faktörler sebebiyle ortaya çıkan hastalıklar yer alır. Bu grupta başka nadir hastalıklar tanımlanmış ve teşhis konulamayan binlerce hastanın dertlerine deva bulma imkânı sağlanmıştır.

İnsan Denilen Meçhul

Genler ve insan metabolizması arasındaki ilişki, çok kompleks ve hikmetlidir. Cenab-ı Hak, bir genin dizilişinde, sadece bir amino asit sırasının değişmesinin bile ciddi sonuçlara yol açacağını, hastalıklar vesilesiyle bize göstermektedir. Dolayısıyla insanlığın devamı için bu tür mutasyonların ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Rabbimiz tabiatta bu ve benzeri her hastalık için devayı da yarattığını bildirmektedir. İnsanoğlu gerekli araştırmaları yaparsa, her hastalığın tedavisinin mümkün olduğu görülecektir.

Dipnotlar

[1] Ben-Chetrit E, Beil M. Familial Mediterranean fever in the world. Arthritis Rheum, 2009;61:1447–53.

[2] Özen S ve ark. Prevalence of juvenile chronic arthritis and familial Mediterranean fever in Turkey: a field study. J Rheumatol, 1998;25:2445–9.

[3] Kısacık B ve ark. Increased frequency of familial Mediterranean fever in northern Turkey: a population-based study. Rheumatol Int, 2009;29:1307-9.

[4] French FMFC. A candidate gene for familial Mediterranean fever. Nat Genet, 1997;17:25–31.

[5] Schnappauf Ove ark. The pyrin inflammasome in health and disease. Front Immunol, 2019;10:1745.

[6] Jalkh N ve ark. Familial Mediterranean fever in Lebanon: founder effects for different MEFV mutations. Ann Hum Genet, 2008;72:41–7.

[7] Özkan E ve ark. A new approach to the treatment of periodic fever. Med Bull Istanbul, 1972;44–49.

[8] Goldfinger SE. Colchicine for familial Mediterranean fever. N Engl J Med, 1972;287:1302.

[9] Hartung EF. History of theuse of colchicum and related medicaments in Gout. Ann Rheum Dis, 1954.

[10] Drenth JPH, van der Meer JWM. The inflammasome–A linebacker of innate defense. N Engl J Med, 2006;355:730–2.

 

 

 

 

 

 

Çiğdem bitkisi ve kök kısmı. Kök kısmından elde edilen Kolşisin isimli zehir, gerektiğinde birçok otoimmün hastalıkta, iltihabî reaksiyonları dindirmede çok iyi neticeler vermektedir.