Evinde mahpus, hapiste mahpus, hasta bedeninde mahpus bütün dertlilerin derdi var yüreğimde. Hz. Yusuf (aleyhisselâm) kuyudayken yüreğindeki sızı hiç dinmeyenim ben. Olanlara güç yetiremeyecek kadar küçük Bünyamin’im. Ne dilimin başka şey söyleyesi, ne kalemimin başka şey yazası var.

Bir kafes kuşu gibi ruhum. Kafesimin her bir telini özgürlüğe açılır umudu ile yokluyorum. Soruyorum kendime. Hangisiyim?

Derinlerde, bir bülbülün aşkını, bir de güvercinin anaçlığını buluyorum, ama kendimi bulamıyorum. Rengi belli belirsiz olsa da türü hiç belirmiyor. Beyazın üzerinde yumuşak renkler bir görünüp bir kayboluyor zihnimde.

Kafesinde bir oraya bir buraya uçuşup ümidini yitirmeyen bir kuşum ben. Renkli tüylerim, güzel kanatlarım var benim.

Kapılar açıldığında gidilecek yerlerin güzelliğini düşünüyorum. Zihnimde tavansız, duvarsız, mekânlar ve dupduru renkler canlanıyor.

İhtiyacım olan; bedenim için “nefes”, ruhum için “Hû”. Derin bir nefes alıp “Hû” ile geri veriyorum semaya. Dilimden düşen hecenin yükseldiğini, ciğerlerimin ise genişlediğini hissediyorum aynı anda. Kim demiş atomlar moleküller diye semaya yükselen. “Hû”lardan kurduğum özgürlüğüm…

Kalbimin atışını duyuyor, hatta görüyorum. Dinliyorum sükûtun içinden gelen sesi. Geri sayım için kurulmuş saatin tik taklarının sesi değil mi o? Tik-tak, tik-tak… Geçmişin elemini çağrıştırmak değil, sürenin bir sonunun olduğunu hatırlatmak vazifesi.

Bir iki damla yaş var gözümde ağırlığını hissettiğim, arkasında ise çağlayanlar. Bıraksam dünyayı yıkayacak gibi, tutsam kendimi…

“Radiytü billahi Rabben…” ruhumu huzur iklimine götürmüştü bir zamanlar. Yine böyle bir hâl üzereydim. “Razıyım Senden ve mukaddes lütuflarından” derken iyileştikçe iyileşmişti ruhum. Derdimin içinden dermanların Sahibi uzatmıştı yardım elini yine. İşimi kolaylaştır diye talep etmek yerine, dudağımda bir tebessüm ile “kulunum Senin”, ”Razıyım muamelatından” derken bulmuştum kendimi o gün.

Bugün yine haykırasım var. Bütün dertliler adına “Hû” deyip… Yürekten, anlattıkça anlatasım var, bu yolda yüreğim çatlayınca kadar.

Bugün masum Ahmet’in annesi, toprağın bağrındaki fidan, şehit Murat’ın ablasıyım. Doyasıya sarılma arzusu var yerini hiçbir şeyle dolduramadığım. Bugün gidenlerle giden, kalanlarla ağlayanım. Bugün binlerim, on binlerim; isimsiz, sıfatsızım bugün.