Bir eğitim fuarı için Tayland’a gitmiştik. Bu ülkede, en bilinenleri ananas ve mango olan, hayatımda ilk defa gördüğüm yaklaşık 20 çeşit meyveyi tanıdım ve birçoğunun da tadına baktım. Her birinin farklı rengi, şekli, kokusu ve tadı vardı.

Seyahatten sonra aklıma geldi: Hayatımız boyunca hiç gitmeyeceğimiz yerlerde hiçbir zaman görmeyeceğimiz, tatmayacağımız ve koklamayacağımız bitkiler var, fakat dilimiz hepsinin tadını algılayabilecek hususiyette, burnumuz kokusunu alabilecek özellikte yaratılmış.

Rabbimizin Kendisini tanıtmak ve sevdirmek için bize ihsan ettiği sayısız nimetlerden birisi de portakaldır. Kışları çok ihtiyacımız olan, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda vücut direncini artıran, C vitamini deposu, rengiyle ve kokusuyla insanları cezbeden, aynı zamanda su ve birçok mineral içeren portakalın 600’den fazla çeşidi vardır. Portakal, A vitamini ve tiamin gibi daha birçok faydalı mineral ve vitamini de ihtiva eder.[1]

Görme

Yememiz için ilk önce görmemiz ve gözümüze hoş gelmesi lazım, değil mi? Görüntüsünden tiksindiğimiz şeyleri yemek istemeyiz. Yüce Rabbimiz harika sanatlarla donattığı Kitab-ı Kebir-i Kâinatı temaşa edebilmemiz, isim ve sıfatlarını tanıyabilmemiz için hayata açılan penceremiz olan gözümüzü ihsan etmiş.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuya şöyle dikkat çeker: “Belki Rezzâk-ı Rahîm, onlara daha geniş rızık vermek için göz ve kulak, kalb ve hayal ve akıl gibi o lâtifelerin her birisini hazine-i rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış. Meselâ göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemâl gibi kıymettar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misillü ötekiler dahi, her biri birer âlemin anahtarı olur, iman ile istifade eder.”[2]
Meyveler, sebzeler, hatta tavuğa yaptırılan yumurtadan arılara ürettirilen bala kadar her şey kendine özgü, korunaklı bir armağan paketi içinde, latif bir şekilde, göz zevkimize uygun vaziyette var edilir.

İştah

İştahımız olmalı ki yeme hissi uyansın. Bu istek, fıtratımıza kodlanmış bir özelliktir. Rabbimiz bize gıda olan şeyler için iştah ihsan ederken bazı şeyler için de tiksinme hissi vermiştir.

“Rızka iştiha ve iştiyak, bir nevi şükr-ü fıtrîdir.”[3] Rabbimiz tarafından ikram edilen rızıkların iştahla yenmesi bir nevi şükürdür, zira insan beğendiği, sevdiği, takdir ettiği bir şeye iştah duyar.

İştahımız olmazsa yiyecekler ne kadar güzel ve lezzetli de olsa yemek istemeyiz. Hasta olduğumuz zaman, en çok sevdiğimiz şeyleri bile canımız çekmez. Diğer meyve ve sebzeler gibi portakal da gördüğümüz zaman iştahımızı uyandıracak şekil ve güzellikte yaratılmıştır. Rabbimiz, canlılar âleminde rızkı şuunatının merkezine yerleştirmiş, iştah hissiyle de rızka yöneltmiştir. Kulluğa yakışan mukabele ise zikir, fikir ve şükürdür.

Dokunma

Portakalı elimize alabilmek için irade göstermemiz yeterli. Fakat vücudumuzda meydana gelen işlemlerin çoğu irademiz haricinde gerçekleşmektedir. Parmaklarımızdaki boğumlar, elimizin büyüklüğü, kolumuzun tasarımı; ihtiyaçlarımıza en uygun şekildedir.

Kemiklerimizi sarmalayan kasların sinir hücreleri vasıtasıyla gelen elektrik sinyaliyle hareket ederek el ve parmak eklemlerimizi oynatmamız sıradan bir iş gibi gözükür, fakat bütün bunların nasıl gerçekleştiğini düşünürsek hiç de adiyattan olmadığını anlarız:

“Evet, görüyoruz ki; meselâ bir sineğin, bir insanın âzâları ve cihazatı, hattâ cesedinin hüceyratı ve kanındaki kırmızı ve beyaz kürecikleri o derece hassas bir mîzan ve ince bir ölçüyle yerleştirilmiş ve o derece birbirine münasip ve uygun ve cesedin sair âzâlarında öyle muntazam bir tenasüp var ki nihayetsiz bir ilme mâlik olmayan, o vaziyeti onlara vermesi hiçbir cihette imkânı yok.”[4]

Koklama

Bir Hadis-i Şerifte, “Kur’ân okuyan müminin misali portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur.”[5] buyurulur.

Üstat Hazretleri, Rabbimizin nimetlerinden istifade kanallarına şu şekilde dikkat çeker:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın insana verdiği nimetler, ister âfâkî olsun, ister enfüsî olsun, bazı şerait altında insana gelip vusul buluyor. Meselâ, ziya, hava, gıda, savt ve sadâ gibi nimetlerden insanın istifade edebilmesi, ancak göz, kulak, ağız, burun gibi vesaitin açılmasıyla olur. Bu vesait, Allah’ın halk ve icadıyla olur. İnsanın eli, kesb ve ihtiyarında yalnız o vesaiti açmaktır.”[6]

Yaşayabilmemiz için gerekli olan rızkı elde etmek ve yiyebilmek için gerekli olan bu organlarımızın çalışmasında irademizin rolü çok sınırlıdır.

Portakala dikkatli baktığımız zaman, üzerinde iğne ucu büyüklüğünde binlerce delik olan, parlak kabuğu dikkatimizi çekiyor. Portakal dalından koparılsa bile kabuktaki bu gözeneklerden içeri giren havayla uzun süre canlılığını koruyabiliyor.

Kesilirken hoş bir koku yayıyor. Kabuğun arkası sanki içten sıvanmış; beyaz, kalın ve yumuşak bir dokuya sahip. Dış kabuğun hemen altında aralarında boşluklar olan, yuvarlak minik tomurcuklar var. Burası yastık gibi kabuğa esneklik ve dayanıklılık sağlayan bölüm. İç tarafa yöneldiğimizde, birbirine benzeyen, estetik bir şekilde yerleştirilmiş dilimler var. Sağlam bir zarla kaplı olan dilimler yine yumuşak lifli beyaz bir maddeyle sarmalanmış. Dilimlerin içinde yüzlerce parlak, şişkin, minik baloncuk var. Minyatür üzüm taneleri şeklinde düzenli bir şekilde yerleştirilmiş olan bu minik torbacıkların her biri de zarla kaplanmış. Neden bu kadar korunaklıdır bu tulumbacıklar acaba? Çünkü ancak bu keseciklerin patlamasıyla açığa çıkan C vitamini içeren meyve suyu, hava ile temas ettikten kısa bir süre sonra özelliğini kaybedip faydasız hâle gelmektedir.

“Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silahı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acib ordu ve ordugâh, şüphesiz bedahetle o hârika kumandanı gösterir, takdirkârane sevdirir.”[7]

Portakala giydirilen kıyafet gibi, bütün bitki, hayvan ve onlara yaptırılan yumurta ve bal misali rızıklar, hususi olarak muhafaza edilerek insanoğluna ikram ve ihsan edilmektedir. Hadsiz nimetler hem estetik hem korunaklı hem de iştahımızı cezbedecek şekilde paketlenerek sunulmaktadır.

Sindirim

“Hadsiz milletlerin hadsiz efradından bir tek ferdin âzâsı, cihazatı, duyguları o derece hassas bir mizanla birbiriyle münasebettar ve muvazenettedir ki, o tenasüp, o muvazene, bedâhet derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi gösteriyor.”[8]

Dişlerin dizilişi, dilin şekli, ağzın yapısı ile yemek borusu, mide ve diğer sindirim organları arasında mükemmel bir âhenk vardır. Dişler, yiyeceklerin ısırılıp öğütülmesi için görevlidir. Dişlerimizin yapısı veya diziliş sırası farklı olsaydı, mesela azı dişlerimizle ön dişlerimiz yer değiştirseydi, ısırma ve çiğneme hadisesi çok zor olacaktı.

Dilimiz gıdaları çevirme ve ezme işlemine yardımcı olmasa veya daha büyük ya da küçük olsaydı yine çok zorlanacaktık. Çenemizin hareketliliği ve tükürüğün fonksiyonu gibi daha birçok hikmetli hususiyeti de unutmamak gerekir.

Portakalın Diğer Bazı Faydaları

Rabbimiz tarafından portakala hikmetle ve keremle yerleştirilen, mükemmel bir antioksidan olan C vitamini, kansere yol açan serbest radikallere engel olur. Portakal, kalb sağlığını destekleyen iyi bir lif ve potasyum kaynağıdır. Potasyum, yüksek tansiyon riskini azaltır. İhtiva ettiği lif, diyabet gelişiminin önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca C vitamini, cilt sağlığının korunmasında önemli bir unsurdur.[9]

Dipnotlar

[1] Folatlar, niasin, pantotenik asit, piridoksin, riboflavin, potasyum, kalsiyum, bakır, demir, magnezyum, manganez, çinko.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 162.

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 412.

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 635.

[5] Buhari, Et’ime, 30.

[6] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nȗriye, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 84.

[7] Bediüzzaman Said Nursi, Asâ-yı Musa, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 20.

[8] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 384.

[9] “What to know about oranges”, www.medicalnewstoday.com/articles/272782.

Paylaş
Önceki İçerikDepresyon
Sonraki İçerikGöç Simurgları