Bir gün Afrika yerlileri, topraktan ev yapmaya çalışırken harikulade bir hadiseyle karşılaşırlar. Kupkuru toprağı kazarken oval şekilli, koza gibi yapılar görürler. Kozaları elleriyle yavaşça parçalayıp açtıklarında, içlerinden uzun ve kıvrılmış halde duran canlı balıklar çıkar. Bölgeyi kazmaya devam ederler ve aynı şekilde yüzlerce balığın gömülü olduğunu keşfederler.

Kuru toprakta ördüğü çamurdan bir koza içinde kendisine hayat lütfedilen bu balık, “akciğerli balık” olarak adlandırılır. Harika hususiyetlerle donatılmış olan akciğerli balıkların, çok ağır ve kurak şartlarda, kozayı andıran çukurlarda dört yıldan fazla yaşayabildiği tespit edilmiştir. Bu hayret verici hadisenin sırrı, hususi mekanizmalar ihtiva eden solunum sisteminde saklıdır.

Akciğerler karada yaşayan omurgalı hayvanlara ait solunum organıyken, suda yaşayan balıklara ise solungaç olarak bildiğimiz solunum organları ihsan edilmiştir. Ancak Kudreti Sonsuz Rabbimiz her zaman istisnalar yaparak, hiçbir canlı grubunu kesin bir kalıpta yaratmamış, bizi şaşırtacak yaratılış zenginliklerini göstermiştir.

Günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avustralya’da yaşayan altı akciğerli balık türü bilinmektedir. Oldukça uzun ve silindirik vücut yapısı ile dikkat çeken balık, yılan balığını hatırlatır. Yapılan incelemelerde; Avustralya ve Güney Amerika’daki örneklerinin 1,25 metre uzunluğa ulaştığı görülürken, Afrika’daki akciğerli balıkların iki metre kadar olduğu tespit edilmiştir. Hususuyla Afrika balıkları; bulunan fosillerine göre, yaklaşık 400 milyon yıldır yaşadıkları ortaya çıktığından, “yaşayan fosiller” olarak isimlendirilmiştir. Aslında bu tabir evrim teorisinin bir açmazıdır. Çünkü evrime göre bunların tarihe karışması ve başka bir türe evrimleşmesi gerekirken, hâlen yaşamalarını izah edemediklerinden “fosil” ile “yaşayan” tabirini beraber kullanmak mecburiyetinde kalmaktadırlar.

Bütün mahlûkatını sonsuz bir ilim, kudret, irade ve hikmetle yaratan Rabbimizin, bu canlıyı da tam ihtiyaçlarına uygun şekilde yaratıp donattığı tespit edilmiştir. Araştırmacıların bulgularına göre, akciğerli balığın sırt yüzgeçleri yoktur. Göğüs ve karın yüzgeçleri ise zeminde sürünerek ilerlemesini kolaylaştıracak hususiyetlerde yaratılmıştır. Yüzgeçlerin uzun, yapışkanlı ve oldukça hareketli olduğu söylenebilir. Yüzgeçlerin uçları, çok hassas dokunma hissine sahiptir. Bununla birlikte canlının koku ve tat alıcı hücreleri, basınç ve türbülans tespiti yapan yanal çizgileri, çok hassas yaratılmıştır. Bu yapılar, zayıf olan görme duyusunu destekleyen duyular olarak vazife yapmaktadır. Bunun yanında canlının burnu üzerindeki bölgede de elektro reseptörler (alıcılar) bulunmaktadır. Balık, bütün bu teçhizatı vesilesiyle çevresini kolaylıkla algılayıp hayatını sürdürebilmektedir.

Akciğerli balıklar, hem solungaç, hem de akciğer solunumu yaparlar. Bu sebeple “çift solunumlu” anlamına gelen Dipnoi ismiyle de anılırlar. Yâni solungaçlarının yanında, bir veya iki tane akciğeri de vardır. Bunlar aslında tam olarak akciğer sayılmaz; kılcal damarlarla çevrelenmiş hava keseleridir ve canlının ihtiyacı olduğu zaman akciğer vazifesi görürler. Hususiyetle de yaşadıkları ortamın suyu kuruduğu zaman devreye girerler. Bazen uzun yıllar süren kuraklık sürecini, balçığa gömülerek kendilerine sonsuz rahmetin ikram ettiği bu hava keseleri vesilesi ile atlatırlar.

Kurak mevsimde sular çekilmeye başlayınca, akciğerli balıkların her biri, önce yaşadığı balçık içinde kendine bir tünel kazar ve içine yerleşir. Tünelin üst kısmında, hava giriş çıkışını sağlayan gözenekli bir kapak bulunur. Balık ihtiyaç duyduğu oksijeni yuvanın üstündeki bu gözeneklerden alır. İçinde bulunduğu tünelde, kendisine çamurdan bir koza örer. Kozanın içinde hayatını devam ettirirken, bir taraftan da mukuslu bir sıvı salgılar. Böylece derisinin kuruması önlenmiş olur. Bu hazırlıkların ardından, kozasında yaz uykusuna dalar. Bu süre içerisinde, balıkta görülen fizyolojik değişiklikler, metabolizmasının da normal zamanlardakinin 1/60’ına düşmesine sebep olur ve vücut fonksiyonları yavaşlatılır. Balık, yağmurlu mevsimin tekrar başlaması ve suya kavuşmasına kadar bu dönemi bu şekilde geçirir.

Akciğerli balıklar elbette uyku süresinde de enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bunun için, kendi kas dokularının bir kısmını eriterek enerji temin edebilirler. Kas dokusunun besin olarak harcanması neticesinde, bir mevsimde yaklaşık 3 santimlik boy kaybederken çok uzun süreli kuraklık dönemlerinde ise ağırlıklarının neredeyse yarısını yitirirler.

Akciğer Balıklarının Solunum Mekanizması

Yüce Rahman, sualtı dünyası sakinlerinin çoğunun solunumu için solungaçlar yaratmıştır. Çok işlevli kılınan solungaçlar, suda çözünmüş oksijenin kana alınıp kandaki karbondioksitin atılmasını sağlayacak yapıda ve gaz değişimi, osmoregülasyon, asit baz ayarlanması, azotlu atıkların atılması gibi birçok hadisede vazifelidir.

Akciğerli balıklar ise hem suda hem de karada yaşayabileceği şekilde, son derece gelişmiş hususi bir solunum mekanizması ile donatmıştır. Bunun yanında hava soluyabilen bazı balık türleri basit yapılı gaz keseleri kullanarak soluma yaparken, akciğerli balıklardaki sistem daha komplekstir.

Akciğer vazifesi gören nefes alma organlarında bir ana kanal vardır ve bunun çevresinde, dağıldıkça çoğalan fakat boyutları küçülen çok sayıda odacık bulunur. Odacıkların çoğunda havalandırma kanalı ile bağlanan merkezî bir boşluk vardır. Yapıların iç yüzeyleri ise, ince kan damarları ile beslenen çok sayıda petek benzeri hava keseciğiyle kaplıdır. Gaz değişimi bu küçük keseciklerde gerçekleşir ve bu sayede, gaz değişimi sağlanan yüzey alanı maksimuma yükseltilmiş olur. Bunun yanında bu balıklarda, kara omurgalılarında olduğu gibi, ayrı bir akciğer vazifesine uygun iş gören hava kesesine ait bir dolaşım da mevcuttur.

Bir balıkta normalde sadece solungaçlarda oksijenli kan bulunur. Dipnoi grubu balıklarda ayrıca dolaşım sistemine bağlanan hava kesesinin iç yüzeyini döşeyen çok ince zar da gaz alış verişine uygun yapıda olduğundan, akciğer gibi vazife yaparak solunuma yardımcı olur.

Akciğerli balıklar sualtında yaşarken de nefes almak için zaman zaman yukarı çıkar ve başlarını burnun ucu su yüzeyine temas edecek şekilde konumlandırırlar. Bu sırada ağızlarını açar ve suyun hemen üstünden hava çekerler. Bu işlem sırasında, genellikle karakteristik bir ses çıkarırlar. Avustralya’daki akciğerli balıklar, diğerlerinden biraz farklıdır. Bu balıkların burun açıklıklarından hava soluduğu, bu esnada ağızlarının kapalı olduğu kaydedilmiştir. Ayrıca buradaki balıklar daha kısa süreli periyotlarda hava solur. Bu yüzden akciğerleri sadece fıtrî ortamlarındaki yüksek aktivasyon periyotlarında kullanılır. Bu yüzden solungaçları çok güçlüdür ve tek akciğerli yaratılmışlardır. Afrika ve Güney Amerikaakciğerli balıklarında ise, daha çok kullanıldığından akciğerler çifttir ama solungaçlar çok daha küçüktür.

Yarattığı her bir mahlûkun, en gizli ihtiyacını, en küçük duasını duyan ve bilen Rabbimiz, akciğerli balıklara da yaşadıkları ortamdaki ihtiyaçlarına göre hususi solunum sistemleri bahşetmiş, akciğer ve solungaç yapılarını farklı yaratmıştır. Suyla daha çok muhatap olan türlerde solungaçları daha güçlü kılarken, karada veya havada uzun süre solunum yapması gereken türlere akciğerleri daha fazla ikram etmiştir.

Rahim Rabbimiz her zaman hususî ikramlarda bulunur. Bahtiyar odur ki “Hâlık-ı semâvât ve arzdan başka hangi sebep var ki en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi bilecek?” diyebilsin ve O’nun (celle celâluhu) umumî ihsanları içindeki hususî lütuflarını fark edebilsin.

osmoregülasyon: Bir canlıdaki su dengesini temin etmek için o canlının sıvılarının osmotik basıncının aktif olarak düzenlenmesi.

Kaynaklar

Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 5.

Olga Carvalho, Carlos Gonçalves, Comparative Physiology of the Respiratory System in the Animal Kingdom, The Open Biology Journal, 2011, 4, 35–46.

en.wikipedia.org/wiki/Lungfish

www.britannica.com/animal/lungfish

www.nationalgeographic.org/media/west-african-lungfish

Paylaş
Önceki İçerikSıdk
Sonraki İçerikİslam ve İnsan Hakları