İnsanlar toplanmış, heyecanla iki gökdelen arasında gerilen ipten, şehrin işlek caddelerinin birinin üstünde geçmekte olan cambaza bakıyorlardı. Cambazın elinde, dengesini korumaya yardımcı olan dört beş metre uzunluğunda bir çubuk vardı. Cambaz biraz sağa düşer gibi olsa seyredenler hep birlikte “Düşüyor, düşüyor!” diye haykırıyor, cambaz dengesini sağlayıp bir adım daha atınca “Oh!” diyorlardı. Herkes cambazın karşıya ulaşıp ulaşamayacağına odaklanmıştı. O anda aklıma cambaza ve bizlere bahşedilen “vücudumuzdaki son derece hassas denge sistemi” geldi. İmam Rabbani Hazretlerinin öğrencilerinden biri kendisinden ısrarla keramet göstermesini isteyince, hazret kalkmış ve dışarıya doğru yürümüş. Bunun üzerine diğer öğrenciler keramet isteyen öğrenciye kızacak gibi olmuş: “Hocamızı niye kızdırdın?”

Hazret, “Hayır kızmadım! Benden keramet istediniz, işte yürüyorum” demiş.

Yürüyebilmek, görebilmek, duyabilmek, dengemizi kaybetmeden adım atabilmek farkında olmadığımız bir keramet ve Allah’ın bir ikramı değil midir? Yürümek ve hareket edebilmenin, günlük işlerimizi sıkıntısız şekilde sürdürebilmenin en başta gelen şartlarından biri dengedir. Ne kadar mükemmel kas, iskelet ve nörolojik sisteme, yani organizmaya sahip olursak olalım, denge sistemimiz olmadan ihtiyaçlarımızı karşılayamayız.

Denge merkezi, beynimizin arka alt tarafında yer alan beyinciktir. Beyincik organizma içinden gelen verileri algılayarak fonksiyonların denge içinde devamını sağlamada vazife görür. Çoğumuz baş dönmesine maruz kalınca denge sisteminin ne kadar eşsiz bir sistem olduğunun farkına varırız. Bu mükemmel sistem sayesinde saatlerce ayakta durabilir, yürüyebilir ve koşabiliriz.

Denge için vücudumuzda üç farklı sistem koordineli şekilde çalışır: