“Gurbet (ya da sürgün) bir kişiyle memleketi arasına, bir insanın özüyle gerçek yuvası arasına zorla kazılmış onulmaz bir yarıktır.” diyor Edward Said.[i] Bu öyle bir yarıktır ki maruz kalınan haksızlığın acısı zamanla azalmaz, aksine artar. Amerikalı yazar Lesley Hazleton, gurbeti anlatırken “Gurbette belki yeni bir hayat başlar, ama anavatan olarak anılan hep geride bırakılan topraklardır.” diyor:

“Gurbete düşmüş birçokları hayallerinde süsledikleri geleceğe dair ümitlerini hep anavatanlarında yeşertip durur. Gurbetteki Kutsal Kitap yazarlarının kadim Filistin’i süt ve bal cennetiymiş gibi tasvir etmelerinde olduğu gibi, gurbet gerçekte sadece dikenliklerin yetişebileceği kayalık bir araziden ibaret bile olsa anavatanı bir cennet gibi anlattırır insana. Vatanın cennet gibi olduğuna inandırır gurbet, cennetle uzaktan yakından alakası olmasa da. Kutsal Kitap yazarlarının gurbette aidiyet hisleri daha da güçlenmiştir. Hatta ikinci ve üçüncü yüzyıl hahamları Kudüs’teki Mabed’i zihinlerinde öylesine bir sevgiyle tasavvur ediyorlardı ki bu tasavvur Romalıların yıktığı gerçek Mabed’e göre çok daha mükemmeldi.”[ii]

Yukarıdaki değerlendirmeleri, şimdi gurbette olan birçok Hizmet gönüllüsü ile hicranla geride bırakmak zorunda kaldıkları müesseseler arasında yapmak mümkün. Kâinatın Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) bile hicretinde Mekke’ye son bir kez dönüp bakmış, “Seni o kadar çok seviyorum ki eğer beni çıkarmasalardı –vallahi– senden ayrılmazdım!”[iii] demişti ki –Kâbe’yle ruh ikizliği hakikati mahfuz– bütün bu ayrılıkların vicdanlarda tedavisi mümkün olmayan birer yara açtığı bir gerçektir.

Şimdi bulunduğumuz yerden memleketimize dönüp baktığımızda el konulan, gasp edilen ya da yıkılan Hizmet müesseseleri de vicdanlarımızda birer kor gibi yanıyor. Geçmişte önce Babillilerin, daha sonra Romalıların Beytü’l-Makdis’e, Moğolların da bütün bir İslam coğrafyasına yaptıkları gibi, günümüzde de demokrasi ve insan haklarını hiçe sayan bir rejim tarafından kapatılan ve peşkeş çekilen Hizmet müesseseleri, yukarıdaki misalde olduğu gibi, sadece tasavvurlarda yeniden inşa ettiğimiz hayal ürünü birer bina değildi; her birisi benzerine az rastlanır birer pırlantaydı. Gurbet hissinin bu yazılanlara katkısı muhakkak vardır, ancak gerçekten de gözle görünür, elle tutulur bir fark ortaya koyan, nev’i şahsına münhasır kurumlardı Hizmet müesseseleri…

[i] Edward Said, “Exile is the unhealable rift”, Reflections on Exile and Other Essays. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2002.

[ii] Lesley Hazleton, The First Muslim: The Story of Muhammad, New York: Riverhead Books, 2013, s. 130.

[iii] Tirmizî, menâkıb 68; İbn Mâce, menâsik 103; Ahmed ibn Hanbel, el-Müsned 4/305.

Paylaş
Önceki İçerikAltın Yağmur Kuşu
Sonraki İçerikDepresyon