Okyanusların derinliklerinde, toprağın altında, zifirî karanlıkta yaşayan canlılar vardır. Hatta havasız, yani oksijensiz yaşayan mahlûkat mevcuttur, ama yeryüzünde susuz yaşayan canlı yoktur. “Hayatı olan her şeyi sudan yaptık.” (Enbiya, 21/30). “İnsanı bir parça sudan yaratıp da soy ve evlilik bağından oluşan bir sülale haline getiren de O’dur.” (Furkan, 25/54). “Eğer insanlar ve cinler, Allah’ın yolunda dosdoğru yürüselerdi, onlara bol yağmur verir, rızıklarını bollaştırırdık.” (Cin, 72/16) gibi birçok âyette suya dikkat çekilir.

Hidrojen Bağları

Su molekülleri; en “basit” atom olan iki hidrojenin, bir oksijen atomuyla birleştirilmesiyle yaratılır.  Piramide benzeyen bu molekülün tepe noktasına oksijen, tabandaki dört köşeden ikisine hidrojen, ikisine de oksijenin dış halkasındaki elektronlar yerleştirilmiştir. Bu hassas tasarım, bir su molekülündeki oksijenle diğer su molekülünün hidrojeni arasında bir bağ kurulmasını netice verir. Son derece zayıf olan hidrojen bağları, suyun hayatî bir özellikte olmasının sebebidir. Bu atomik bağ sayesinde su molekülleri bir arada bulunur ve suyun kaldırma gücü de İlahî hikmetin takdir ettiği bu özellikten kaynaklanır. Bu zayıf hidrojen bağları vesilesiyle devâsa gemiler batmadan yüzerler. Zira sürekli yıkılıp yapılma özelliği ile bu bağlar, suya cisimleri kaldırma özelliğini kazandırırlar. Hidrojen bağları genetik şifre molekülümüz olan ve her hücremizin çekirdeğine yerleştirilmiş olan DNA molekülüne, dönerek yükselen minare merdiveni gibi, çift spiralli bir suret verilmesinde istihdam edilir. Canlının temel yapı taşı olan proteinler, bu hidrojen bağları sayesinde katlanarak basit bir iplik halinden üç boyutlu yapıya, dolayısıyla fonksiyon görebilme özelliğine sahip kılınır. Hidrojen bağları bize âdeta şu mesajı vermektedir:

“Ey insan, bizim gibi akılsız ve zayıf elektron bağlarına son derece önemli işleri yaptıran Sâni-i Hakîm, acaba senden ne gibi vazifeler bekliyor? Sen de aciz ve muhtaç bir varlıksın. Kendini bir şey sanıp da ‘Ben yaptım’ deme sakın! Aciz ve muhtaç olduğunu kabul et. O Kudreti Sonsuza dayan ki yıkılmayasın! Hayatına şevk ve şükür içinde devam edebilesin.”

Vücudumuzdaki Su Dağılımı

Vücudumuzun %60–70’i, hücrelerimizin %70–95’i, beynimizin %80’i, kemiklerimizin %22’si, yağ dokumuzun %10’u sudur. Erkek üreme kanalından gelen üreme sıvısının (meni) %90’ı su, %10’u spermdir. Vücutta suyun olmadığı bir organ, bir hücre yoktur. Peki, %70’i su olan vücudumuz, hatta %94’ü su olan anne karnındaki bebek nasıl sağlam kalır? Hücrelerin sitoplazma denilen zarla çevrili sulu iç kısmında, protein iplikçiklerinden yapılmış çok ince bir hücre iskeleti mevcuttur. Su molekülleriyle koloidal (jelimsi) ve şeffaf görünümlü bir moleküler ağ teşekkül ettirilmiştir. Hamile bir kadının %72–75’i sudur. Doğumdan hemen sonra bu oran %60–65’e düşer. Anne karnındaki bebek, amniyon sıvısı içinde yüzen minik bir denizaltı gibidir. Yeni doğan bebeğin %90’ı sudur. 10–15 yaşlarında bu oran %70’lere, erişkin yaşlarda %60’a, yaşlılıkta ise %50’lere düşer. Yaşlanmak, ağaçların kuruması gibi, bir nevi su kaybederek kurumaktır. İnsan, yağlarının tamamını, proteinlerinin yarısını kaybetse yine yaşayabilir. Ancak %10–15 su kaybına bile tahammül etmekte zorlanır.

Her su molekülünün komşu üç molekülle ortaklığı, suya önemli fizikî özellikler kazandırmıştır. Bu sayede suyun buharlaşma ısısı çok yüksektir. Dolayısıyla su çabuk soğur, geç ısınır. Sıcak havalarda hücreler hemen ısınıp kaynamaktan korunmuş olur. Soğukta ise soğuyan suyu vücut zor ısıtacağından idrar ve bağırsak yoluyla hemen atar. Bu yüzden soğuk havalarda sık idrara çıkılır, bazen de ishal olunur.

Suyun Kokusu, Rengi ve Sesi

Su şeffaf ve kokusuz bir sıvıdır. Yaradılışı gereği insan suyu görünce mutlu olur. Suyu avucumuza alır, ama tutamayız. Kötü kokarsa “Bu su içilmez” deriz. Su sesi insanı rahatlatır. Bir çağlayan manzarasını tefekkür etmekten zevk alırız. Her köpük bir süre sonra sonra patlar ve kaybolur. Hava güneşli ise bu su köpüklerinin her biri, güneşi yansıtan bir ayna görevi görür. Yoksa her bir köpükte bir güneş var demek aklı başında bir insana yakışmaz. Doğan her canlı da köpük gibidir. Bir müddet yaşar ve gözden kaybolur. Ömür denilen yolculuğu boyunca yer, içer, hasta olur, şifa bulur. Allah’a aynalık yapar. Rızık veren (Rezzak), hayat verip hayatı devam ettiren (Hayy u Kayyum), şifa veren (Şâfi), her işi hikmetle yapan (Sânî-i Hakîm) Allah’a şükreder.

Denizin dalgaları, tsunamiler, denizdeki hayatlar ise Celil ve Cemil isimlerine pencereler açar. Su sesi hem bir tefekkür vesilesi hem de tedavi metodudur. Romalı Galen’in Bergama’da kurduğu hastanede psikolojik hastalıkları su sesi ile tedavi ettiği bilinmektedir. Günümüzde de bilhassa romatizmal rahatsızlıklar ve cilt hastalıklarında, suyun soğuk ve sıcak hallerinden istifade edilir.

İnsan vücudu cilt ile kaplanmış, içi su dolu bir balon gibidir. Yanık veya yaralanmalar sebebiyle cildimizin bütünlüğü kaybolursa su kaybederiz. Yanık alanı ne kadar büyükse su kaybı o kadar fazla olur. Kaybettiği sıvı (bazen günde 25–30 litre) hastaya verilmezse hasta kaybedilir. Vücut ter, idrar, solunum, gaita ile su kaybettiğinden sağlıklı bir kişinin kilo başına 40 ml kadar, yani günde en az 2 veya 2,5 litre su alması gerekir. Beynimizin hipotalamus kısmına yerleştirilen susuzluk ve ısı ayarlama merkezinin uyarmasıyla bazı hormonal mekanizmalar harekete geçirilerek su içmeye teşvik ediliriz.

Damarlarımızın iç yüzü endotel isimli hücreler ile astarlanmıştır. Kılcal damarlar, bir şehrin sınırlarındaki evlere su götüren borular gibidir. %85 oranında su ihtiva eden kanımızın bir mm3’ündeki yaklaşık 5 milyon alyuvar, 4–10 bin akyuvar ve 150–200 bin trombosit, plazma denilen sulu ortamda yüzdürülerek her hücrenin ihtiyacı için seferber edilir.

Su Dengesi

Bedenimizde hücrelere, hücreler arasına ve damarlara su giriş çıkışı olur. Vücut kompartımanları zarlar ile birbirinden ayrılmıştır. Bölmeden bölmeye su akışı şartlara göre değişir. Kandaki tuz oranı artarsa su absorbe edilir. Kandaki albümin proteininin seviyesi düşerse sıvı, damarlardan hücreler arasına kaçar ve bu yüzden ödem görülür, yani eller, ayaklar ve gözümüzün alt kısımları şişer.

Bedenimizdeki su; kalsiyum, magnezyum, demir, sodyum, potasyum, klor, çinko gibi elementler ve farklı görevleri olan proteinler, yağlar ve şekerleri ihtiva eden ve bunları ve muhtaç hücrelere ileten çok önemli bir taşıyıcı sistemdir.

Arı da Su İçer Yılan da

Hepimizin bir ruh hâli vardır. Bazen neşeli ve mutlu bazen de kederli ve elemli oluruz. Bu hâller de vücuttaki su ve hormon dengesini etkiler. Hoşgörülü, insaflı ve merhametli kimselerin organları daha sağlıklı çalışır; sürekli gerginlik yaşayan ve menfî hisler taşıyan kimselerin hormonal dengesi ise bozulur. Huzurdan uzak bir ruh hâleti, vücuttaki su dengesini olumsuz etkiler, tansiyonu yükselterek dokuları çabuk yıpratır. İyi veya kötü insan olmak elimizdedir. “Arı su içer bal akıtır, yılan su içer, zehir döker.” (Münâzarat).

hipotalamus: Talamusun altında yer alan ön beyin bölgesi.

trombosit: Kan pulcuğu.

Kaynaklar

Aleph, F. “The relationship between happiness and drinking water.” 2014. www.faena.com/aleph/articles/the-relationship-between-happiness-and-drinking-water/

Armstrong, L. E. ve E. C. Johnson. Water intake, water balance and the elusive daily water requirement. Nutrients 2018; 10(12); 1928.

Berg, J. M. ve ark. Stryer Biochemie. Heidelberg: Springer, 2013.

Pross, N. ve ark. Effects of changes in water intake on mood of high and low drinkers. PLoS One 2014; 9(4); e 94754.